Difference between revisions 51221 and 51222 on trwikisource{{eser | önceki=[[Nur Suresi jhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhh]] | sonraki=[[Şu'ara Suresi]] | başlık=Furkan Suresi | bölüm= | yazar=Kuran-ı Kerim | notlar=[[w:Furkan Suresi|Furkan Suresi]] vikipedi maddesi }} Rahman Rahim Allah'ın adıyla 1- Alemlere uyarıcı olsun diye, kuluna Furkan'ı indiren ne Yücedir. 2- Göklerin ve yerin mülkü O'nundur; çocuk edinmemiştir. O'na mülkünde ortak yoktur, herşeyi yaratmış, ona bir düzen vermiş, belli bir ölçüyle takdir etmiştir. 3- O'nun dışında, hiçbir şeyi yaratmayan, üstelik kendileri yaratılmış olan, kendi nefislerine bile ne zarar, ne yarar sağlayamayan, öldürmeye, yaşatmaya ve yeniden diriltip-yaymaya güçleri yetmeyen birtakım ilahlar edindiler. 4- İnkar edenler dediler ki: "Bu olsa olsa ancak Onun uydurduğu bir yalandır, kendisi düzüp uydurmuş ve Ona bir başka topluluk da yardımda bulunmuştur." Böylelikle onlar, hiç şüphesiz haksızlık ve iftira ile geldiler. 5- Ve dediler ki: "Bu, geçmişlerin uydurduğu masallardır, bir başkasına yazdırmış olup kendisine sabah akşam okunmaktadır." 6- De ki: "Onu, göklerde ve yerde gizli olanı bilen indirmiştir. Doğrusu O, çok bağışlayandır, çok esirgeyendir." 7- Dediler ki: "Bu elçiye ne oluyor ki, yemek yemekte ve pazarlarda dolaşmaktadır? Ona, kendisiyle birlikte uyarıcı olacak bir melek indirilmesi gerekmez miydi?" 8- "Ya da kendisine bir hazinenin bırakılması veya yemekte olduğu bir bahçesi olması?" Zulmedenler dedi ki: "Siz olsa olsa, ancak büyülenmiş bir adama uyuyorsunuz." 9- Bir bak; senin için nasıl örnekler verdiler de böylece saptılar. Artık onlar hiçbir yol bulamazlar. 10- Dilediği takdirde, sana bundan daha hayırlısı olarak altından ırmaklar akan cennetler veren ve senin için köşkler kılan ne Yücedir. 11- Hayır, onlar kıyamet-saatini yalanladılar; Biz kıyamet saatini yalan sayanlara çılgınca yanan bir ateş hazırladık. 12- Onları uzak bir yerden gördüğünde, onlar bunun gazablı öfkesini ve uğultusunu işitirler. 13- Elleri boyunlarına bağlı olarak, sıkışık bir yerine atıldıkları zaman, orada yok oluşu isteyip-çağırırlar. 14- Bugün bir yok oluşu çağırmayın, birçok yok oluşu isteyip-çağırın. 15- De ki: "Bu mu daha hayırlı, yoksa takva sahiplerine va'dedilen ebedi cennet mi? Ki onlar için bir mükafat ve son duraktır." 16- "İçinde ebedi kalıcılar olarak, orada her istedikleri onlarındır; bu, Rabbinin üzerine aldığı, istenen bir vaaddir." 17- Onları ve Allah'tan başka taptıklarını biraraya getirip toplayacağı ve: "Şu kullarımı siz mi saptırdınız, yoksa kendileri mi yoldan saptılar?” diyeceği gün; 18- Derler ki: "Sen Yücesin; Senin dışında başka veliler edinmemiz bize yakışmaz, ancak onları ve atalarını Sen meta verip yararlandırdın, öyle ki zikri unuttular ve böylece yıkıma uğrayan bir kavim oldular." 19- "İşte sizin söylediklerinizi yalanladılar; bundan böyle ne geri çevirmeye gücünüz yetebilir, ne de bir yardıma. Sizden kim zulmederse, ona büyük bir azap tattırırız." 20- Senden önce gönderdiklerimizden, gerçekten yemek yiyen ve pazarlarda gezenlerden başkasını göndermiş değiliz. Biz, sizin kiminizi kimi için deneme yaptık. Sabredecek misiniz? Senin Rabbin görendir. 21- Bize kavuşmayı ummayanlar, dediler ki: "Bize meleklerin indirilmesi ya da Rabbimiz'i görmemiz gerekmez miydi?" Andolsun, onlar kendi nefislerinde büyüklüğe kapıldılar ve büyük bir azgınlıkla baş kaldırdılar. 22- Melekleri görecekleri gün, suçlu-günahkarlara bir müjde yoktur. Ve o gün derler ki: "Yasaktır, yasak." 23- Onların yaptıkları her işin önüne geçtik, böylece onu savurulmuş toz zerreleri kılıverdik. 24- O gün, cennet halkının kalacakları yer daha hayırlı, dinlenecekleri yer çok daha güzeldir. 25- Göğün bulutlarla parçalanacağı ve meleklerin bir indirilme ile indirileceği gün; 26- İşte o gün, gerçek mülk, Rahman'ındır. İnkar edenler için oldukça zorlu bir gündür. 27- O gün, zulmeden, ellerini ısırarak der: "Ah keşke, elçiyle birlikte bir yol edinmiş olsaydım," 28- "Vah yazıklar bana, ne olurdu da filanı dost edinmeseydim." 29- "Çünkü o, gerçekten bana geldikten sonra beni zikirden saptırmış oldu. Şeytan da insanı 'yapayalnız ve yardımsız" bırakandır." 30- Ve elçi dedi ki: "Rabbim gerçekten benim kavmim, bu Kur'an'ı terk edilmiş olarak bıraktılar." 31- İşte böyle; Biz, her peygambere suçlu-günahkarlardan bir düşman kıldık. Yol gösterici ve yardımcı olarak Rabbin yeter. 32- İnkar edenler dediler ki: "Kur'an Ona tek bir defada, toplu olarak indirilmeli değil miydi?" Biz onunla kalbini sağlamlaştırıp-pekiştirmek için böylece ve onu 'belli bir okuma düzeniyle düzene koyup' okuduk. 33- Onların sana getirdikleri hiçbir örnek yoktur ki, Biz sana hakkı ve en güzel açıklama tarzını getirmiş olmayalım. 34- O yüzükoyun cehenneme doğru sürülüp-toplanacak olanlar; işte onlar, yer bakımından çok kötü, yol bakımından sapmış olanlardır. 35- Andolsun, Biz Musa'ya kitabı verdik ve onunla birlikte kardeşi Harun'u yardımcı kıldık. 36- Böylece onlara: "Ayetlerimizi yalanlayan kavme gidin" dedik; sonunda onları kökünden darmadağın ettik. 37- Nuh'un kavmi de, elçileri yalanlandıklarında onları suda boğduk ve insanlar için bir ayet kıldık. Biz zulmedenlere acıklı bir azap hazırladık. 38- Ad'ı, Semud'u, Ress halkını ve bunlar arasında birçok nesilleri. 39- Biz (onlardan) her birine örnekler verdik ve her birini darmadağın edip mahvettik. 40- Andolsun, onlar, üstüne felaket yağmuru yağdırılmış bulunan o ülkeye uğramışlardır; yine de onu görmüyorlar mıydı? Hayır, onlar dirilmeyi ummuyorlardı. 41- Seni gördükleri zaman, seni yalnızca alay konusu edinmektedirler: "Allah'ın, elçi olarak gönderdiği bu mu?" 42- "Eğer onlara karşı kararlılık göstermeseydik, neredeyse bizi ilahlarımızdan saptıracaktı." Azabı görecekleri zaman, kim yol bakımından daha sapıkmış, öğreneceklerdir. 43- Kendi istek ve tutkularını ilah edineni gördün mü? Şimdi ona karşı sen mi vekil olacaksın? 44- Yoksa sen, onların çoğunu işitir ya da aklını kullanır mı sayıyorsun? Onlar, ancak hayvanlar gibidirler; hayır, onlar yol bakımından daha şaşkındırlar. 45- Rabbini görmedin mi, gölgeyi nasıl uzatıvermiştir? Eğer dilemiş olsaydı onu durgun kılardı. Sonra Biz Güneş'i ona bir delil kılmışızdır. 46- Sonra da onu tutup Kendimize ağır ağır çekmişizdir. 47- O, geceyi sizin için bir elbise, uykuyu bir dinlenme ve gündüzü de yayılıp-çalışma kılandır. 48- Ve Kendi rahmetinin önünde rüzgarları müjdeciler olarak gönderen O'dur. Biz, gökten tertemiz su indirdik; 49- Onunla ölü bir beldeyi canlandırmak ve yarattığımız hayvanlardan ve insanlardan birçoğunu onunla sulamak için. 50- Andolsun bunu, onların arasında öğüt alıp-düşünsünler diye çeşitli biçimlerde açıkladık. Ama insanların çoğu nankörlük edip ayak direttiler. 51- Eğer dilemiş olsaydık, her kasabaya bir uyarıcı gönderirdik. 52- Öyleyse kafirlere itaat etme ve onlara büyük bir mücadele ver. 53- İki denizi salıp katan O'dur; bu, tatlı, susuzluğu giderici, bu da tuzlu ve acıdır. İkisinin arasında bir engel ve aşılmayan bir sınır koymuştur. 54- Ve insanı bir sudan yaratıp onu, neseb ve sihriyyet kılan O'dur. Senin Rabbin güç yetirendir. 55- Allah'ı bırakıp kendilerine yarar ve zarar sağlayamayacak şeylere ibadet ediyorlar. Kafir, kendi Rabbine karşı arka çıkandır. 56- Biz seni yalnızca bir müjde verici ve uyarıp-korkutucu olarak gönderdik. 57- De ki: "Ben buna karşılık, Rabbine doğru bir yol tutmayı dileyen (insanlar olmanız) dışında sizden bir ücret istemiyorum." 58- Sen, asla ölmeyen ve daima diri olana tevekkül et ve O'nu hamd ile tesbih et. Kullarının günahlarından O'nun haberdar olması yeter. 59- O, gökleri ve yeri ve ikisinin arasındakileri altı günde yaratan ve sonra arşa istiva edendir. Rahmandır. Bunu (bundan) haberi olana sor. 60- Onlara: "Rahmana secde edin" denildiği zaman, "Rahman da neymiş? Biz senin bize emrettiğine mi secde edecek mişiz?" derler ve onların nefretini arttırır. 61- Gökte burçlar kılan, onların içinde bir aydınlık ve nurlu bir ay vareden ne Yücedir. 62- O, gece ile gündüzü birbiri ardınca kılandır; öğüt alıp-düşünmek isteyenler ya da şükretmek isteyenler için. 63- O Rahman (olan Allah)ın kulları, yeryüzü üzerinde alçak gönüllü olarak yürürler ve cahiller kendileriyle muhatap oldukları zaman "Selam" derler. 64- Onlar, Rablerine secde ederek ve kıyama durarak gecelerler. 65- Onlar: "Rabbimiz, cehennem azabını bizden geri çevir; gerçekten, onun azabı ödenmesi kaçınılmaz bir borç derler. 66- "Şüphesiz o, ne kötü bir karargah ve ne kötü bir konaklama yeridir." 67- Onlar, harcadıkları zaman, ne israf ederler, ne kısarlar; ikisi arasında orta bir yoldur. 68- Ve onlar, Allah ile beraber başka bir İlah'a tapmazlar. Allah'ın haram kıldığı canı haksız yere öldürmezler ve zina etmezler. Kim bunları yaparsa 'ağır bir ceza ile' karşılaşır. 69- Kıyamet günü, azap ona kat kat artırılır ve içinde aşağılanmış olarak temelli kalır. 70- Ancak tevbe eden, iman eden ve salih amellerde bulunup davranan başka; işte onların günahlarını Allah iyiliklere çevirir. Allah, çok bağışlayandır, çok esirgeyendir. 71- Kim tevbe eder ve salih amellerde bulunursa, gerçekten o, tevbesi (ve kendisi) kabul edilmiş olarak Allah'a döner. 72- Ki onlar, yalan şahidlikte bulunmayanlar, boş ve yararsız sözle karşılaştıkları zaman onurlu olarak geçenlerdir. 73- Onlar, kendilerine Rablerinin ayetleri hatırlatıldığı zaman, onun üstünde sağır ve körler olarak kapanıp kalmayanlardır. 74- Ve onlar: "Rabbimiz, bize eşlerimizden ve soyumuzdan, gözün aydınlığı olacak armağan et ve bizi takva sahiplerine önder kıl," diyenlerdir. 75- İşte onlar, sabretmelerine karşılık odalarla ödüllendirilirler ve orada esenlik dileği ve selamla karşılanırlar. 76- Orda ebedi olarak kalıcıdırlar; o, ne güzel bir karargah ve ne güzel bir konaklama yeridir. 77- De ki: "Sizin duanız olmasaydı Rabbim size değer verir miydi? Fakat siz gerçekten yalanladınız; artık kaçınılmaz olacaktır." {{sureler}} [[Kategori:Sureler]] [[ar:القرآن الكريم/سورة الفرقان]] [[az:Furqan surəsi]] All content in the above text box is licensed under the Creative Commons Attribution-ShareAlike license Version 4 and was originally sourced from https://tr.wikisource.org/w/index.php?diff=prev&oldid=51222.
![]() ![]() This site is not affiliated with or endorsed in any way by the Wikimedia Foundation or any of its affiliates. In fact, we fucking despise them.
|