Difference between revisions 33994 and 33995 on trwikibooks

'''İhya-u Ulumi'd Din''', [[El Gazali|Gazali]]’nin en çok bilinen ve en büyük eseridir. Bu kitapta fıkıh ve tasavvuf konuları ele alınmıştır. Dört kısımdan oluşur. Kitap yazılışından bu yana İslam aleminde çok okunan kitaplar arasındadır. Kitaba dair çeşitli şerhlerde yazılmıştır.

Bu kısımda '1. Cilt: İbadet' yayınlanmaktadır.

==İlim Kitabı ==
===İlmin, ilim öğretmenin ve ilim öğrenmenin fazileti ve bunlara dair akli ve nakli deliller===
(contracted; show full)

Bunlar, fıkha ait hükümlerdir. Zengin bir kimsenin bunları mutlaka bilmesi lazımdır. Fakat bazen çok garip hadiseler vaki olmaktadır ki bunlar, bu bilgilerin dışındadır. İşte bu gibi hadiselerin bilinmesi gerekirse, fetva sormaya güvenip bir miktar bilgi ile yetinebilir.

=== Zekâtın Verilmesi, Zâhirî ve Bâtınî Şartları ===
Zekât veren kimsenin şu gelecek beş şartı gözetmesi farzdır:

<big>1.		  Niyet</big><br />
Farz olan zekâtı verdiğine kalben niyet etmelidir. Hangi malın zekâtını veriyorsa, onu tâayin etmesi gerekmez. Eğer kaybolmuş bir malı varsa, 'Bu eğer sağlamsa kaybolmuş malımın zekâtıdır. Şayet sağlam değilse, sadaka olsun' denilmesi câaizdir. Böyle demese de mutlak şekilde 'Zekât olarak çıkarıyorum' dese bile hüküm yine böyledir. (Yani malı sağlamsa zekât, değilse sadaka olur). Velîinin niyeti, mecnûun ve çocuğun niyeti yerine kâaim olur. Malının zekâtını vermeyenlerden zorla zekât alındığı takdirde devlet başkanının niyeti, mal sâahibinin niyeti yerine geçer. Bu niyet ancak dünya ahkâamında geçerlidir; yani sultan ikinci bir zekât alamaz. ÂAhirette ise, bu niyet mal sahibine fayda vermez. Hatta ikinci bir defa, kendi arzusuyla zekâtını vermedikçe de mânevî sorumluluktan kurtulamaz. (Ancak tevbe ile kurtulur).

. Zekâtın verilmesi hususunda vekil tuttuğu zaman niyet eder veya vekili, ikinci bir vekil tuttuğu zaman niyet ederse, kâafidir. Çünkü niyette vekil edinmek, niyet demektir.

<big>2.		Sene Sonunda Zekâtı Hemen Vermek</big><br />
Fıtr zekâtı, Ramazan bayramı gününden sonraya bırakılmamalıdır. Fitre zekâtı, Ramazan ayının son gününde güneşin batmasıyla vâacibp olur. Fitre zekâtının acele verilmesinin vakti, bütün Ramazan ayıdır.


Verecek kudrette olduğu halde zekâtını erteleyen kimse günahkâr olur. Eğer bu fırsattan sonra malı (semavî veya arzî bir felâketle) yok olsa, zekât farizası sâkıt olmaz. Kendilerine zekat verilebilecek kimseler bulunduğu takdirde, zekâtın edâ edilmesi imkânı doğmuş demektir. Eğer verilecek kimse olmadığı için, zekât ertelenir ve bu arada mal da zâyi olursa, zekât sorumluluğundan kurtulmuş olunur. Zekâtı vaktinden önce vermek ancak şu şartlarla câizdir: A) Kâmil nisabdan sonra, B) Senenin başlamasından sonra.

Acele ederek iki senenin zekâtı vaktinden önce verilebilir. Ancak bu zekâtı alan fakir, sene tamam olmazdan evvel ölür veya (maazallah) dinden çıkar veya aldığı bu zekâtın dışında başka bir servet ile zengin olursa veya zekâtı verenin ana malı telef olursa veyahut zekât sahibi ölürse, verilen zekât sayılmaz. Geri alınması da mümkün değildir. Ancak verirken 'Şayet zekâtlıktan çıkaran herhangi bir sebep zuhur ederse, bu malı geri almayı şart koşuyorum' dediği takdirde geri alabilir. Bu bakımdan zekâtını vaktinden önce veren bir insan, hâdiselerin sonunu ve selâmetle neticelenmesini gözetmelidir.

<big>3. Zekâtı Bedelen Değil, Aynen Ödemek</big><br />
Zekat olarak verilmesi gereken malın kıymet itibarıyla bedelini değil, aksine açık nassla hangi malın zekâtının verilmesi emredilmişse o malın aynısından zekât vermek gerekir. Bu bakımdan altın yerine gümüş, gümüş yerine de altın verilmez.

İmam Şafiî'nin bu husustaki gayesini iyi kavrayamayanlardan, bu hususta kolaylık göstererek, 'Zekâttan gâaye ihtiyaç kapısını kapatmaktır' diyerek bedelin verilmesine taraftar olanlar da çıkabilir; fakat böyle kimseler, fıkhi meselelerin sırlarını idrâk etmekten çok uzaktırlar. İhtiyacı ortadan kaldırmak şâriin maksududur; fakat bütün maksud da bundan ibaret değildir.

Şer'î vâcibler üç kısma ayrılır:
Bir Taabbüdî Emirler
(contracted; show full) kadar kıymeti verilsin' demedi? Neden iki koyun ile yirmi dirhem takdir etti? Oysa elbiseler ve diğer bütün mallar da para ve koyun mânâsındadır. İşte buna benzer tahsisler delâlet eder ki, zekât da tıpkı hac gibi, taabbüdî mânâlardan hâli değildir; fakat zekâtta, hacdan ayrılan şöyle bir taraf vardır: Zekâtta hem taabbüdî, hem de taak-kulî mânâlar bir araya gelmiştir. Zayıf zihinler bu iki mânâdan oluşan ibâdetlerin (zekât gibi) idrâkından zorlanırlar. İşte bu konudaki hatalar buradan gelmektedir.


<big>4.		  Zekâtı, Bulunduğu Belde Dışına Çıkarmamak</big><br />
Zekât başka bölgelere çıkarılmamalıdır; çünkü her memleketin fakirleri o memlekette bulunan malların zekâtını beklemektedirler. Zekâtı, bulunduğu yerden nakletmek, orada bulunan fakirleri mahrum etmek demektir. Ancak bir fetvâaya göre eğer nakleder ve başka memleketlerdeki fakirlere verirse zekat farizası yerine getirilmiş olur. Bütün bunlara rağmen ihtilâaflardan ve şüpheden sakınmak en iyisidir. (Yani zekâtı, malın bulunduğu memleketin fakirlerine vermek daha evlâdır). Bu bakımdan her malın zekâtı bulunduğu memlekette verilmelidir. Bununla beraber zekâtın, o memlekette bulunup da oralı olmayan fakirlere verilmesinde de bir beis yoktur.

<big>5.		Zekâtı, Kur'an'ın Belirlediği Sekiz Sınıfa Taksim

  Etmek</big><br />
Zekât, malın bulunduğu memleketteki, kendilerine zekât verilecek sınıfların adedine göre taksim edilmelidir; çünkü mevcut sınıfların tamamına vermek vâacibpdir. Şu âayet-i celîilenin zâhiri de böyle bir vücûbu gerektirmektedir:
:Sadakalar (zekâtlar), Allah tarafından bir farz olarak ancak şu sınıflar içindir: Fakirler, miskinler... (Tevbe/,60)

Zekât, ölüm döşeğinde bulunan bir kimsenin 'Malımın üçte biri fakir ve miskinlere olsun' demesine benzer. Bu söz, o memlekette bulunan fakir ve miskinlerin hepsinin bu malda ortak olmalarını gerektirir; zira ibadetlerin zâhirlerine hücum etmekten korunmak gerekir.

Kendilerine zekât verilecek sekiz sınıftan şu ikisi hemen hemen bütün İslâm memleketlerinden kalkmıştır:
a)		Müellefet'ül-Kulûb
b)		Âmiller (zekâtı toplayan memurlar)

Şu dört sınıfsa bütün memleketlerde mevcuttur:
a)		Fakirler
b)		Miskinler
c)		Borçlular
d)  Yolcular

Diğer iki sınıf olan gaziler ve kendileriyle akd-i kitâbet yapılan köleler ise, İslâm'ın yalnızca bazı beldelerinde bulunmaktadırlar. Bu bakımdan o memlekette bu sekiz sınıftan meselâ beş sınıf mevcutsa, kişi malının zekâtını beş eşit kısma veya az farkla beş kısma taksim edecek ve böylece her sınıf için bir kısmını ayıracaktır. Sonra da her kısmı, üç veya daha fazla paylara taksim edip o sınıf içindeki fertlere eşit veya farklı bir şekilde dağıtacaktır. Aynı sınıf içindeki fertlere eşit bir (contracted; show full)

Bu sırra binaendir ki Ebubekir Sıddîk (r.a) malının tamamını, Ömerül Faruk da yarısını Allah yolunda sadaka vermişlerdir.11
Hz, Peygamber malının yarısını getiren, Hz. Ömer'e şöyle sorar:
-
		  Çoluk çocuğuna ne bıraktın?
-		  Getirdiğim malın bir mislini de onlara bıraktım.
Hz. Peygamber aynı suali Hz. Ebu Bekir'e sorduğunda o şöyle cevap verir:
-		Çoluk çocuğuma Allah ve Rasûlü'nü bıraktım.
Bunun üzerine Hz. Peygamber şöyle buyurur:
-		İkiniz arasındaki fark, sözlerinizin arasındaki fark kadardır.

Sıddîk-ı Ekber (r.a), sadâkatin tamamını yerine getirdi ve yanında, mahbub-u hakîkisi olan Allah ve Rasûlü'nden başka hiçbir şey bırakmadı.

(contracted; show full)

3.Üçüncü grup, farz olandan ne eksik ve ne de fazla vermeyenlerdir. Bu da dinen en küçük rütbeyi gösterir. Halk tabakası, cimri ve mala meyilli olduklarından ve âhiret sevgilerinin zayıf olmasından dolayı bu derecede istikrâr bulurlar; yani farz olandan başkasını vermezler. (Nitekim buna işâreten) Allah Teâlâ, Kur'an'da şöyle buyuruyor:
Eğer 
(-Allah)- sizden malların hepsini isteyip de sizi (-buna)- zorlasaydı cimrilik edip vermezdiniz. (-Böylece Allah)- kinlerinizi de meydana çıkarırdı. (Muhammed/, 37)

Malını ve nefsini Allah'a verip karşılığında cennet alan bir kul ile, cimriliğinden dolayı malını Allah'a vermekten çekinen kul arasında nice dereceler vardır. Allah Teâlâ'nın, kullarına, mallarını kendi yolunda harcamalarını emretmesinin mânâlarından birisi de budur.
B) İkinci mânâ ise, onları cimrilik sıfatından temizlemektir; zira cimrilik, insanı helâk edici sebeplerden birisidir.

Hz. Peygamber şöyle buyuruyor:
Şu üç şey, helâke götürücüdür:
a) İtaat edilen cimrilik,
(contracted; show full)
sahihtir,
25)	Bu yoruma göre Cerem kelimesi kazanmak mânâsına gelmiş olur.
26)	Ebu Dâvud, Tirmizî, (Ebu Said'den)
27)	İbn Mübârek, (Ebu Said'den)
28)	İbn Mübârek, (Cüveybir'den, Dahhâk'dan mürsel olarak)
29) Irâkî, bu hadîsin esasına rastlamadığını kaydetmiş ve İbn Mende'nin zayıf bir senedle İbn Ömer'den rivayet ettiğine işaret etmiştir.
30) İmam Ahmed ve Taberânî, (Esved b. Serî'den zayıf bir senedle)



=== Zekâta Müstehak Olmanın Şartları ve Zekât Almanın adabı ===
Zekâta ancak Benî Hâşim ve Benî Muttalib soyundan olmayan hür bir müslüman müstahaktır. Zekâta müstahak olan bu müslümanda Allah Teâlâ'nın kitabında zikredilen sekiz sınıfın özelliklerinden birisi mevcuttur. Bu bakımdan zekât, kâfire, köleye, Benî Hâşim ve Benî Muttalib'e mensup bir kimseye verilemez.

(contracted; show full)122)İbn Mâce
123)Ebu Mûsâ el-Medenî


== Dipnotlar ==
<div class="references-small">
{{kaynakça|2}}
</div>