Difference between revisions 49681 and 49682 on trwikisource

{{düzenle}}{{eser1
| önceki      = [[../Bölüm 1|Bölüm 1]]
| sonraki     = [[../Bölüm 3|Bölüm 3]]
| başlık      = [[../]]
| bölüm       = Bölüm 2
| eser sahibi = Barbaros Hayreddin Paşa
| notlar      =
}}
(contracted; show full):—  Pek makul. Hoş geldiniz, safa geldiniz, Kaptanlar. Ocak sizindir.
        
Diyerek bize çok izzet ü ikramda bulundu, hatırlarımızı aldı.


== Halk-ul Vad burcu ==


Bize Halk-ul Vad diye anılan burcu kışla olarak bıraktı. Üçümüzü de yüksek ulufe ile yazıp tayınlarımızı verdi. Biz de Bey ile ahd-ü eman eyledik.

Buna göre:

"Allah Teala ganimet-i küffardan her ne ihsan ederse sekizde birini pencik, ellide birini liman hakkıdiye verelim. Bu minval üzere razı isen, inşallah vilayetin mamur olmasına elimizden geldiği kadar çalışırız. Ve eğer istemezseniz ona göre cevap isteriz."

Dedik.

Tunus Beyi ise:

"Behey oğullar! Tek hemen Allah Teala size selamet ve ganimet ihsan eylesin. Bana verilmesi adet olan şey bile size sıhhatler olsun."

Dedi.

Bu minval üzere kavl ü karar eyledik.

Bunun üzerine kışı geçirmek için Halk-ul Vad denen burca yerleştik. Tekneleri ölü denize bağlayıp mühimmatlarını mahzenlere doldurduk. Kendimiz zevk ü safa, ibadet ü taat ile vakit geçirdik.

'''Bir yürük korsan perkendesi'''

Bahar gelip nebatat alemi yeşillerle müzeyyen oldukta, gayri teknelerikalafatedip yağlamaya başladık. Üç pare bizim, iki pare de Tunus teknesi olmağın cümlesi beş pare tekne hazır oldu. Bir mübarek saatte gazaya teveccüh edip yola çıktık. Benim teknemin önüne, yürüklükte iz kor yok idi. Cümlesinin başında giderdi. Gezerek Sardunya adası üzerine vardık. Orada bir korsan perkendesi aldık. Onu da donatıp kendimize ayakdaş eyledik. Elli kafir esir aldık. Eğer benim tekne olmayaydı, bu perkendenin tutulması mümkün olmazdı. Bu perkendenin ne kadar yürük olduğunu şuradan anlamalı ki: Ben yetişip, çatıp, döğe döğe bi-avn-i Huda mayna ettirip aldım. İçine aktarmacı koyup, perkende ile birlikte dönüp, ayakdaşların yoluna çıkıp, forsa da kullandığım halde ancak fecir vaktinde onlarla buluşabildim... Kafir teknesini kovalarken bu kadar açılmışız. Oruç Reis, Yahya Reis ve Tunus teknelerinin reisleri sandal indirip benimkine geldiler. "Gazanız mübarek olsun!" dediler. O gün sofra kurup, yiyip içip, gülüp oynadık.

'''Keşiş dağı gibi barça'''

Biz böyle benim teknede zevk ü safamızda iken, nerden çıktıysa, büyüklükte Keşiş dağı gibi bir barça huzur etti... Rüzgar üstünde bizden yana gelirdi. Rüzgar altına geçince ardınca gitmek için herkes gemisine geçti. Benim, Deli Mehmet Reis namında bir eski kafadar dostum vardı. onu, aldığım perkendeye reis eylemiştim. Gayet gemici bahadır bir yiğit idi. Hasılı benim tutar elim ve görür gözüm idi... Ne çeşit bir Deli Mehmet olduğunu burada da gösterdi. Reisler, teknelerine gitmek için davrandıklarında, bu Deli Mehmet ayağa kalkıp:

"Ey kaptan babalar! Eğer emriniz olursa, şu barçaya ben duacınız gideyim. Siz zevkinizde olunuz."

Dedi.

Onlar da:

"Pek makul Deli Mehmet! Var Allah yüz aklığı müyesser ede!"

Dediler.

Amma barça hayli uzayıp, teknesini saklamalı olmuştu. Deli Mehmet dahi iki çemberi yisa edip apazlamadan, barçanın ardınca aç kurt koyuna salarcasına salıp, bir anın içinde Deli Mehmet de tekneyi saklamalı oldu.

''' Ağamın kumandayı bana bırakması'''

Biz de dört tekne ile az yelken açıp aheste aheste onun kaybolduğu tarafa doğrulduk. Hem yolumuza gider hem de Deli Mehmet'i nezaketle korurduk. Kumanda benim elimde idi. Ağam Oruç Reis yaşça benden büyük olduğundan kumandayı ona verdikse de, Ağam:

"Senin derya işlerinde malumatın benden çok ve tedbirin de ferasetin de benimkinden artıktır."

Diyerek gönül rızası ile kumandayı bana bırakmıştı... Biz Deli Mehmet'in ardınca aheste aheste gide duralım. Acaba bu sırada Deli Mehmet'in ahvali ne idi?

'''Kafirlerin cümlesi kaçmış'''

Deli Mehmet barçaya yetişmiş, içinden kimse görünmemiş. Barçaya çatıp yukarı çıkmışlar. Bakmışlar ki kafirlerin cümlesi kaçmış, dümeni bağlamışlar. Deli Mehmet ve leventleri de barçaya geçip, kendi gemilerini barçanın kıçına bağlayıp yelkenleri kandilisaya bağlayıp suyumuza gelip bizi bekler olmuşlar. Barçanın yükü ise buğday imiş. O sene Tunus'ta buğday yoktu. Bizim tekneler barçanın yanına varınca Deli Mehmet'i selamlayıp:

"Gazan mübarek olsun." dedik.

Yükünün buğday olduğunu öğrenince çok ferah ettik. Aktarmayı ertesi gün Tunus'a göndermeye karar verdik. O gece tekneli teknesine gitti. Hikmet-i Hüda, sabahleyin iki barçaya daha rastlayıp, onları da aldık. Birisi bal, zeytin, peynir ve birisi Cenova'dan çıkma kemha ile tüfhenk demiri yüklü idi. Elhasıl herşeyden birer miktar alıp, kırk ambar haline geldik. Tunus'a üç tane dağ gibi aktarma ve bir korsan perkendesi dolu ganimet ile bocalayıp, selamet ve ganimetle yirmi bir günde vardık. Toplar, tüfhenkler atarak, şenlik şadmanlık ile gelip dahil olduk.

'''Buğdayı fukaraya dağıtmamız'''

Bütün gaziler tok doyum oldular. İçinden penciği ve liman hakkını çıkarıp geri kalanını karındaşlar gibi pay eyledik. Buğdayın ise yarısını tekneler için alıkoyup öteki yarısını fakir fukaraya sadaka dağıttık. Öyle ki Tunus'un fakiri fukarası:

"Allah size yardım etsin, ey mücahitler!"

Diye alkış edip:

"Allah Teala bu gazileri rahmet gönderdi. Gelişleri beldemize rahmet oldu."

Derlerdi.

Dört ayakdaş reis, o kış da Tunus'ta kışlayıp baharı bekledik. Bahar günleri gelip, alem yeşillikle müzeyyen oldukta, teknelerimizi kalafat edip yağladık: Mübarek bir saatte beraberce kalkıp sefere açıldık.

'''Asker dolu bir baça'''

Onüçüncü gün deyince İspanya yakasına gider bir barçaya rastladık. Sultat yüklü idi. İçinde iki büyük kafir varmış. Her biri bir vilayete zabit gönderilmiş imiş. Barça da en az üç dört yüz kafir var idi. Barça bizim tekneleri köpek yerine saymayıp yoluna devam etti. İçinde sultat çok olduğundan çekinmezdi. Hemen Oruç Reis'e varıp, yanaşıp selamladım:

"İnşallah karındaş, nasibimiz budur. Hemen senin sancaktan, Yahya ile Deli Mehmet iskeleden gidelim. Hayır ola!"

Dedim.

Öylece yaptık. Allah'ın izniyle rüzgar da kesilip süt limanlık oldu. Hemen nusret-i Huda ve mucizat-ı Mustafa, altın işlenmiş ibrişim sancaklarımızı dikip, toplarımızı attık. Gülbank-i Muhammedi çekip vogavento edip barçanın altına sokulduk. Kafir üzerimize öyle bir taş açtı ki, tarif olunmaz. Dört tekneden yetmiş seksen adam şehit oldu. Sözü uzatmayalım iki tekne sancaktan iki tekne iskeleden altı kere çattık. Altısında da kafir, tekneleri geriye püskürttü. Yedinci defa da güç bela fetih müyesser oldu. Barçayı aldık, amma gazilerin analarından emdiği süt damaklarından lezzet verdi. Dört tekneden yüz elli şehit ile seksen yaralı vardı.

'''Oruç Reis'in yara alması'''

Barçada dahi gemici sultat, beşyüz yirmibeş kafirden yüzseksenüç kafir ve iki zabit sağ kalmışlardı. Geri kalanı hep cehenneme gittiler. Bu gazada Oruç Reis de öldürücü yara aldı. Savuşturuncaya kadar çok zahmet çekti. Barçayı zapt ettik, içine aktarmacı koyup otuz üç günde Tunus'a döndük. Tunus halkı ettiğimiz bunca bahadırlıkları görüp tahsin eylediler. Aktarmada olan eşyayı çıkarıp satıp, yine karındaşlar gibi pay eyledik. Barçadan ayrıca bir kızoğlan kız, yetmiş seksen papağan, onbeş yirmi doğan, zağar ve samsum çıkmıştı. Bunları hepimiz adına Tunus Beyi'ne hediye verdik. Azim makbule geçti.

'''Kafirlerin telaşı'''

Ele geçirdiğimiz barçanın haberi kafir yakasına vardıkta, o iki büyük kafirden ötürü yas ve matem eylediler. Hızır ve Oruç Reis isimleri, kafir yakalarında nam ü şan vermeye başladı. Büyük kafirler ve kaptanları bir araya gelip, aralarında müşavere eylemişler:

"Hristiyan düşmanı iki yılan peyda olmuş, ikisi de bir karındaş imiş. Birisine Hızır Reis ve birine Oruç Reis derler imiş. Şimdi yılan ejderha olmadan başlarını ezmeye bakalım. Yoksa bunlar gittikçe kalınlanırlar. Sonra iş müşkül olur."

Demişler.

Bu fikri isabetli bulup on tane mükemmel kadırga donatıp, içine yarar sultatlar koyup çıkmış, Cenova taraflarına doğru gitmişler.

'''On perkende bizi ararmış'''

Biz ise bahar gelince adet üzere tekneleri yağlayıp, dört tekne ayakdaş olmak üzere, Tunus'tan ayrılıp "Cihad fi sebilillah" gaza için denize açıldık. Niyetimiz Cenova taraflarına doğru gitmekti. Amma gör hikmeti sen ki, bizi bir fırışka gündoğrusu poyraz alıp götürdü. Biz de önüne düşüp gittik. Cezair'e yakın Becaye denen kalenin açığında Delikli Taş denen mevkide lenger-endaz olup orada yattık. Bu sıralarda kafirler de Cenova tarafına gitmiş, bizi bulamamışlarmış. Arar dururlarken, bizleri Becaye'ye getiren fırışka gündoğrusu poyraz kafirlere de erişip, onları da Becaye semtine getirdi. Birden, on parça büyük perkendenin görüne düştüğü haber verildi. Bunların bizi arayan korsanlar olduğunu anladım. Reislere:

"Şimdi bu kafirlere kaçamak yüzü gösterip, top altından gereği kadar denize açıldıktan sonra hücum etmek lazımdır. Kazlar ne kadar zor olsa da hepsine bir şahin yeter, demişler."

Dedim.

Muvafık görüp, hepsi hemen demir alıp, yelken kürek kaçmaya başladılar. Kafirler bu halimizi görünce:

"Bre meğet kaçtılar!"

Diye, acı acı koğmağa başladılar.

Kafirleri kafi mertebede denize çekince bir dönüş döndük ki, neye uğradıklarını bilemediler.
 
'''Kapudaneyi almamız'''

Kaza-yı asumani gibi üzerlerine çullandık. Ben kapudanesine çattım. Gazilere Allah'ın yardımı ile fethettik. Oruç Reis de birini aldı. Yahya ve Deli Mehmet Reisler de birerleş aldılar. Hasılı kafirlerden dördünü aldık. Altısı firar edip kaçtılar. Varıp Becaye kalesinin altına sokulup yattılar. Biz de yine selamet ve ganimetle eski yerimize döndük. Fakat Oruç Reis gazaya doymamış olacak ki:

"Bir iki yüz kadar gazi ile karaya çıkıp, kale altına saklanan kafir teknelerini dışarı çıkarayım."

Dedi.

'''Becaye önünde savaş'''

Fakat, ben onun bu fikrini beğenmedim ve:

"Gel karındaş, bu sevdadan vazgeç. Zira bu kale altında bir yüz karalığı olma ihtimali vardır. Şimdi Hakk Teala'nın bu lütfu ihsanına çok şükürler edelim. Çünkü bu kafirler bizim için bilhassa donanıp, bizi aramaya çıktılar. İşte Allah'a şükür dördünü alıp altısını kaçırdık. Gel karındaş! Bu bize Cenab-ı Hakk tarafından büyük nusrettir. Bunun şükründen dilimiz acizdir... Hem dün gece karışık rüyalar gördüm. Şöyle ki: Senin teknenin alemi başaşağı olmuştu. Ben yine kaldırıp yerine diktim. Şimdi bu hayra alamet değildir."

Dedim.

Fakat:

"Olacak olsa gerek çar ü naçar.
"Gerek kalbin gen tut, gerek dar."

Oruç Reis'e söz kar etmedi.

"Elbette çıkarım!"

Dedi.

'''Oruç Reis'in tuzağa düşmesi'''

Oruç Reis iki yüz levent gazi alıp karaya çıktı. Kafir gemilerine varıp baktılar ki, içlerinde kimse yok. Altı pare kefere teknesinde bir kimse göremediler. Kale yakın olduğundan kafirlerin teknelerini bırakıp, Becaye kalesindeki kafirlerin yanına firar ettiklerini tahmin ettiler. Tekneleri çıkarmaya karar verdiler. Meğer tekne kafirleri, kaledeki kafirlerle meşveret etmişler imiş:

"Şimdi bu haydutlar, bizim dördümüzü aldılar. Onlar kanmamışlardır. Varalım altısını da alalım diye, ya tekneleri ile denizden yahut asker dönüp karadan bize sarkıntılıkedecekleri muhakkaktır. Şimdi siz kalede, biz teknelerde hazır bulunalım. Geldiklerinde birer alabanda vuralım. Azizlerin himmetiyle çok haydut helak edip, ayakdaşlarımızın intikamını alalım." 

Diye kavil etmişler.

Oruç Reis ve gaziler:

"Teknelerinde kimse yok."

Diye yürüyünce, kafirler gerek teknelerden, gerek kaleden topla karışık, öyle bir kurşun alabandası vurdular ki, ancak olur. Gazi karındaşlarımızın elli altmış kadarı şehit, bir o kadarı da mecruh düştü. Öyle bir şaşkınlık oldu ki, anlatılamaz. Oruç Reis, koluna bir misket dokunup, ağır yaralandı ve kendinden geçti. Sağ kalanlar da ne yapacaklarını şaşırdılar. Nitekim: "Sürahi kırılırsa kadeh ortada kalmaz; ey saki, baş gitse ayak payidar olmaz" demişler.

'''Kafirleri bir kırış kırdık ki'''

Kıyıdaki hali deryadan seyredip dehşete düştük... Baktım ki iş işten geçmiş, bela deryası hadden aşmıştır. Hemen can başıma sıçradı. Teknelerden üç dörtyüz bahadır gazi yiğitle beraber karaya çıkıp yetiştik. Dalkılıç, ateştab olup, kafir-i edebileri öyle bir kırış kırdık ki, kıra kıra mel'unları kale kapısına dar soktuk. Üç yüzden fazla kafir-i bidinleri kılıçtan geçirip, yüzelli kadarını da diri tutup esir eyledik. Sonra altı pare kafir teknesini de kıyıdan çıkarıp, kendi gemilerimizin yanına aldık. Kafirler, bu gemileri "bari batıralım" diye kaleden o kadar top attılar, rast getiremediler. Şimdi gemilerimiz on dört pare olup, sonu yine -elhamdülillah- güzel yüz aklığı oldu. Amma karındaşım Oruç Reis'in kolcağızı gitti ve bu kadar tüvana gazi yiğitler şehit oldu. Amma çare ne! Hüküm vahid ve kahhar olan Allah'ındır, deyip, ondan gelen kazaya razı olduk. Oruç Reis'in yarasını, cerrah hoşça sarıp timar etmeye başladı. Amma o günden OruçReis'in ızdırabı artıp, hali fenalaştı. Kolu bozulmaya yüz tuttu. O zaman cerrahlar bana gelip:

"Sinyor kaptan! Eğer karındaşının o kolu kesilmezse, hesabını boynumuza alamayız. Sonra bize bir şey deyemezsin. Zira kemik kararmış."

Dediler.

Kestirmeye razı olamadım. Maksadım Tunus'a varıp orada timar ettirmekti. Hele Hakk'ın Yardımıyla üçüncü gün Tunus'a vardık. Tunus halkı bu gelişimizi görünce şaşırıp, bir hayli korkmuşlar...

'''Haçlı putlu ondört tekne'''

Tunus halkı on dört tekne ile geldiğimizi görünce korkmuşlar:

"Bunlar dört gitti on dört geldi!"

Deyip, on tanesinin aktarma olduğuna inanmamışlar. Böyle zannetmekte hakları da vardı. Çünkü karındaşım Oruç Reis'in kolcağızı bu kazaya uğradığından beri, gece gündüz içim yanar, ah ederdim.

"Bu kafirlere rast gelmeyeydik."

Diye mahzun olurdum.

Bu sebepten, Tunus'a girerken teknelere sancak bile açmayıp, hemen hırsız gibi sessizce girdikti. Bu hal Tunus halkı arasında dedikoduya sebep olmuş. On dört pare gemileri armada olmak üzere sancaksız görünce:

"Acaba bunlar Müslüman tekneleri mi?"

Diye şüphede kalmışlar.

Benim teknenin kıçında sinyal vardı. Bu nişanı görünce:

"İşte Hızır Reis'in teknesi!"

Derlermiş amma emin olamazlarmış. Çünkü on pare aktarmalar hep haçlı putlu kafirtekneleri idi.Tekneleri demirleyip kıyıya çıkınca, işi anlamışlar:

"Hızır Reis'in gerek gün günden artan bahadırlığına ve gerek karındaşına olansadakatine tahsin ve aferinler. Hakka ki karındaş olunca böyle gerektir."

Demişler.

On pare aktarmadan, mürd olan ve kaçanlardan başka, dörtyüz yirmibeş esir götürmüştük.

'''Oruç Reis'in kolunun kesilmesi'''

Karındaşım Oruç Reis'in hali iyi değildi. Cerrahlara haber verdirdim ki:

"Karındaşımın kolunu kesmeden iyi eden, eğer esir ise azattır. Ayrıca istediği on esiri de kurtarsın... Eğer esir değil kendi başına ise, mizan çekisinin bir tarafına kendi otursun, öbür kefesine altın koyayım. Ağırlığınca mal vereyim..."

Bu sözüm üzerine gerek Müslüman, gerek kafir cerrahlardan herkes, gelip baktılar olmadı.

"Kesmekten başka ilacı yoktur."

Dediler.

O zaman izin verdim. Oruç Reis'in kolcağızını kestiler. Timar ettiler, iyice oldu. Bir gün kolu kesilmiş, döşekte yaralı yatan karındaşımın karşısında hıçkıra hıçkıragözlerimden baran-ı bela gibi yaşlar revan oldu. Oruç Reis dahi benim ağladığımı görünce durmayıp ağlamaya başladı. Sonra:

"Ey gözümün nuru Hızır'ım! Niçin böyle ah edip ağlarsın, ben kolsuz karındaşın için ciğerini dağlarsın! Allah'ın verdiğine merhaba! Takdir-i Rabbani böyle imiş. Onun kazası geri çevrilemez ve hükmüne mani yoktur. Elimizden ne gelir. El-hükmü billah!. Elhamdülilah ki gaza yolunda oldu. O saadet bana yeter! Nolaydı, o zaman sen karındaşımın sözünü tutaydım..."

Dedi.

Sonra yine:

"Hata söyledim, karındaş estağfirullah!.. O zaman senin sözünü tuttuğum takdirde bile, sonunda yine böyle olacakmış. Orada olmasa bile başka yerde tak- dir-i ezeli yerine gelirdi...Hoş,şimdi bununla geçmiş ola..."

Diyerek hatırımı teselli eyledi.Onun ilmi benden fazla olup,alim kişi idi. Elhamdülillah,yarası iyileşip ayağa kalktı.Sıhhati eskisi gibi oldu.

'''Endülüslü Müslümanlar'''

O kışı da Tunus'da geçirdik.bahar günleri gelip,yeryüzü yeşil nebatlar ile müzeyyen olup,gazilerin gönülleri bülbüllerin feryadı gibi,cihad için cuş u huruşa geldiği zaman yine deryaya açıldık. Dört kendi teknemiz ve dört de aktarmalardan sekiz pare tekneyi yağlayıp hazır ettik ve bir mübarek saatte kalkıp gazaya gittik. Muvafık bir rüzgar ile İspanya yakasında Gırnata denen dağda Endülüslüler olurdu.Endülüslüler ol kimselerdi ki:Resulullah sallallahu aleyhi ve sellemin eshabı varıporaları feth eylediklerine,ümmet-i Muhammed'den canları isteyen pek çok Müslüman orada kalmış idi. Sonra kafirler bir fırsat bulup memleketi tekrar Müslümanların ellerindenalmışlar. Mescitleri yıkıp yerine kilise yapmışlardı.Kendilerine baş eğen Müslümanları haraca kesip,eğmeyenleri katl etmişlerdi...Rahmetullahi aleyh Müslümanlar yer altında mescitler yapıp gizlice namaz kılıp ibadet ederler idi. Oğlancıklarına Kur'an öğretip gizlice okuturlardı. Kızları olunca,kafirler zorla ellerinden alırlar,İslam çoğalmasın diye birbirlerineverdirmezlerdi. Namaz kılıp,oruç tutup,Kur'an okuduklarını bilirlerse,aman zaman vermeyip ateşte yakarlardı. Hasılı bu Müslümanlar nice nice cevr ü sitemler çekerlerdi.Al-i Osman Padişahından bunlara bir medet olmadı. Bu adamlar sahabe-i güzin silsilesinden idiler.Nice nice okunan tefsirler bunların tefsirleri idi. Sonraları bunlardan nicelerini teknelere doldurup arap yankasına dökdük.O zamanlarda olan ahvallerde inşallah yerinde zikr olunur. Sekiz pare teknemiz ile o tarafları yakıp yandırdık.Küffara çok zararlar verdirdik.

'''Flandıra Beyi'nin barçası'''

Günlerden bir gün el-Emariyye önlerinde gezerken,yedi kıta barçaya rast geldik.Rüzgar gayet çok olduğundan birine yetişip alakoduk.Ötekiler firar edip kaçtılar.Amma alı koduğumuz barça gayet ulu barça idi.İçinde çok mal ve büyük kafirler vardı.Yedisi de Hint'ten gelirlermiş. Meğer bu yedi barça Flandıra Beyi'nin imiş.Altısı selametle varıp,yedincinin alındığı haberini götürdüklerinde,kafirler,itler gibi ürüşüp,eşekler gibi çığrışmaya başlamışlar.Yas ve matem girdabına gark olup batmışlar .

"Şimdiden sonra,bu haydutlar bu vilayeti öğrendiler,gayri bize rahat yoktur.Hemen bolay kim,nursuz ve pirsiz ol diyavololardan hakkımız alına."

Demişler.

Biz ise,aldığımız barçayı Tunus'a götürmek için Deli Mehmet Reis ile Yahya Reis'i tayin  edip gönderdik.Altı pare tekne ile kaldık.Beş on gün daha gezip biz de Tunus'a doğru dönüş edecektik.

''' Minorka adasında'''

Minorka adasına geldik,boş bir lenger endaz olup yattık. Bu arada kafirler bizden haber almışlar:

"Ha fırsat ganimettir,varalım bastıralım!"

Diye karar vermişler.

Biz de kafirlerin hilelerini duyduk.Demir alıp adanın güneydoğusundan yana baş vurup,dört tarafı vardiya edip gözettik. Ol arada kafir çobanları koyun güdüp gezerlerken,bizim tekneleri görünce koyunları sürüpdağın öteki tarafına götürdüler. Görünmez oldular. Gazilere:

"gelin gaziler,sizinle bugün bir kara gazalığı eyleyelim.Altı tekneden onar adam taşra çıkıp,hem cihadı fi sebilillah gaza edin hem şu koyunları sürün getirin.Çoktan beri et yemedik.Şurada bir kebap edelim"

dedim.

Zira Tunus'tan çıkalı elli altmış gün olmuştu.Hem azıklarımız bir miktar elin ayağını çekmişti.Hem yattığımız yarda bir pınar suyu kaynayıp akıyordu ki,ab-ı hayattan nişane verirdi...muradım bir kebap çevirtip leventlere zevk ettirmekti. Gaziler:

"baş üstüne!"

Deyip,yetmiş seksen tane bahadır gazi yiğit kuşanıp,çobanların ardınca gittiler.

'''İki yüz sarhoş kafirle gaza edilmesi'''

Odağın yokuşunu çıkıp dört yana nazar edince görmüşler ki,aşağısı bağ bahçe,akarsular,meyvelerle bir mesire yeri ki,ancak olur. Anıma gör hikmeti sen ki,silahlı iki yüz kadar kafir o meyve ağaçları altında kebaplar çevirip tulumlarla bade için zevk ü safa ederlermiş. Fakat o kadar sarhoş imişler ki kendilerini bilmez,mest olmuş yatarlamış. Gaziler bu hali görünce, bizim tekin olmadığımızdan şüpheleri kalmamış.Çünkü onlara:

"Varın hem gaza eyleyin,hem koyunları sürün getirin.Sizinle şu pınarın başında bir kebap çevirip yiyelim."

Demiştik.

Onun için gaziler,bu hali görünce birbirlerine:

"İşte hızır Reis bize;varın hem gaza edin,hem koyunları sürüp getirin dediği budur.Bu sarhoş kafirlerle gaza edeceğiz."

Diye söylemişler. 

Meğer koyunların çobanları da onlarla beraber sarhoş olup yatmışlar imiş.Koyun sürüsü yanıbaşlarında çobansız otlar gezermiş. Bu hali gören gaziler,fırsatı ganimet bilip hemen bir ağızdan gazaya niyet ettiler.Dalkılıç olup kafire saldırdılar.Allah'ın yardımı,Hazreti Peygamberin mucizesi ve bütün enbiya ve evliyanın bereketi ile öyle bir giriş girdiler ki,kafirler neye  uğradıklarını bilemediler. Yetmiş seksen adet kafir kılıçtan geçip,geri kalanlar:

"Mayna sinyor!"

Deyip bende çektiler.

Gaziler beş altı sürü koyunla birlikte kafirleri de önlerine katıp teknelere doğru geldiler.Onları görünce Oruç Reis'le karşı çıktık.

"Hoş geldiniz,safa geldiniz,gazi beyler!Gazanız mübarek olsun."

Diyerek onlara izzet ü ikramda bulunduk. Altı pare teknenin leventleri üç gün tamam yiyip içip sohbet eylediler.İstediğimiz kadar koyunu gemilere doldurduk. Esirlerin başı olan kafiri getirtip sordum:

"Böyle pür-silah nereye gidersiniz?Bu gazilerin ellerine nasıl düştünüz?"

Kafir sualime,olduğu gibi doğrusunu söyledi:

"Sinyor kaptan!Minorka'dan sizin için on pare büyük perkende donattılar.Sizi yattığınız yerde bastıracak idiler.Biz de iki yüz sultat karadan onlara yardım edecektik,bunun için  tayin olunmuştuk.Lakin natura sizinmiş,azizler bize yardım etmedi."

O zaman ben de:

"Yuf sizin başınıza mel'unlar!Azizler dediğiniz ne köpeklerdir!Kim ola da kişiye yardım edeler!işte bu bozuk inancınız yüzünden,bu dalalet yolunda ebedi kaldınız.Lakin hidayet mabui bizevalden olur.Dilediğini de sizin gibi zulmette kılıp azizlere sürüklendirir... Elhamdülillah ala dinil İslam.Herkese yardım eden ancak Allah'tır.Yoksa sizin aziz dediğiniz  ne ittir."

Dedim.

Bu esirleri altı tekneye dağıtıp küreğe kodurdum. Buradan kalkıp Cenova'ya doğru gittik.Yolda dört pare barçaya rast gelip onları da  aldık.Tunus'a gönderdik.

''' Bizi arayan on kalite ile cihadımız''' 

Oruç Reis'le benim nam u şanımız kafir yakasında dilden dile destan olup söylenmeye  başladı.Kafirler yine bir araya gelip bizi nasıl ele geçireceklerini meşveret ederlermiş.On pare kalite donatıp bizi aramaya çıkmışlar.

Ko arasınlar:

"Kişinin yardımcısı Allah ola,var kıyas eyle ol ne şah ola.
"Biz canımızı başımızı,din-i mübin uğruna feda edip gece gündüz cenk ü cidal,har ü kıtal eylerdik... Zapt edip Tunus"a gönderdiğimiz dört barçanın birinden kafirler,yelkenli sandala dolup firar etmişler.Bu sandal deryadan çırpınıp bizi arayan on kalitenin üzerine varıp düşmüşler. Sandaldakiler hallerini ifade edince kafirlerin dertleri debreşmiş.Hemen barçaları aldığımız yere yelken açmışlar.Sanki biz orda bağlıymışız gibi... Aradıkları bulamadılar amma,bir zaman sonra,deryada dolaşıp dururken bize buluştular.  Onlar on,biz altı idik.Hemen Oruç Reis'in üzerine bocalayıp seslendim.

"İmdi karındaş,bunlara da Becaye önünde yaptığımızı edelim.Önce kaçamak yüzün gösterelim.Hem bakalım bizden ziyade ayaklı mıdırlar.Tamam gereği gibi dişlerini saydığımızda tevekkeltü alallah,döner üzerine vururuz.Eğer biz onlardan ziyade ayaklı bulunursak varmayız...Ben sancaktan sen iskeleden,birer alabanda vurup çatarız.İnşallah  nusret bizimdir."

Kararımız üzerine fatiha edip kaçmak yüzünden tuttuk.Kafirler dahi:

"Haydutlar azizlerin himmetiyle dayanamayıp kaçtılar!"

Diye,acı acı koğmaya başladılar.Kafirlerin kaptan gemisi gayet yürük olduğundan ötekileri  saklamalı oldu.Amma bizimkilerle bir kararda kalıp,ne o bizimkilerine girebildi,ne bizimkiler çıkabildi. Bu halde kalınca,teknemi kafirin gemisine döndürdüm.Oruç Reis de ötekilerde öyle yaptılar. Kafir baktı ki,altı pare gemi at başı üstüne gelir.Ayakdaşlarından da kendine bir fayda olacak değil...Korktu.Ayakdaşlarının üzerine döneyim,dedi.Amma gayri ne fayda!bizimkiler  yetişti. Topla karışık misketleri yağmur gibi yağdırdık.Kimimiz iskeleden,kimimiz sancaktan,kıçtan baştan çatıp,çeke çeke bağlayınca gaziler dalkılıç ateş olup Gülbank-i Muhammedi çekip,kafirin kapudanesine geçtiler.Yetmiş seksen kadar kafir kılıçtan geçirilince kalanlar "Mayna Sinyor!" deyip çağırışmaya bşladılar.Elhamdülillah kolayca ele geçirip zapt  etik. Esir edilen yüz doksan beş kafiri teknelere pay ettirip kaptanlarını kendi tekneme getirttim. Hikmete bak ki,biz kafirin teknesine çattığımızda rüzgar fırışka iken süt limanlık olmuştu...Kafirin kaptan gemisini de donatıp kendimize kattık altı iken,yediler aşkına yedi olduk.

'''Oruç Reis'in bana kızması'''

Kafirlerin dokuz pare gemisi geride kalmıştı.Şimdi biz yedi pare tekne olarak kafirin gemilerine bocaladık. Kafirler baktılar ki kaptanlarını alıp altı iken yedi olduk...Aldığımız kaptan teknesinde dört beş pare tekne kuvveti vardı.Gerek bizim,gerek kafirin takımında ondan büyük gemi yoktu. Kalplerine korku düştü.Dönüp kaçmaya başladılar.Bir miktar artlarından koğup sonra orsa alanbanda ettim. Benim orsa alabandaa etmeme Oruç Reis kızmış.Tekneme yanaşıp,seslendi:

"Düşman bizden kaçıyor!Sen orsa alabanda geldin.Şimdi orsa alabanda gelecek zaman mıdır.Yoksa korktun mu?" 

"Yok karındaş!Korktuğumdan değil.Hem sen de bilirsin ki,Allah'ın izniyle korkmam.Müslüman  olan kimse kafirlerden korkmaz. lakin benim aklıma gelen senin aklına gelmemişe benzer. 

Eğer,nedir diye sorarsan:

"Biri,eski gazilerden rivayet edilmiş ki:Kaçanı çok koğucu olma,ihtimal ki zarar edersin.

"Biri de budur ki,şimdiki halde,teknelerimizdeki esir kafirler bizden iki kat  fazladır.Bunlardan çekinmek lazımdır...İçlerinden kaptanlarını almamız,büyük zaferdir.Bunun şükrünü edelim.Orsa alabanda yatmamız yine kuvvetli olduğumuzdandır.Gelirlerse hazırız.

"Hatta yerine göre,kuvvetli düşmandan kaçıp başını kurtarmak büyük erliktir...Deryada gezen gazilerin tedbir ve endişesi,heyecan ve ümitten fazla olup,iskandili elde gerektir.

"İşte ben endişeli karındaşının,kısa aklı ile düşüncesi budur.Doğrusunu siz bilirsiniz."

Benden bu cevabı alan karındaşım Oruç Reis:

"Aklınla yaşa,berhurdar ol karındaş!Ben seni yoklamak için böyle söyledim."

Diyerek lafın sonunu tatlıya bağladı.

'''Büyük Fırtına'''

O gecenin yarısında bizi bir kıble rodos ele aldı ki,el-iyazübillah...Ne kaba sığar,ne  kaçağa.Neredeyse haşr ü neşr olayazdık. Kafir esirleri hemen ambara balık istif edercesine istif ettik.Güverteye muşambaları çektik.

"Allah,Allah diyerek rüzgar önünce alıp aldığına giderim.Nişliyeyim çare yok.Önüme taş mı gelir,yoksa burun mu çıkar"fehzası üzere,yedi gün yedi gece bu şekilde gittik.Sekizinci gün hava mülayimleyip limanladı. O gün düğün bayram edip,kurbanlar kesip kazanlar kaynattık,yiyip içtik.Sanki ölü iken  hayata kavuştuk.Hafız-ül Hafızın olan Cenab-ı Rabbülalemin'e hamd ü senalar eyledik.

'''Midilli'de hayır hasenat'''

neticede onbirinci gün,Midilli adasına dönüp dahil olduk."vatan sevgisi imandandır"  denmiş...Akraba ve taallukatımızla görüşüp sıla-yı rahm eyledik.Hal ve hatırların sorduk. Hak rızası için kazanlar kaynatıp,yedi gün yedi gece,eli gücü yetmez fakirleri yedirip içirdik.Yetimleri sevindirdik.Sünnetsiz olan yetimleri aratıp buldurduk.Gönülleri şad olsun diye,onlar için düğün yaptırıp,sırtlarına yeni esvabar giydirdik.Yetim kalmış gelinlik  kızcağızları ev evaratıp buldurup çeyizini yapıp evlendirdik. Kimsesiz kalmış dul karıcıkları,hizmete gücü yetmeyen ihtiyarları,sakatları hep halli halince görüp gözettik. Çarşıda pazarda şöyle dellal bağırttım:

"Askerler tarafından çarşıda,pazarda akçasız bir habbe şeyi alınan bana gelsin.İğnesi  gidene uvaldız vereyim.Biz buraya hayır dua almuyu geldik.Kimsenin ırzına malına zarar  verecek,hatırını kıracak,zulüm ve teaatti olacak şeylere razı değiliz.Öyle eden kimseler bizden değillerdir."

Gazilerin kemerleri gaza nimetlerinden sucuk gibi dolu idi.Kimsenin birşeye ihtiyacı yoktu.Bir akçelik şeye beş akçe verirlerdi.Herkes kendi yemesi içmesinde idi. İnsan şöyle dursun,bir karınca bile incinmezdi.Herşey nizam intizam içinde idi.Hak yemiş gibi şeyleri,kendi rızası ile gazilere verir.

"Siz mücahit kimselersiniz,yiyin afiyet olsun."

Diye yalvarırlardı.Gaziler almazdı.

''' "Siz gazilerden ricam"''' 

Bu mertebede adalet ile hareket eden gazileri Allahu azimüşşan din düşmanı olan kafirler üzerine mansur ve muzaffer eylemez mi?Yolunca gidilirse,düşman İslama hiçbir şekilde zafer bulunamaz.Mağlup olursak kusur hep bizdedir.Hemen Allahu azimüşşan,Habib-i Ekrem hürmetine,karada ve denizde,asakir-i İslam karındaşlarımızı düşman üzerine mansur ve muzaffer eyleyivere.Amin ya Rabbelalemin! Gazilerimizin,vilayetli ile böyle iyi geçinmesinin bir sebebide onlarla yaptığım bir konuşmadır.Midilli'ye gelmeden bir gün evvel,denizde yedi pare teknenin gazilerini toplayıp divan eylemiş:

"Oğullar!Muradımız,inşallah,bu kışı Midilli'de kışlamaktır.Bu vilayet bizim vatan-ı  asilimizdir.Göreyim sizi,vilayetlinin yanında yüzümüzü ak edip,bizi hicap altına komayasınız.Hak Teala sizlerin dahi dünyada ve ahirette yüzlerinizi ak eylesin.İşte sizgazilerden ricam budur.Bak,Oruç Reis ve Hızır Reis bu vilayetliyken askerleri,ümmet-i Muhammedi incitip zulm ettiler,deyip,dedikodu etmesinler.Her ne alım satım ederseniz hatır hoşluğu ile edip hakkını kesmeyesiniz.Kadir olduğumuz kadar hayır dua almaya gayrat edelim."

Demiştim.

Onlar da bu tenbihimdem ziyade yüz ağardıp,duaya mazhar oldular.Hak teala onlardan razı olsun...Onlar ki bir alay gönüllü asker idiler.Ayıp etmeyi murad etseler edemezler miydi? Bizim iki teknemiz varsa,Akdeniz'deki cümle tekneler leventlerindir. Akraba-yı taallukatımıza hadden ve kıyastan ziyade hediyeler verdik.O cümlemizin ulusu olup,babamız yerine sayardık...Hayır duasını aldık. Oruç Reis'in kolcağızının şehid olduğuna herkes mahzun olduysa da,amma çare  ne,yine "Allah'tan gelene merhaba" dediler.

'''Oruç Reis'in rüyası'''

Oruç Reis bu sırada kalbinden niyet eylemiş.Gayri sefere niyet etmeyip,karındaşımız  İhsan ile vilayetinde kalıp evlenmeyi düşünmüş.  Bu düşünce ile o gece yatıp uyuduğunda,eskiden rodos'ta esir iken kafirler onu yer altına atıp da eziyet içinde bulunurken rüyasında halas müjdesini getiren piri yine görmüş. O mübarek zat:

"Ya Oruç!Kalbinden geçen fikri bırak.Daha çok gazalar edeceksin.Her halde sana tenbih  olsun kiş,mücahitlerin reisi,kafir ve müşriklerin katili olan karındaşın Hızır Reis'in rey ve tedbirine muhalefet etme,teslim ol.Gerçi sen ondan büyüksün amma isabetli tedbir ve nusret ona verilmiştir."

Deyip kaybolmuş.

Oruç Reis uykudan uyanıp şeydin kendisini yoklamasına gayet sevinmiş.Fikrini de değiştirip,artık ben aciz karındaşından hiç ayrılmamaya sıdk ile bel bağlamış...Bundan sonra Oruç Reis kendisini daha ziyade riyazata,ibadet ü taate çekti.

'''Esirlerin satılması'''

O sırada çektiri beyleri Midilli'ye geldiler. kürek için esir arayıp gezerlerdi.Hemen esirleri zindandan çıkartıp huzuruma getirttim.Cümlesi sekizyüz yirmiyedi kafir idi,İrileri beşyüzer ötekiler üçyüzer guruşa hep birbiri üzerine ucun saymaca ,çektiri beylerine satıp akçelerinin tamamını aldım. Adet olduğu üzre pencik,liman hakkı ve bütün masrafları orta malından çıkardıktan sonra kalanı ikiye böldük,gemilerin hakkını ayırdık. Geri kalanı,daha başka akçelerimizle biraraya koyup,hak üzere gazilere pay ettim.Pay başına yüz doksan beşer buçuk altın düştü.Amma buçuğunu almayıp kalem hakkı olarak hocalara verdiler. Gazilerin evvelden kemerleri dolu idi.Bunu da alınca daha gani oldular.Allah artırsın. Onun için,hocalarına yarımşar altın kalemiyye hakkı vermeleri acep değildir.Çünkü zengin ile züğürdün arası çoktur.Zegin hakkında her ne söylenirse olağandır.

'''Orta kazanı'''

Bundan sonra,gazilerin cümlesini huzuruma çağırıp,açlıktan tokluktan,rahatlıklarından sual eyledim.Herkes ile ayrı ayrı hatır soruşturdum. Her teknenin bir kışlası vardı.Kazanları Orta'dan kaynardı. haftada iki kere et verilirdi.Aşçılarla vekilharçlar hep nizam intizam içinde çalışırdı.Bir  kimse kesesinden bir akçe harç etmese Orta mancası ile güzelce geçinir giderdi.Amma gazilerin eli iyice genişlediğinden istedikleri taamı alıp pişirip yer içerler,Orta kazanına bakmazlardı."Orta kazanına hacet yok." diye onu battal da etmezler,isteyen can yerdi.Nefis taamlara alışmış canları yemezlerdi. Kazanların her zaman yarısından çoğu artardı.Kalanı vilayetin fakirine fukarasına dağıtır,üleştirirlerdi.Hatta fukaradan bile artardı...Duayı kantarlarla alırlardı. Öyle,fukarayı doyuran gazilerin,Allah katında işleri nasıl rast gelmez, düşmanlarına nice mansur olmazlar! Ben hal hatır sorunca,gazilerin cümlesi bir ağızdan:

"Elhamdülillah kaptan baba!Senin devletinde,halimiz asudedir.Yememiz içmemiz, rahatımız yerli yerindedir.Allah Teala siz gazi kaptanlarımızı uzun ömürle muammer eylesin."

Diye dua ettiler.

Bizde ellerimizi açıp cümle ümmet-i Muhammed olan karındaşlarımıza dua ettik:

"hak Teala cümlemizden hoşnut olsun.Gerek dünyada ve gerek ahirette yüzleriniz ak olsun."

'''Gazilerin sılaya gitmesi'''

Sonra gazilere dedim ki:

"Oğullar!Cümleniz bilin ki,her kim sılasına gitmek dilerse izindir,gitsin.Varsın hasretine kavuşsun.Benimle yine beraber olmak isteyen karındaş,inşallah,baharda burada bulunsun.Gönlü istemeyen karındaş gelmesin,mahzuru yoktur.Gelirken yeni yoldaşlar da getirirsiniz."

Gaziler hep birden cevap verdiler:

"Gaziler serveri kaptan babamız!bizim senden ölümüz ayrılsın.Senin kılının gittiği yerde  bizim başımız fedadır."

Kendi bindiğim teknenin ustasını Ayamavra'dan Midilliye getirttim.Ona üç büyük tekne  yaptırttım.Birisi yirmi beş oturak,ikiksi yirmi dörder idiler.Yirmi beş oturaklıyı kendim aldım.Yirmi dörtlünün birine Oruç Reis bindi.Üçü de çok güzel teknelerdi.Teknelerimizin cümlesi on pare oldu. Kışı orada geçirdik.Bahar günleri yaklaşınca tekneleri denize attık.Yabca yabca teknelerin eksiklerini gediklerini düzmeye başladık.Etraftan da sılacı eski yoldaşlar ve        Bize Halk-ul Vad diye anılan burcu kışla olarak bıraktı. Üçümüzü de yüksek ulufe
    ile yazıp tayınlarımızı verdi. Biz de Bey ile ahd-ü eman eyledik.
        Buna göre:
        "Allah Teala ganimet-i küffardan her ne ihsan ederse sekizde birini pencik, ellide
    birini liman hakkıdiye verelim. Bu minval üzere razı isen, inşallah vilayetin mamur
    olmasına elimizden geldiği kadar çalışırız. Ve eğer istemezseniz ona göre cevap isteriz."
        Dedik.
        Tunus Beyi ise:
        "Behey oğullar! Tek hemen Allah Teala size selamet ve ganimet ihsan eylesin. Bana
    verilmesi adet olan şey bile size sıhhatler olsun."
        Dedi.
        Bu minval üzere kavl ü karar eyledik.
        Bunun üzerine kışı geçirmek için Halk-ul Vad denen burca yerleştik. Tekneleri ölü
    denize bağlayıp mühimmatlarını mahzenlere doldurduk. Kendimiz zevk ü safa, ibadet ü taat
    ile vakit geçirdik.

        '''Bir yürük korsan perkendesi'''
        Bahar gelip nebatat alemi yeşillerle müzeyyen oldukta, gayri tekneleri  kalafat  edip 
    yağlamaya başladık. 
        Üç pare bizim, iki pare de Tunus teknesi olmağın cümlesi beş pare tekne hazır oldu.
    Bir mübarek saatte gazaya teveccüh edip yola çıktık.
        Benim teknemin önüne, yürüklükte iz kor yok idi. Cümlesinin başında giderdi.
        Gezerek Sardunya adası üzerine vardık. Orada bir korsan perkendesi aldık. Onu da 
    donatıp kendimize ayakdaş eyledik. Elli kafir esir aldık. Eğer benim tekne olmayaydı,
    bu perkendenin tutulması mümkün olmazdı.
        Bu perkendenin ne kadar yürük olduğunu şuradan anlamalı ki: Ben yetişip, çatıp, döğe 
    döğe bi-avn-i Huda mayna ettirip aldım. İçine aktarmacı koyup, perkende ile birlikte 
    dönüp, ayakdaşların yoluna çıkıp, forsa da kullandığım halde ancak fecir vaktinde onlarla
    buluşabildim... Kafir teknesini kovalarken bu kadar açılmışız.
        Oruç Reis, Yahya Reis ve Tunus teknelerinin reisleri sandal indirip benimkine geldiler.
        "Gazanız mübarek olsun!" dediler.
        O gün sofra kurup, yiyip içip, gülüp oynadık.

        '''Keşiş dağı gibi barça'''
        Biz böyle benim teknede zevk ü safamızda iken, nerden çıktıysa, büyüklükte Keşiş dağı
    gibi bir barça huzur etti... Rüzgar üstünde bizden yana gelirdi. Rüzgar altına geçince
    ardınca gitmek için herkes gemisine geçti.
        Benim, Deli Mehmet Reis namında bir eski kafadar dostum vardı. onu, aldığım perkendeye
    reis eylemiştim. Gayet gemici bahadır bir yiğit idi. Hasılı benim tutar elim ve görür
    gözüm idi... Ne çeşit bir Deli Mehmet olduğunu burada da gösterdi.
        Reisler, teknelerine gitmek için davrandıklarında, bu Deli Mehmet ayağa kalkıp:
        "Ey kaptan babalar! Eğer emriniz olursa, şu barçaya ben duacınız gideyim. Siz 
    zevkinizde olunuz."
        Dedi.
        Onlar da:
        "Pek makul Deli Mehmet! Var Allah yüz aklığı müyesser ede!"
        Dediler.
        Amma barça hayli uzayıp, teknesini saklamalı olmuştu. Deli Mehmet dahi iki çemberi
    yisa edip apazlamadan, barçanın ardınca aç kurt koyuna salarcasına salıp, bir anın içinde
    Deli Mehmet de tekneyi saklamalı oldu.
 
        ''' Ağamın kumandayı bana bırakması'''
        Biz de dört tekne ile az yelken açıp aheste aheste onun kaybolduğu tarafa doğrulduk.
    Hem yolumuza gider hem de Deli Mehmet'i nezaketle korurduk.
        Kumanda benim elimde idi. Ağam Oruç Reis yaşça benden büyük olduğundan kumandayı ona
    verdikse de, Ağam:
        "Senin derya işlerinde malumatın benden çok ve tedbirin de ferasetin de benimkinden
    artıktır."
        Diyerek gönül rızası ile kumandayı bana bırakmıştı... Biz Deli Mehmet'in ardınca
    aheste aheste gide duralım. Acaba bu sırada Deli Mehmet'in ahvali ne idi?

        '''Kafirlerin cümlesi kaçmış'''
        Deli Mehmet barçaya yetişmiş, içinden kimse görünmemiş. Barçaya çatıp yukarı çıkmışlar.
    Bakmışlar ki kafirlerin cümlesi kaçmış, dümeni bağlamışlar.
        Deli Mehmet ve leventleri de barçaya geçip, kendi gemilerini barçanın kıçına bağlayıp
    yelkenleri kandilisaya bağlayıp suyumuza gelip bizi bekler olmuşlar. Barçanın yükü ise
    buğday imiş.
        O sene Tunus'ta buğday yoktu. Bizim tekneler barçanın yanına varınca Deli Mehmet'i
    selamlayıp:
        "Gazan mübarek olsun." dedik.
        Yükünün buğday olduğunu öğrenince çok ferah ettik.
        Aktarmayı ertesi gün Tunus'a göndermeye karar verdik. O gece tekneli teknesine gitti.
        Hikmet-i Hüda, sabahleyin iki barçaya daha rastlayıp, onları da aldık. Birisi bal,
    zeytin, peynir ve birisi Cenova'dan çıkma kemha ile tüfhenk demiri yüklü idi. Elhasıl her 
    şeyden birer miktar alıp, kırk ambar haline geldik.
        Tunus'a üç tane dağ gibi aktarma ve bir korsan perkendesi dolu ganimet ile bocalayıp,
    selamet ve ganimetle yirmi bir günde vardık. Toplar, tüfhenkler atarak, şenlik şadmanlık 
    ile gelip dahil olduk.

        '''Buğdayı fukaraya dağıtmamız'''
        Bütün gaziler tok doyum oldular. İçinden penciği ve liman hakkını çıkarıp geri
    kalanını karındaşlar gibi pay eyledik. Buğdayın ise yarısını tekneler için alıkoyup öteki
    yarısını fakir fukaraya sadaka dağıttık. Öyle ki Tunus'un fakiri fukarası:
        "Allah size yardım etsin, ey mücahitler!"
        Diye alkış edip:
        "Allah Teala bu gazileri rahmet gönderdi. Gelişleri beldemize rahmet oldu."
        Derlerdi.
        Dört ayakdaş reis, o kış da Tunus'ta kışlayıp baharı bekledik. Bahar günleri gelip,
    alem yeşillikle müzeyyen oldukta, teknelerimizi kalafat edip yağladık: Mübarek bir
    saatte beraberce kalkıp sefere açıldık.

        '''Asker dolu bir baça'''
        Onüçüncü gün deyince İspanya yakasına gider bir barçaya rastladık. Sultat yüklü idi.
    İçinde iki büyük kafir varmış. Her biri bir vilayete zabit gönderilmiş imiş. Barça da en
    az üç dört yüz kafir var idi.
        Barça bizim tekneleri köpek yerine saymayıp yoluna devam etti. İçinde sultat çok
    olduğundan çekinmezdi.
        Hemen Oruç Reis'e varıp, yanaşıp selamladım:
        "İnşallah karındaş, nasibimiz budur. Hemen senin sancaktan, Yahya ile Deli Mehmet
    iskeleden gidelim. Hayır ola!"
        Dedim.
        Öylece yaptık. Allah'ın izniyle rüzgar da kesilip süt limanlık oldu. Hemen nusret-i 
    Huda ve mucizat-ı Mustafa, altın işlenmiş ibrişim sancaklarımızı dikip, toplarımızı attık.
    Gülbank-i Muhammedi çekip vogavento edip barçanın altına sokulduk.
        Kafir üzerimize öyle bir taş açtı ki, tarif olunmaz. Dört tekneden yetmiş seksen adam 
    şehit oldu.
        Sözü uzatmayalım iki tekne sancaktan iki tekne iskeleden altı kere çattık. Altısında
    da kafir, tekneleri geriye püskürttü. Yedinci defa da güç bela fetih müyesser oldu. Barçayı
    aldık, amma gazilerin analarından emdiği süt damaklarından lezzet verdi. Dört tekneden yüz
    elli şehit ile seksen yaralı vardı.

        '''Oruç Reis'in yara alması'''
        Barçada dahi gemici sultat, beşyüz yirmibeş kafirden yüzseksenüç kafir ve iki zabit
    sağ kalmışlardı. Geri kalanı hep cehenneme gittiler. Bu gazada Oruç Reis de öldürücü yara 
    aldı. Savuşturuncaya kadar çok zahmet çekti.
        Barçayı zapt ettik, içine aktarmacı koyup otuz üç günde Tunus'a döndük. Tunus halkı
    ettiğimiz bunca bahadırlıkları görüp tahsin eylediler.
        Aktarmada olan eşyayı çıkarıp satıp, yine karındaşlar gibi pay eyledik. Barçadan
    ayrıca bir kızoğlan kız, yetmiş seksen papağan, onbeş yirmi doğan, zağar ve samsum çıkmıştı.
    Bunları hepimiz adına Tunus Beyi'ne hediye verdik. Azim makbule geçti.

        '''Kafirlerin telaşı'''
        Ele geçirdiğimiz barçanın haberi kafir yakasına vardıkta, o iki büyük kafirden ötürü
    yas ve matem eylediler. Hızır ve Oruç Reis isimleri, kafir yakalarında nam ü şan vermeye
    başladı.
        Büyük kafirler ve kaptanları bir araya gelip, aralarında müşavere eylemişler:
        "Hristiyan düşmanı iki yılan peyda olmuş, ikisi de bir karındaş imiş. Birisine Hızır
    Reis ve birine Oruç Reis derler imiş. Şimdi yılan ejderha olmadan başlarını ezmeye bakalım.
    Yoksa bunlar gittikçe kalınlanırlar. Sonra iş müşkül olur."
        Demişler.
        Bu fikri isabetli bulup on tane mükemmel kadırga donatıp, içine yarar sultatlar koyup
    çıkmış, Cenova taraflarına doğru gitmişler.

        '''On perkende bizi ararmış'''
        Biz ise bahar gelince adet üzere tekneleri yağlayıp, dört tekne ayakdaş olmak üzere,
    Tunus'tan ayrılıp "Cihad fi sebilillah" gaza için denize açıldık. Niyetimiz Cenova
    taraflarına doğru gitmekti.
        Amma gör hikmeti sen ki, bizi bir fırışka gündoğrusu poyraz alıp götürdü. Biz de önüne
    düşüp gittik.
        Cezair'e yakın Becaye denen kalenin açığında Delikli Taş denen mevkide lenger-endaz
    olup orada yattık.
        Bu sıralarda kafirler de Cenova tarafına gitmiş, bizi bulamamışlarmış. Arar dururlarken,
    bizleri Becaye'ye getiren fırışka gündoğrusu poyraz kafirlere de erişip, onları da Becaye
    semtine getirdi.
        Birden, on parça büyük perkendenin görüne düştüğü haber verildi. Bunların bizi arayan 
    korsanlar olduğunu anladım. 
        Reislere:
        "Şimdi bu kafirlere kaçamak yüzü gösterip, top altından gereği kadar denize açıldıktan
    sonra hücum etmek lazımdır. Kazlar ne kadar zor olsa da hepsine bir şahin yeter, demişler."
        Dedim.
        Muvafık görüp, hepsi hemen demir alıp, yelken kürek kaçmaya başladılar. 
        Kafirler bu halimizi görünce:
        "Bre meğet kaçtılar!"
        Diye, acı acı koğmağa başladılar.
        Kafirleri kafi mertebede denize çekince bir dönüş döndük ki, neye uğradıklarını
    bilemediler.
 
        '''Kapudaneyi almamız'''
        Kaza-yı asumani gibi üzerlerine çullandık. Ben kapudanesine çattım. Gazilere Allah'ın
    yardımı ile fethettik.
        Oruç Reis de birini aldı.
        Yahya ve Deli Mehmet Reisler de birerleş aldılar.
        Hasılı kafirlerden dördünü aldık. Altısı firar edip kaçtılar. Varıp Becaye kalesinin
    altına sokulup yattılar.
        Biz de yine selamet ve ganimetle eski yerimize döndük. Fakat Oruç Reis gazaya doymamış
    olacak ki:
        "Bir iki yüz kadar gazi ile karaya çıkıp, kale altına saklanan kafir teknelerini dışarı
    çıkarayım."
        Dedi.

        '''Becaye önünde savaş'''
        Fakat, ben onun bu fikrini beğenmedim ve:
        "Gel karındaş, bu sevdadan vazgeç. Zira bu kale altında bir yüz karalığı olma ihtimali
    vardır. Şimdi Hakk Teala'nın bu lütfu ihsanına çok şükürler edelim. Çünkü bu kafirler
    bizim için bilhassa donanıp, bizi aramaya çıktılar. İşte Allah'a şükür dördünü alıp 
    altısını kaçırdık. Gel karındaş! Bu bize Cenab-ı Hakk tarafından büyük nusrettir. Bunun
    şükründen dilimiz acizdir... Hem dün gece karışık rüyalar gördüm. Şöyle ki: Senin teknenin
    alemi başaşağı olmuştu. Ben yine kaldırıp yerine diktim. Şimdi bu hayra alamet değildir."
        Dedim.
        Fakat:
             "Olacak olsa gerek çar ü naçar.
             "Gerek kalbin gen tut, gerek dar."
        Oruç Reis'e söz kar etmedi.
        "Elbette çıkarım!"
        Dedi.

        '''Oruç Reis'in tuzağa düşmesi'''
        Oruç Reis iki yüz levent gazi alıp karaya çıktı. Kafir gemilerine varıp baktılar ki,
    içlerinde kimse yok. Altı pare kefere teknesinde bir kimse göremediler. Kale yakın
    olduğundan kafirlerin teknelerini bırakıp, Becaye kalesindeki kafirlerin yanına firar
    ettiklerini tahmin ettiler. Tekneleri çıkarmaya karar verdiler.
        Meğer tekne kafirleri, kaledeki kafirlerle meşveret etmişler imiş:
        "Şimdi bu haydutlar, bizim dördümüzü aldılar. Onlar kanmamışlardır. Varalım altısını
    da alalım diye, ya tekneleri ile denizden yahut asker dönüp karadan bize sarkıntılık 
    edecekleri muhakkaktır. Şimdi siz kalede, biz teknelerde hazır bulunalım. Geldiklerinde
    birer alabanda vuralım. Azizlerin himmetiyle çok haydut helak edip, ayakdaşlarımızın
    intikamını alalım." 
        Diye kavil etmişler.
        Oruç Reis ve gaziler:
        "Teknelerinde kimse yok."
        Diye yürüyünce, kafirler gerek teknelerden, gerek kaleden topla karışık, öyle bir
    kurşun alabandası vurdular ki, ancak olur.
        Gazi karındaşlarımızın elli altmış kadarı şehit, bir o kadarı da mecruh düştü. Öyle bir
    şaşkınlık oldu ki, anlatılamaz.
        Oruç Reis, koluna bir misket dokunup, ağır yaralandı ve kendinden geçti. Sağ kalanlar
    da ne yapacaklarını şaşırdılar. Nitekim: "Sürahi kırılırsa kadeh ortada kalmaz; ey saki,
    baş gitse ayak payidar olmaz" demişler.

        '''Kafirleri bir kırış kırdık ki'''
        Kıyıdaki hali deryadan seyredip dehşete düştük... Baktım ki iş işten geçmiş, bela
    deryası hadden aşmıştır. Hemen can başıma sıçradı. Teknelerden üç dörtyüz bahadır gazi
    yiğitle beraber karaya çıkıp yetiştik.
        Dalkılıç, ateştab olup, kafir-i edebileri öyle bir kırış kırdık ki, kıra kıra mel'unları
    kale kapısına dar soktuk.
        Üç yüzden fazla kafir-i bidinleri kılıçtan geçirip, yüzelli kadarını da diri tutup esir
    eyledik.
        Sonra altı pare kafir teknesini de kıyıdan çıkarıp, kendi gemilerimizin yanına aldık.
    Kafirler, bu gemileri "bari batıralım" diye kaleden o kadar top attılar, rast getiremediler.
        Şimdi gemilerimiz on dört pare olup, sonu yine -elhamdülillah- güzel yüz aklığı oldu.
        Amma karındaşım Oruç Reis'in kolcağızı gitti ve bu kadar tüvana gazi yiğitler şehit 
    oldu. Amma çare ne! Hüküm vahid ve kahhar olan Allah'ındır, deyip, ondan gelen kazaya razı
    olduk.
        Oruç Reis'in yarasını, cerrah hoşça sarıp timar etmeye başladı. Amma o günden Oruç 
    Reis'in ızdırabı artıp, hali fenalaştı. Kolu bozulmaya yüz tuttu. O zaman cerrahlar bana
    gelip:
        "Sinyor kaptan! Eğer karındaşının o kolu kesilmezse, hesabını boynumuza alamayız.
    Sonra bize bir şey deyemezsin. Zira kemik kararmış."
        Dediler.
        Kestirmeye razı olamadım. Maksadım Tunus'a varıp orada timar ettirmekti. Hele Hakk'ın
    Yardımıyla üçüncü gün Tunus'a vardık.
        Tunus halkı bu gelişimizi görünce şaşırıp, bir hayli korkmuşlar...

        '''Haçlı putlu ondört tekne'''
        Tunus halkı on dört tekne ile geldiğimizi görünce korkmuşlar:
        "Bunlar dört gitti on dört geldi!"
        Deyip, on tanesinin aktarma olduğuna inanmamışlar.
        Böyle zannetmekte hakları da vardı. Çünkü karındaşım Oruç Reis'in kolcağızı bu kazaya
    uğradığından beri, gece gündüz içim yanar, ah ederdim.
        "Bu kafirlere rast gelmeyeydik."
        Diye mahzun olurdum.
        Bu sebepten, Tunus'a girerken teknelere sancak bile açmayıp, hemen hırsız gibi sessizce
    girdikti.
        Bu hal Tunus halkı arasında dedikoduya sebep olmuş. On dört pare gemileri armada olmak 
    üzere sancaksız görünce:
        "Acaba bunlar Müslüman tekneleri mi?"
        Diye şüphede kalmışlar.
        Benim teknenin kıçında sinyal vardı. 
        Bu nişanı görünce:
        "İşte Hızır Reis'in teknesi!"
        Derlermiş amma emin olamazlarmış. Çünkü on pare aktarmalar hep haçlı putlu kafir 
    tekneleri idi. 
        Tekneleri demirleyip kıyıya çıkınca, işi anlamışlar:
        "Hızır Reis'in gerek gün günden artan bahadırlığına ve gerek karındaşına olan 
    sadakatine tahsin ve aferinler. Hakka ki karındaş olunca böyle gerektir."
        Demişler.
        On pare aktarmadan, mürd olan ve kaçanlardan başka, dörtyüz yirmibeş esir götürmüştük.

        '''Oruç Reis'in kolunun kesilmesi'''
        Karındaşım Oruç Reis'in hali iyi değildi.
        Cerrahlara haber verdirdim ki:
        "Karındaşımın kolunu kesmeden iyi eden, eğer esir ise azattır. Ayrıca istediği on esiri
    de kurtarsın... Eğer esir değil kendi başına ise, mizan çekisinin bir tarafına kendi
    otursun, öbür kefesine altın koyayım. Ağırlığınca mal vereyim..."
        Bu sözüm üzerine gerek Müslüman, gerek kafir cerrahlardan herkes, gelip baktılar olmadı.
        "Kesmekten başka ilacı yoktur."
        Dediler.
        O zaman izin verdim. Oruç Reis'in kolcağızını kestiler. Timar ettiler, iyice oldu.
        Bir gün kolu kesilmiş, döşekte yaralı yatan karındaşımın karşısında hıçkıra hıçkıra 
    gözlerimden baran-ı bela gibi yaşlar revan oldu. Oruç Reis dahi benim ağladığımı görünce 
    durmayıp ağlamaya başladı.
        Sonra:
        "Ey gözümün nuru Hızır'ım! Niçin böyle ah edip ağlarsın, ben kolsuz karındaşın için
    ciğerini dağlarsın! Allah'ın verdiğine merhaba! Takdir-i Rabbani böyle imiş. Onun kazası
    geri çevrilemez ve hükmüne mani yoktur. Elimizden ne gelir. El-hükmü billah!.
    Elhamdülilah ki gaza yolunda oldu. O saadet bana yeter! Nolaydı, o zaman sen karındaşımın 
    sözünü tutaydım..."
        Dedi.
        Sonra yine:
        "Hata söyledim, karındaş estağfirullah!.. O zaman senin sözünü tuttuğum takdirde bile,
    sonunda yine böyle olacakmış. Orada olmasa bile başka yerde tak- dir-i ezeli yerine gelirdi...Hoş,şimdi bununla geçmiş ola..."
       Diyerek hatırımı teselli eyledi.Onun ilmi benden fazla olup,alim kişi idi.
       Elhamdülillah,yarası iyileşip ayağa kalktı.Sıhhati eskisi gibi oldu.
       '''Endülüslü Müslümanlar'''
       O kışı da Tunus'da geçirdik.bahar günleri gelip,yeryüzü yeşil nebatlar ile müzeyyen
   olup,gazilerin gönülleri bülbüllerin feryadı gibi,cihad için cuş u huruşa geldiği zaman yine
   deryaya açıldık.
      Dört kendi teknemiz ve dört de aktarmalardan sekiz pare tekneyi yağlayıp hazır ettik ve
   bir mübarek saatte kalkıp gazaya gittik.
      Muvafık bir rüzgar ile İspanya yakasında Gırnata denen dağda Endülüslüler
   olurdu.Endülüslüler ol kimselerdi ki:Resulullah sallallahu aleyhi ve sellemin eshabı varıp  
   oraları feth eylediklerine,ümmet-i Muhammed'den canları isteyen pek çok Müslüman orada   
   kalmış idi.
      Sonra kafirler bir fırsat bulup memleketi tekrar Müslümanların ellerindenalmışlar.  
   Mescitleri yıkıp yerine kilise yapmışlardı.Kendilerine baş eğen Müslümanları haraca
   kesip,eğmeyenleri katl etmişlerdi...Rahmetullahi aleyh
      Müslümanlar yer altında mescitler yapıp gizlice namaz kılıp ibadet ederler 
   idi.Oğlancıklarına Kur'an öğretip gizlice okuturlardı.
      Kızları olunca,kafirler zorla ellerinden alırlar,İslam çoğalmasın diye birbirlerine 
   verdirmezlerdi.
      Namaz kılıp,oruç tutup,Kur'an okuduklarını bilirlerse,aman zaman vermeyip ateşte 
   yakarlardı.
      Hasılı bu Müslümanlar nice nice cevr ü sitemler çekerlerdi.Al-i Osman Padişahından 
   bunlara bir medet olmadı.
      Bu adamlar sahabe-i güzin silsilesinden idiler.Nice nice okunan tefsirler bunların
   tefsirleri idi.
      Sonraları bunlardan nicelerini teknelere doldurup arap yankasına dökdük.O zamanlarda 
   olan ahvallerde inşallah yerinde zikr olunur.
      Sekiz pare teknemiz ile o tarafları yakıp yandırdık.Küffara çok zararlar verdirdik.
      '''Flandıra Beyi'nin barçası'''
      Günlerden bir gün el-Emariyye önlerinde gezerken,yedi kıta barçaya rast geldik.Rüzgar 
   gayet çok olduğundan birine yetişip alakoduk.Ötekiler firar edip kaçtılar.Amma alı koduğumuz
   barça gayet ulu barça idi.İçinde çok mal ve büyük kafirler vardı.Yedisi de Hint'ten
   gelirlermiş.
      Meğer bu yedi barça Flandıra Beyi'nin imiş.Altısı selametle varıp,yedincinin alındığı
   haberini götürdüklerinde,kafirler,itler gibi ürüşüp,eşekler gibi çığrışmaya başlamışlar.Yas
   ve matem girdabına gark olup batmışlar .
      "Şimdiden sonra,bu haydutlar bu vilayeti öğrendiler,gayri bize rahat yoktur.Hemen bolay
   kim,nursuz ve pirsiz ol diyavololardan hakkımız alına."
      Demişler.
      Biz ise,aldığımız barçayı Tunus'a götürmek için Deli Mehmet Reis ile Yahya Reis'i tayin 
   edip gönderdik.Altı pare tekne ile kaldık.Beş on gün daha gezip biz de Tunus'a doğru dönüş
   edecektik.
     ''' Minorka adasında'''
      Minorka adasına geldik,boş bir lenger endaz olup yattık.
      Bu arada kafirler bizden haber almışlar:
      "Ha fırsat ganimettir,varalım bastıralım!"
      Diye karar vermişler.
      Biz de kafirlerin hilelerini duyduk.Demir alıp adanın güneydoğusundan yana baş vurup,dört
   tarafı vardiya edip gözettik.
      Ol arada kafir çobanları koyun güdüp gezerlerken,bizim tekneleri görünce koyunları sürüp
   dağın öteki tarafına götürdüler.Görünmez oldular.
      Gazilere:
      "gelin gaziler,sizinle bugün bir kara gazalığı eyleyelim.Altı tekneden onar adam taşra
   çıkıp,hem cihadı fi sebilillah gaza edin hem şu koyunları sürün getirin.Çoktan beri et 
   yemedik.Şurada bir kebap edelim"dedim.
      Zira Tunus'tan çıkalı elli altmış gün olmuştu.Hem azıklarımız bir miktar elin ayağını
   çekmişti.Hem yattığımız yarda bir pınar suyu kaynayıp akıyordu ki,ab-ı hayattan nişane 
   verirdi...muradım bir kebap çevirtip leventlere zevk ettirmekti.
      Gaziler:
      "baş üstüne!"
      Deyip,yetmiş seksen tane bahadır gazi yiğit kuşanıp,çobanların ardınca gittiler.
      '''İki yüz sarhoş kafirle gaza edilmesi'''
      Odağın yokuşunu çıkıp dört yana nazar edince görmüşler ki,aşağısı bağ bahçe,akar
   sular,meyvelerle bir mesire yeri ki,ancak olur.
      Anıma gör hikmeti sen ki,silahlı iki yüz kadar kafir o meyve ağaçları altında kebaplar
   çevirip tulumlarla bade için zevk ü safa ederlermiş.
      Fakat o kadar sarhoş imişler ki kendilerini bilmez,mest olmuş yatarlamış.
      Gaziler bu hali görünce, bizim tekin olmadığımızdan şüpheleri kalmamış.Çünkü onlara:
      "Varın hem gaza eyleyin,hem koyunları sürün getirin.Sizinle şu pınarın başında bir kebap
   çevirip yiyelim."
      Demiştik.
      Onun için gaziler,bu hali görünce birbirlerine:
      "İşte hızır Reis bize;varın hem gaza edin,hem koyunları sürüp getirin dediği budur.Bu
   sarhoş kafirlerle gaza edeceğiz."
      Diye söylemişler. 
      Meğer koyunların çobanları da onlarla beraber sarhoş olup yatmışlar imiş.Koyun sürüsü 
   yanıbaşlarında çobansız otlar gezermiş.
      Bu hali gören gaziler,fırsatı ganimet bilip hemen bir ağızdan gazaya niyet 
   ettiler.Dalkılıç olup kafire saldırdılar.Allah'ın yardımı,Hazreti Peygamberin mucizesi ve
   bütün enbiya ve evliyanın bereketi ile öyle bir giriş girdiler ki,kafirler neye 
   uğradıklarını bilemediler.
      Yetmiş seksen adet kafir kılıçtan geçip,geri kalanlar:
      "Mayna sinyor!"
      Deyip bende çektiler.
      Gaziler beş altı sürü koyunla birlikte kafirleri de önlerine katıp teknelere doğru
   geldiler.Onları görünce Oruç Reis'le karşı çıktık.
      "Hoş geldiniz,safa geldiniz,gazi beyler!Gazanız mübarek olsun."
      Diyerek onlara izzet ü ikramda bulunduk.
      Altı pare teknenin leventleri üç gün tamam yiyip içip sohbet eylediler.İstediğimiz kadar
   koyunu gemilere doldurduk.
      Esirlerin başı olan kafiri getirtip sordum:
      "Böyle pür-silah nereye gidersiniz?Bu gazilerin ellerine nasıl düştünüz?"
      Kafir sualime,olduğu gibi doğrusunu söyledi:
      "Sinyor kaptan!Minorka'dan sizin için on pare büyük perkende donattılar.Sizi yattığınız
   yerde bastıracak idiler.Biz de iki yüz sultat karadan onlara yardım edecektik,bunun için 
   tayin olunmuştuk.Lakin natura sizinmiş,azizler bize yardım etmedi."
      O zaman ben de:
      "Yuf sizin başınıza mel'unlar!Azizler dediğiniz ne köpeklerdir!Kim ola da kişiye yardım
   edeler!işte bu bozuk inancınız yüzünden,bu dalalet yolunda ebedi kaldınız.Lakin hidayet 
   mabui bizevalden olur.Dilediğini de sizin gibi zulmette kılıp azizlere sürüklendirir...
   Elhamdülillah ala dinil İslam.Herkese yardım eden ancak Allah'tır.Yoksa sizin aziz dediğiniz 
   ne ittir."
      Dedim.
      Bu esirleri altı tekneye dağıtıp küreğe kodurdum.
      Buradan kalkıp Cenova'ya doğru gittik.Yolda dört pare barçaya rast gelip onları da 
   aldık.Tunus'a gönderdik.
     ''' Bizi arayan on kalite ile cihadımız''' 
      Oruç Reis'le benim nam u şanımız kafir yakasında dilden dile destan olup söylenmeye 
   başladı.Kafirler yine bir araya gelip bizi nasıl ele geçireceklerini meşveret ederlermiş.On
   pare kalite donatıp bizi aramaya çıkmışlar.
      Ko arasınlar:"Kişinin yardımcısı Allah ola,var kıyas eyle ol ne şah ola."Biz canımızı
   başımızı,din-i mübin uğruna feda edip gece gündüz cenk ü cidal,har ü kıtal eylerdik...
      Zapt edip Tunus"a gönderdiğimiz dört barçanın birinden kafirler,yelkenli sandala dolup
   firar etmişler.Bu sandal deryadan çırpınıp bizi arayan on kalitenin üzerine varıp düşmüşler.
   Sandaldakiler hallerini ifade edince kafirlerin dertleri debreşmiş.Hemen barçaları aldığımız
   yere yelken açmışlar.Sanki biz orda bağlıymışız gibi...
      Aradıkları bulamadılar amma,bir zaman sonra,deryada dolaşıp dururken bize buluştular. 
   Onlar on,biz altı idik.Hemen Oruç Reis'in üzerine bocalayıp seslendim.
      "İmdi karındaş,bunlara da Becaye önünde yaptığımızı edelim.Önce kaçamak yüzün
   gösterelim.Hem bakalım bizden ziyade ayaklı mıdırlar.Tamam gereği gibi dişlerini
   saydığımızda tevekkeltü alallah,döner üzerine vururuz.Eğer biz onlardan ziyade ayaklı 
   bulunursak varmayız...Ben sancaktan sen iskeleden,birer alabanda vurup çatarız.İnşallah 
   nusret bizimdir."
      Kararımız üzerine fatiha edip kaçmak yüzünden tuttuk.Kafirler dahi:
      "Haydutlar azizlerin himmetiyle dayanamayıp kaçtılar!"
      Diye,acı acı koğmaya başladılar.Kafirlerin kaptan gemisi gayet yürük olduğundan ötekileri 
   saklamalı oldu.Amma bizimkilerle bir kararda kalıp,ne o bizimkilerine girebildi,ne 
   bizimkiler çıkabildi.
      Bu halde kalınca,teknemi kafirin gemisine döndürdüm.Oruç Reis de ötekilerde öyle yaptılar.
      Kafir baktı ki,altı pare gemi at başı üstüne gelir.Ayakdaşlarından da kendine bir fayda
   olacak değil...Korktu.Ayakdaşlarının üzerine döneyim,dedi.Amma gayri ne fayda!bizimkiler 
   yetişti.
      Topla karışık misketleri yağmur gibi yağdırdık.Kimimiz iskeleden,kimimiz sancaktan,kıçtan
   baştan çatıp,çeke çeke bağlayınca gaziler dalkılıç ateş olup Gülbank-i Muhammedi 
   çekip,kafirin kapudanesine geçtiler.Yetmiş seksen kadar kafir kılıçtan geçirilince
   kalanlar "Mayna Sinyor!" deyip çağırışmaya bşladılar.Elhamdülillah kolayca ele geçirip zapt 
   etik.
      Esir edilen yüz doksan beş kafiri teknelere pay ettirip kaptanlarını kendi tekneme
   getirttim.
      Hikmete bak ki,biz kafirin teknesine çattığımızda rüzgar fırışka iken süt limanlık 
   olmuştu...Kafirin kaptan gemisini de donatıp kendimize kattık altı iken,yediler aşkına yedi  
   olduk.
      '''Oruç Reis'in bana kızması'''
      Kafirlerin dokuz pare gemisi geride kalmıştı.Şimdi biz yedi pare tekne olarak kafirin   
   gemilerine bocaladık.
      Kafirler baktılar ki kaptanlarını alıp altı iken yedi olduk...Aldığımız kaptan teknesinde
   dört beş pare tekne kuvveti vardı.Gerek bizim,gerek kafirin takımında ondan büyük gemi yoktu.
      Kalplerine korku düştü.Dönüp kaçmaya başladılar.Bir miktar artlarından koğup sonra orsa
   alanbanda ettim.
      Benim orsa alabandaa etmeme Oruç Reis kızmış.Tekneme yanaşıp,seslendi:
      "Düşman bizden kaçıyor!Sen orsa alabanda geldin.Şimdi orsa alabanda gelecek zaman
   mıdır.Yoksa korktun mu?" 
      "Yok karındaş!Korktuğumdan değil.Hem sen de bilirsin ki,Allah'ın izniyle korkmam.Müslüman 
   olan kimse kafirlerden korkmaz. lakin benim aklıma gelen senin aklına gelmemişe benzer. 
   Eğer,nedir diye sorarsan:
      "Biri,eski gazilerden rivayet edilmiş ki:Kaçanı çok koğucu olma,ihtimal ki zarar edersin.
      "Biri de budur ki,şimdiki halde,teknelerimizdeki esir kafirler bizden iki kat 
   fazladır.Bunlardan çekinmek lazımdır...İçlerinden kaptanlarını almamız,büyük zaferdir.Bunun
   şükrünü edelim.Orsa alabanda yatmamız yine kuvvetli olduğumuzdandır.Gelirlerse hazırız.
      "Hatta yerine göre,kuvvetli düşmandan kaçıp başını kurtarmak büyük erliktir...Deryada
   gezen gazilerin tedbir ve endişesi,heyecan ve ümitten fazla olup,iskandili elde gerektir.
      "İşte ben endişeli karındaşının,kısa aklı ile düşüncesi budur.Doğrusunu siz bilirsiniz."
      Benden bu cevabı alan karındaşım Oruç Reis:
      "Aklınla yaşa,berhurdar ol karındaş!Ben seni yoklamak için böyle söyledim."
      Diyerek lafın sonunu tatlıya bağladı.
      '''Büyük Fırtına'''
      O gecenin yarısında bizi bir kıble rodos ele aldı ki,el-iyazübillah...Ne kaba sığar,ne 
   kaçağa.Neredeyse haşr ü neşr olayazdık.
      Kafir esirleri hemen ambara balık istif edercesine istif ettik.Güverteye muşambaları 
   çektik.
      "Allah,Allah diyerek rüzgar önünce alıp aldığına giderim.Nişliyeyim çare yok.Önüme taş mı
   gelir,yoksa burun mu çıkar"fehzası üzere,yedi gün yedi gece bu şekilde gittik.Sekizinci gün 
   hava mülayimleyip limanladı.
      O gün düğün bayram edip,kurbanlar kesip kazanlar kaynattık,yiyip içtik.Sanki ölü iken 
   hayata kavuştuk.Hafız-ül Hafızın olan Cenab-ı Rabbülalemin'e hamd ü senalar eyledik.
      '''Midilli'de hayır hasenat'''
      neticede onbirinci gün,Midilli adasına dönüp dahil olduk."vatan sevgisi imandandır" 
   denmiş...Akraba ve taallukatımızla görüşüp sıla-yı rahm eyledik.Hal ve hatırların sorduk.
      Hak rızası için kazanlar kaynatıp,yedi gün yedi gece,eli gücü yetmez fakirleri yedirip
   içirdik.Yetimleri sevindirdik.Sünnetsiz olan yetimleri aratıp buldurduk.Gönülleri şad olsun
   diye,onlar için düğün yaptırıp,sırtlarına yeni esvabar giydirdik.Yetim kalmış gelinlik 
   kızcağızları ev ev  aratıp buldurup çeyizini yapıp evlendirdik.
      Kimsesiz kalmış dul karıcıkları,hizmete gücü yetmeyen ihtiyarları,sakatları hep halli
   halince görüp gözettik.
      Çarşıda pazarda şöyle dellal bağırttım:
      "Askerler tarafından çarşıda,pazarda akçasız bir habbe şeyi alınan bana gelsin.İğnesi 
   gidene uvaldız vereyim.Biz buraya hayır dua almuyu geldik.Kimsenin ırzına malına zarar 
   verecek,hatırını kıracak,zulüm ve teaatti olacak şeylere razı değiliz.Öyle eden kimseler 
   bizden değillerdir."
      Gazilerin kemerleri gaza nimetlerinden sucuk gibi dolu idi.Kimsenin birşeye ihtiyacı
   yoktu.Bir akçelik şeye beş akçe verirlerdi.Herkes kendi yemesi içmesinde idi.
      İnsan şöyle dursun,bir karınca bile incinmezdi.Herşey nizam intizam içinde idi.Hak yemiş 
   gibi şeyleri,kendi rızası ile gazilere verir.
      "Siz mücahit kimselersiniz,yiyin afiyet olsun."
      Diye yalvarırlardı.Gaziler almazdı.
     ''' "Siz gazilerden ricam"''' 
      Bu mertebede adalet ile hareket eden gazileri Allahu azimüşşan din düşmanı olan kafirler
   üzerine mansur ve muzaffer eylemez mi?Yolunca gidilirse,düşman İslama hiçbir şekilde zafer 
   bulunamaz.Mağlup olursak kusur hep bizdedir.
      Hemen Allahu azimüşşan,Habib-i Ekrem hürmetine,karada ve denizde,asakir-i İslam 
   karındaşlarımızı düşman üzerine mansur ve muzaffer eyleyivere.Amin ya Rabbelalemin! 
      Gazilerimizin,vilayetli ile böyle iyi geçinmesinin bir sebebide onlarla yaptığım bir
   konuşmadır.Midilli'ye gelmeden bir gün evvel,denizde yedi pare teknenin gazilerini toplayıp  
   divan eylemiş:
      "Oğullar!Muradımız,inşallah,bu kışı Midilli'de kışlamaktır.Bu vilayet bizim vatan-ı 
   asilimizdir.Göreyim sizi,vilayetlinin yanında yüzümüzü ak edip,bizi hicap altına 
   komayasınız.Hak Teala sizlerin dahi dünyada ve ahirette yüzlerinizi ak eylesin.İşte siz
   gazilerden ricam budur.Bak,Oruç Reis ve Hızır Reis bu vilayetliyken askerleri,ümmet-i 
   Muhammedi incitip zulm ettiler,deyip,dedikodu etmesinler.Her ne alım satım ederseniz hatır
   hoşluğu ile edip hakkını kesmeyesiniz.Kadir olduğumuz kadar hayır dua almaya gayrat edelim."
       Demiştim.
       Onlar da bu tenbihimdem ziyade yüz ağardıp,duaya mazhar oldular.Hak teala onlardan razı
   olsun...Onlar ki bir alay gönüllü asker idiler.Ayıp etmeyi murad etseler edemezler miydi?
   Bizim iki teknemiz varsa,Akdeniz'deki cümle tekneler leventlerindir.
       Akraba-yı taallukatımıza hadden ve kıyastan ziyade hediyeler verdik.O cümlemizin ulusu
   olup,babamız yerine sayardık...Hayır duasını aldık.
       Oruç Reis'in kolcağızının şehid olduğuna herkes mahzun olduysa da,amma çare 
   ne,yine "Allah'tan gelene merhaba" dediler.
       '''Oruç Reis'in rüyası'''
       Oruç Reis bu sırada kalbinden niyet eylemiş.Gayri sefere niyet etmeyip,karındaşımız 
   İhsan ile vilayetinde kalıp evlenmeyi düşünmüş. 
       Bu düşünce ile o gece yatıp uyuduğunda,eskiden rodos'ta esir iken kafirler onu yer
   altına atıp da eziyet içinde bulunurken rüyasında halas müjdesini getiren piri yine görmüş.
       O mübarek zat:
       "Ya Oruç!Kalbinden geçen fikri bırak.Daha çok gazalar edeceksin.Her halde sana tenbih 
   olsun kiş,mücahitlerin reisi,kafir ve müşriklerin katili olan karındaşın Hızır Reis'in rey 
   ve tedbirine muhalefet etme,teslim ol.Gerçi sen ondan büyüksün amma isabetli tedbir ve 
   nusret ona verilmiştir."
       Deyip kaybolmuş.
       Oruç Reis uykudan uyanıp şeydin kendisini yoklamasına gayet sevinmiş.Fikrini de 
   değiştirip,artık ben aciz karındaşından hiç ayrılmamaya sıdk ile bel bağlamış...Bundan sonra
   Oruç Reis kendisini daha ziyade riyazata,ibadet ü taate çekti.
       '''Esirlerin satılması'''
       O sırada çektiri beyleri Midilli'ye geldiler.
   kürek için esir arayıp gezerlerdi.Hemen esirleri zindandan çıkartıp huzuruma
   getirttim.Cümlesi
   sekizyüz yirmiyedi kafir idi,İrileri beşyüzer ötekiler üçyüzer guruşa hep birbiri üzerine
   ucun saymaca ,çektiri beylerine satıp akçelerinin tamamını aldım.
       Adet olduğu üzre pencik,liman hakkı ve bütün masrafları orta malından çıkardıktan sonra
   kalanı ikiye böldük,gemilerin hakkını ayırdık.
       Geri kalanı,daha başka akçelerimizle biraraya koyup,hak üzere gazilere pay ettim.Pay 
   başına yüz doksan beşer buçuk altın düştü.Amma buçuğunu almayıp kalem hakkı olarak hocalara
   verdiler.
       Gazilerin evvelden kemerleri dolu idi.Bunu da alınca daha gani oldular.Allah artırsın.
       Onun için,hocalarına yarımşar altın kalemiyye hakkı vermeleri acep değildir.Çünkü
   zengin ile züğürdün arası çoktur.Zegin hakkında her ne söylenirse olağandır.
       '''Orta kazanı'''
       Bundan sonra,gazilerin cümlesini huzuruma çağırıp,açlıktan tokluktan,rahatlıklarından
   sual eyledim.Herkes ile ayrı ayrı hatır soruşturdum.
       Her teknenin bir kışlası vardı.Kazanları Orta'dan kaynardı.
   haftada iki kere et verilirdi.Aşçılarla vekilharçlar hep nizam intizam içinde çalışırdı.Bir 
   kimse kesesinden bir akçe harç etmese Orta mancası ile güzelce geçinir giderdi.Amma gazilerin
   eli iyice genişlediğinden istedikleri taamı alıp pişirip yer içerler,Orta kazanına
   bakmazlardı."Orta kazanına hacet yok." diye onu battal da etmezler,isteyen can yerdi.Nefis
   taamlara alışmış canları yemezlerdi.
       Kazanların her zaman yarısından çoğu artardı.Kalanı vilayetin fakirine fukarasına
   dağıtır,üleştirirlerdi.Hatta fukaradan bile artardı...Duayı kantarlarla alırlardı.
       Öyle,fukarayı doyuran gazilerin,Allah katında işleri nasıl rast gelmez, düşmanlarına 
   nice mansur olmazlar!
       Ben hal hatır sorunca,gazilerin cümlesi bir ağızdan:
       "Elhamdülillah kaptan baba!Senin devletinde,halimiz asudedir.Yememiz içmemiz, rahatımız
   yerli yerindedir.Allah Teala siz gazi kaptanlarımızı uzun ömürle muammer eylesin."
       Diye dua ettiler.
       Bizde ellerimizi açıp cümle ümmet-i Muhammed olan karındaşlarımıza dua ettik:
       "hak Teala cümlemizden hoşnut olsun.Gerek dünyada ve gerek ahirette yüzleriniz ak olsun."
       '''Gazilerin sılaya gitmesi'''
       Sonra gazilere dedim ki:
       "Oğullar!Cümleniz bilin ki,her kim sılasına gitmek dilerse izindir,gitsin.Varsın
   hasretine kavuşsun.Benimle yine beraber olmak isteyen karındaş,inşallah,baharda burada 
   bulunsun.Gönlü istemeyen karındaş gelmesin,mahzuru yoktur.Gelirken yeni yoldaşlar da 
   getirirsiniz."
       Gaziler hep birden cevap verdiler:
       "Gaziler serveri kaptan babamız!bizim senden ölümüz ayrılsın.Senin kılının gittiği yerde 
   bizim başımız fedadır."
       Kendi bindiğim teknenin ustasını Ayamavra'dan Midilliye getirttim.Ona üç büyük tekne 
   yaptırttım.Birisi yirmi beş oturak,ikiksi yirmi dörder idiler.Yirmi beş oturaklıyı kendim 
   aldım.Yirmi dörtlünün birine Oruç Reis bindi.Üçü de çok güzel teknelerdi.Teknelerimizin
   cümlesi on pare oldu.
       Kışı orada geçirdik.Bahar günleri yaklaşınca tekneleri denize attık.Yabca yabca 
   teknelerin eksiklerini gediklerini düzmeye başladık.Etraftan da sılacı eski yoldaşlar ve   
   yeni yoldaşlar sökün edip gelmeye başladılar.