Revision 11426565 of "Akıncı" on trwiki

{{Diğer anlamı|Akıncılar (anlam ayrım)}}
{{düzenle|Aralık 2007}}
{{taraflı}}
[[Dosya:Sueleymanname akinci2.png|thumb|250px|Akıncı]]
[[Dosya:AkincilarMezari.JPG|thumb|250px|Budapeşte Akıncılar Mezarlığı]]
'''Akıncılar''', düşman bölgelerine Allah rızası için akınlar düzenleyen Türk kökenli düzensiz süvari gönüllüleriydi. Akıncılar 14-16. yüzyıl boyunca [[Osmanlı Devleti yükselme dönemi | Osmanlı genişlemesi]] için hayati öneme sahiptiler. Akıncılar, yakaladıkları esirlerden aldıkları bilgileri merkeze iletirlerdi. Akınlar, katılan akıncı sayısına göre isimler alırdı. 100 kişiden az akıncıyla yapılana [[çete]], 100’den fazla kişiyle yapılana [[harami]]lik, akıncı beyinin kumandası altında yapılana ise, [[akın]] denirdi.

Akıncılığın temelinin [[Osman Gazi]] döneminde, [[Köse Mihal]] tarafından atıldığı söylenir. Orhan Gazi zamanında daimî piyade ve süvari askerlerinin teşkiline kadar hep akıncılar kullanılmıştır. Osmanlı [[uç beyliği]] 'nin kısa sürede devlet hâline gelmesi de, akıncılar sayesinde olmuştur. Akıncılığın bir ocak şeklinde kurulmasında [[Evrenos Bey]]in büyük emeği olmuştur.

İlk zamanlar akıncı beylerinin çoğu, Osman Gazinin yoldaşları olan kumandanların çocuklarıydı. Akıncı beylerinin yetkileri çok geniştir, onlar istediklerini ocağa alır istemediklerini de ocaktan çıkarabilirlerdi. [[Divan-ı Hümâyun]] bu işlere hiç karışmazdı. Çok güvenilen akıncı beyi büyük bir yetkiye sahipti, emirleri doğrudan doğruya padişahtan alırdı.

Akıncı beylerinin rütbeleri sancak beyi seviyesindeydi. Akıncı eri, yüzlerce defa canını ortaya koyduğu için, diğer birçok ocağın subayından imtiyazlıydı. Akıncılar içerisinde [[fedai]], [[dalkılıç]], [[serdengeçti]], [[deli]], [[azap]], [[gönüllü]], beşli gibi şahıs ve grup isimleri vardı. [[16. yüzyıl]] sonlarında 40 bin olan akıncı mevcudu, zaman içerisinde artma ve azalmalar göstermiştir.

Silâh ve teçhizatları uygun olmadığından, akıncılar kale kuşatmasına katılmazlardı; ancak akıncı fedâilerinden serdengeçtiler, kuşatılmış kaledeki düşmanın arasına dalarlardı.
Akıncılar, sürekli ordu birliklerine dahil değildir. [[Rumeli]]’de [[serhat boyları]] 'na yakın yerlerde yaşayan akıncılar, sınır bölgelerinde pürüz çıkaran [[düşman]] memleketlerine âni baskınlar tertipleyerek onları yıpratırlardı.

Bu gruplar içerisinde en ilginci ‘deli’ adı verilendir. Bu süvariler, 15. yüzyıl sonlarından itibaren istihdam edilmişlerdir. Önceleri sadece Avrupa’daki sınır boylarında kullanılan deliler, ‘bayrak’ adı altında 60’ar kişilik ocaklara ayrılırdı. Başlarındaki kumandanlarına [[Delibaşı]] denirdi. Delibaşın altında gönüllü ağası ve bölük ağası gibi zabitler vardı. Deli süvarisi olmak isteyen, cesaretiyle kendini ispatlamak zorundaydı. 16. yüzyılda kurt, sırtlan, pars gibi vahşi hayvan derilerinden yapılmış elbiseler giyen delilerin, atları da akıncılarınki gibi çevik ve dayanıklıydı. Delilerin silâhları ise, akıncılarınki gibi [[kılıç]], [[kalkan]], [[mızrak]], [[balta]] ve [[bozdoğan]]dı.

Akıncılığa kabul edilmek çok zordu. Bunun için doğrudan doğruya gönül rızası gerekirdi. Zîrâ kötü bir akıncı, birliğin mahvına sebep olabilirdi. Çok süratli intikâl, seri hareket, harikulâde süvarilik, fevkalâde silâhşorluk bu işin olmazsa olmazlarındandı. Bazı istisnalar haricinde akıncılık, babadan oğul’a geçerdi. Akıncılar savaş zamanlarında ordudan önce düşman arazisine girerek, orduya yol açar ve kurulması muhtemel pusuları bozardı. Akıncılar düşman topraklarına girecekleri zaman, kademeli olarak birkaç bölüme ayrılır, ilk kuvvetin karşısına mukavemet eden bir düşman çıkarsa, arkadakiler yetişip ona yardım ederdi. Akıncıların hücumları âni ve sert olduğundan, hemen her zaman düşman kuvvetlerini sarsıp dağıtırdı. Ayrıca ordunun yolu üzerindeki hububat muhafazasını sağlamak, esirler vasıtasıyla düşmandan haber toplamak, köprü ve geçit gibi yerleri emniyet altında tutmak da akıncıların vazifeleri arasındaydı.

Akıncı olabilmenin şartlarından birisi de, Türk olmaktı. Devşirmelerin devletin her kademesine, hatta sadrazamlığa kadar, yükselebilme imkânı varken, akıncı olmaları imkânsızdı. Bir akıncı adayı; [[imam]], köy [[kethüda]]'sı veya dürüst birini kefil göstermek zorundaydı.

Akıncı ordu birlikleri diğer ordu ocakları gibi komuta kademesine bölünürdü. Her on akıncıyı [[onbaşı]]; yüz akıncıyı [[subaşı]]; bin akıncıyı da [[binbaşı]] komuta ederdi. Bir hareketin akın adını alabilmesi için, bu akına beyinin katılması gerekiyordu. Bu komuta zincirini, bütün kuvvetlerin başında olan akıncı beyi tanımlardı. Akıncı beyini devlet tayin ederdi. Bu önemli kumandanlık uzun süre [[Mihaloğlu]], [[Evrenosoğlu]], [[Turhanoğlu]], [[Pehlivanoğlu]]{{kaynak göster}} ve [[Malkoçoğlu]] gibi ünlü akıncı ailelerinde kalmış ve babadan oğula intikal etmiştir. Mihaloğlu, [[Sofya]]’da; Evrenosoğulları, [[Arnavutluk]]'ta; Turhanoğulları, [[Mora]]’da; Pehlivanoğulları, [[Kafkasya]]'da; Malkoçoğulları da [[Silistre]] dolaylarında bulunurlardı. Osmanlı’da akıncılar, merkezî idareye bağlı değildi, sınır boylarında ocaklar hâlinde teşkilâtlandırılmıştı. Her mıntıkanın kumandanı ayrıydı ve akıncılar mensup oldukları sülâlenin ismiyle anılırdı.

Akıncıların en yiğitleri ‘[[dalkılıç]]’ ve ‘[[serdengeçti]]’ adı ile anılırdı. Bunlar akıncıların fedai kısımlarıydı. Bu fedailerin düşman içine dalmak ve mahzûr bulunan bir kaleye girmek gibi çok zor görevleri vardı. Bu yiğitlerin çoğunun böyle bir vazifeden geri dönme ihtimalleri azdı. İhtiyar [[Cezzar Ahmet Paşa]] karşısında ilk yenilgisini tadan [[Napolyon]]’un şu sözleri, [[Osmanlı]] askerini anlamak açısından mânidârdır: “Osmanlı askerini dalkılıç olmaya mecbur edecek kadar sıkıştırmak el vermez, bir kere dalkılıç olmayı göze almış birkaç yüz adam meydana çıkarsa, mağlup olmamak mümkün değildir.’

Akıncılar, ordunun genellikle beş günlük mesafe ilerisinde yol alırlardı. Bir düşman ordusuna dalmak gerektiği zaman, bu vazifeyi yapacaklar ordudan ayrılır, düşmanı vurmak icabeden yere kadar giderler, âni ve şiddetli şekilde düşman saflarına dalarlardı. Bunun neticesinde düşman şaşırır ve bozguna uğrardı.

Düşmanın iktisadî ve mânevî yapısını alt üst ederek savaşın kazanılmasında önemli rol oynayan akıncıların akın taktiği şöyleydi: Akıncı ordusu belirli bölümlere ayrılır, ayrılanlar da daha küçük birliklere bölünerek yollarına devam ederdi. Sefer yapılacak ülkede her birliğin ele geçireceği şehir ve kasabalar önceden kararlaştırılır, dönüşte birlikler gene belirli yerlerde, fakat daha önce ayrıldıkları mevkilerde olmamak üzere birleşerek, vatan topraklarına dönerdi. Bu durum düşman ülkesini korku içerisinde bırakırdı. Kasırgalar gibi esip geçen akıncıların, ne zaman, nerede ortaya çıkacakları hakkında yüzlerce söylenti çıkardı.

Devlet tarafından akıncıların isimlerini, eşkallerini ve [[tımar]]a (toprağa) sahip olanların listelerini gösteren bir defter tutulurdu. Defterler iki nüsha hâlinde tanzim edilir, bunlardan biri merkezdeki defterhanede, diğeri de akıncıların bulundukları eyalet veya sancakların [[kadı]]lıklarında muhafaza edilirdi. Böylece herhangi bir yolsuzluğa meydan verilmezdi. Her akın sonunda şehit veya malûllerin yerine, kuvvetli gençler akıncı olarak kaydedilirdi. Akıncılara tahsis edilen bir maaş yoktu. Elde ettikleri ganimetlerin 1/5’ini [[pençlik]] ([[humus]]) vergi olarak verdikten sonra, kalanlarla geçimlerini temin ederlerdi. Bazılarının ise tımarları (işleyebilecekleri toprakları) vardı.

Akıncıların atları hızlı, dayanıklı ve süratli olanlardan seçilirdi. Akıncılar sefere çıkarken yanlarında dört-beş at götürürler, yorulan atları konak yerlerinde bırakarak, hız kaybetmeden yollarına devam ederlerdi.

Uzun mesafeleri, kısa sürede koşabilecek şekilde yetiştirilen ve birçok meziyeti olan akın atlarının eskisi kadar yetiştirilememesi, bu teşkilâtın zayıflama sebeplerindendir. Fetihler döneminin sona ermesi ve duraklama devrinin başlaması ile akıncılar görülmez olmuştur. [[1595]] yılında [[Koca Sinan Paşa]]'nın [[Eflak]]’ta [[Prens Mihal]]’e yenilmesi üzerine [[Tuna]]’nın öte yakasında kalan akıncıların ve akın atlarının pek çoğu telef olmuştur.

16. yüzyıldan itibaren sayıları iyice azalan akıncılar, geri hizmetlerde kullanılmaya başlanmıştır. Akıncıların yerini bu dönemden sonra [[Kırım Hanları]]'nın emri altındaki [[Tatar]] askerleri almıştır. Akıncı adı [[1826]] yılında resmen ortadan kalkmıştır.

[[Kategori:Serhat kulu]]

[[bg:Акънджии]]
[[ca:Akindji]]
[[cs:Akincijové]]
[[de:Akıncı]]
[[en:Akıncı]]
[[hr:Akindžija]]
[[hu:Akindzsi]]
[[it:Akinci]]
[[ka:აკინჯები]]
[[lt:Akindžiai]]
[[pl:Akindżi]]
[[ru:Акынджи]]
[[sh:Akindžije]]
[[sk:Akindži]]
[[sr:Акинџије]]
[[sv:Akıncı]]
[[uk:Акинджи]]