Difference between revisions 60143 and 65287 on trwikisource

{{eser1
| önceki      = 
| sonraki     = [[../Bölüm 2|Bölüm 2]] 
| başlık      = [[../]]
| bölüm       = Bölüm 1
| eser sahibi = Barbaros Hayreddin Paşa
| notlar      = [[Barbaros Hayreddin Paşa]] söylemiş Seyyid Muradî Reis  yazmıştır
}}
(contracted; show full)Oruç Reis: 

— "Yer altında olan eziyete göre kürek yine nurun ala nurdur. Yarabbi şükür, dünya yüzünü gösterdin!"    

Diye azatlık olmuş kadar mesrur oldu.

==''' Sultan Korkut''' ==


        O sıralarda Sultan Korkut Antalya'da bulunmakta idi. Adet edinmişlerdi. Her sene
   Rodosluların elinden yüz esir satın alıp Allah rızası için azat ederdi. Yine sene başı 
   yakın olduğundan kapıcıbaşını Rodos'a gönderip, adeti üzere yüz esir kurtardı.
        O zamanda, yirmi otuz esir birden azat olursa kendi gemilerine koyup selamet 
   yakasına götürüp dökmek, kafirlerin adeti idi.
        Bu sefer de kapıcıbaşının aldığı yüz esiri, Oruç Reis'in kürekte olduğu kaliteye
   koyup, bir selamet yakasına bırakmak için muvafık bir rüzgarda yola çıktılar.
        Oruç Reis her lisanı bilir kişi idi. Rum lisanını da çok iyi bilirdi. Çok şen
   tabiatlı, sohbeti tatlı bir kimse olduğundan kendisiyle bir kere konuşan kimse 
   ayrılmazdı. Kalitenin kaptanı ve öteki büyük kafirlerle de şakalaşıp ünsiyet peyda 
   etmişti.

== '''Oruç Reis'e kafirlik teklif olunması''' ==

        Bir gün kafirlerle sohbet edip, gülüp oynarken kafirler:
        "Ey Türk! Sen güzel sözlü bir kişisin. Bizim lisanımızı da çok iyi bilirsin.   
   Müslümanlıkta ne buldun? Gel, dinimize gir. İçimizde sen de adı sanı belli bir adam 
   olursun."
        Dediler.
        Oruç Reis ise:
        "Elhamdü lillahi ala din-il İslam ve tevfik-il iman!"
        Dedikten sonra:
        "Ey akılsız kafirler ve ey sermedi hınzırlar! Nedir o ki, kendi ellerinizle
   düzüp yaptığınız ağaç parçasından medet talep edersiniz! Ondan ne fayda olacaktır?
   Onları ateşe atsalar kendilerini kurtarmaya kadir değillerdir. Yanıp kül olurlar.   
        "Kendisine kulluk edilecek Allah'tan başka hiçbir fert yoktur. Bütün kainatı
   yoktan var eyleyen O'dur. O'nun ortağı benzeri yoktur. Mekandan münezzehtir ve zat-ı 
   şerifi bir hal üzere sabittir.
        "Ve bütün günahkarların ve suçluların şefaatçisi olan hazret-i risalet ve
   mefhar-i mevcüdat Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem, onun sevgili 
   kuludur."
        Diye cevap verdi.
  
        
== '''Muhammed seni kurtarsın!''' ==

        Bunun üzerine kafirler:
        "Muhammediniz bütün suçlulara şefaat edecektir, dersin. Bakalım şimdi seni bizim
   elimizden kurtarabilir mi?"
        Dediler.
        Oruç Reis:
        "Behey kafirler! Yuh sizin aklınıza! Benim sadakatim, imanım şunadır ki, Allah'a
   ve resulüne yapışan kimse mahrum kalmaz. Yakında sizin içinizden halas olurum."
        Dedi.
        Ebedi kafirler ise:
        "Hele sen şimdi küreğini çek de, Muhammed eğer seni kurtarabilirse kurtarsın."
        Dediler.
        O gece Oruç Reis, bütün ihtiyaçları veren Cenab-ı Kibriya'ya yine dualar edip
   ağlayarak, server-i kainat olan Hazret-i Peygamber'i şefaatçi getirdi, ve:
        "Ya İlah-el Alemin! Beni şu kafir-i müşriklerin içinde utandırma. Lutf edip, ben
   zayıf kulunu, yakın zamanda kurtar."
        Diye ağlayıp yalvardı.

== '''Oruç'tan alarga durun!''' ==

        Oruç Reis'in forsa olduğu kalitede bir papaz vardı. Bu papaz kafirlere:
        "O, Oruç Reis dedikleri kafir ile çok konuşmaktan sakının. Zira, Müslümanlık
   bakımından çok okuyup bilmiştir. Anlarım ki, benden çok yukarı papaza benzer. Siz onu
   aklınızca dininden çıkarmaya çalışırsınız amma, korkarım ki, o sizin cümlenizi 
   Turkuvaz eder. Ondan alarga durun."
        Diye tenbih etmişti. Bunun için kafirler de onunla eskisi gibi şaka latife etmez
   olmuşlardı.
        Nihayet Antalya yakınlarında ıssız bir kıyıya yanaşıp, kapıcıbaşı ile yüz esiri
   çıkardılar. Fakat o gece rüzgar muhaalif estiğinden kalkamayıp, demirli kaldılar. 
   Kalitenin sandalı da kaptan için balık avlanmaya gitti. Her taraf süt limanlık idi.
        Böyle iken, bir anda büyük bir fırtına kalktı. Öyle ki Nuh tufanına benzedi. Her 
   yeri karanlık kapladı. Sandal da gelemeyip bir koltukta sindi kaldı. O gece nerdeyse 
   gemi helak olayazdı.
 
        '''Ağamın kurtulması'''
        O gecenin içinde,ortalık göz gözü görmez iken, Oruç Reis fırsatı ganimet bildi.
   İmanının bereketi olarak, Hak Teala işini rast getirip ayağındaki demiri kolayca 
   çıkardı.
        "Bismillahirrahmanirrahim" diyerek, kendisini denize bıraktı. Yüzerek karaya 
   çıktı. Yüzünü yerlere sürüp sonsuz hamdler etti.
        Hemen yola koyulup bir köye vardı. Yer gök bilmeyip iki tarafına bakınırken bir 
   kocakarıcık önüne çıkadüştü.
        Oruç Reis'e:
        "Ey oğul! Zahmetli yoldan gelmişe benzersin. Gel bu gece bana konuk ol."
        Dedi.
        Ağamı evine götürüp yiyecek neyi varsa önüne kodu, yedirip içirdi. Urbacığını
   değiştirdi.
        Oruç Reis de başından geçen halleri anlatıp, nasıl firar ederek oraya geldiğini
   nakletti. 
        Kocakarıcık çok sevinip:
        "Şükür oğul, elhamdülillah. Allah Teala sana yol vermiş."
        Dedi, sevindi.

        '''Kocakarıcığın tarlası'''
        O köyün halkı misafiri pek severlerdi. Oruç Reis köyde on gün eğlendi. Öyle ki,
   Oruç Reis'i elden ele geçirip pay edemezlerdi. Kocakarıcığa o geceden sonra sıra 
   vermediler.
        "Sende bir gece misafir olmuş, bizde de olsun!"
        Diye, kocakarı ile kavga ederlerdi.
        Kocakarı ise:
        "Be adamlar, niçin benim misafirimi alırsınız? Allah Teala onu bana misafir
   gönderdi. Gidinceye kadar benim yanımda eğletsin. Varın Allah Teala size de misafir
   versin."
        Diye söylenirdi.
        Meğer yollar üzerinde dolaşıp, düşmüşten kalmıştan, hastadan sayrudan,
   bulunduğunu evine götürüp, taam yedirip, görüp gözetmek bu kocakarıcığın adeti imiş.
        Bir tarlası varmış ki, onu sadece misafire ikram için ekermiş. Allah'ın emri
   ile, bir yerde ekin gelmese, misafir için ekilen tarlanın ekini, çekmekle 
   tükenmezmiş. Ona böyle bir bereket inmiş.

== '''Papazın kurnazlığı''' ==
        Şimdi, gelelim kafirlere:
        O gecenin yarısında fırtına sakin olup sandal da gemiye geldikten sonra hareket
   için hazırlığa başlamışlar...
        Sabah olunca bir de baktılar ki, Oruç Reis'in yeri boş. Firar etmiş...
        Kalitenin kaptanı saçını sakalını yolmaya başladı.
        "Gran Mastor'un yanına ne yüzle gideriz?"
        Diye kasavete battılar.
        Allah Teala kafir-i ebedilerin kasavet ve ukubetlerini artırsın.
        Bu kaptanın daha fazla elem çekmesinin sebebi Komandor'a gidip:
        "Bu senin yaptığın deniz yolu değildir. Bakarsın biz de onların eline düşeriz.
   Onlar da bize kendi koduğunuz yoldur, diye ondan beter ederler."
        Diye söyleyenlerden olmasıydı. Oruç Reis'in firar etmesi yüzünden Gran Mastor'un
   yanında mahçup olacağından, ziyade sıkıntıya düşmüştü.
        Oruç Reis'in söylediği gibi, Allah'ın inayeti ile firar etmesi ise, kafirler 
   arasında onun anlattıklarının hak olduğuna büyük delil oldu.
        Çünkü Oruç Reis onlara şöyle demişti:
        "Yakında, mabudum olan Cenab-ı Bari ve şefaatçim olan Sultan-ül Enbiya'nın, beni
   sizin içinizden kurtaracağı muhakkaktır."
        Şimdi bu söz çıkmıştı. Elhamdülillahi haza min fazlı Rabbi.
        Kafirler ise o zaman, Oruç Reis'le istihza edip:
        "Sen şimdiki halde küreğini çek de, Muhammed'in gelsin bizim elimizden seni
   kurtarsın.."
        Demişlerdi.
        Şimdi mahcup olup, başları aşağı düştü... Hak Teala din düşmanlarının başlarını
   daima aşağı eyleyip makhur kılsın. Ve asakir-i İslam karındaşlarımızı berde ve bahrde
   üzerlerine mansur ve muzaffer eylesin.
        Fakat gemideki mel'un papaz, kafirlerin kalplerine şüphe düşüp, hak yola 
   dönmelerini önlemek için:
        "Onların Muhammedleri öteden beri sihirbazlıkla tanınır, bu esiri de sihirle
   kurtarmasında şaşacak ne var."
        Diyerek, mel'unların sapık yollarından ayrılmalarına mani oldu.
        Böylece hüsran içinde çekilip Rodos'a gittiler.

        '''Ali Kaptan'ın kalyonunda'''
        Oruç Reis köyde on gün kaldıktan sonra, Midilli'ye gelmek istedi. Fakat yol sapa
   düştüğünden gelemedi.
        Antalya'ya gitmeye karar verip, kocakarıcığa ve köylülere veda ederek yola 
   çıktı. Üç günde Antalya şehrine vardı.
        Antalya'da Ali Kaptan derler, bir kalyon kaptanı vardı. Onüç alabanda açar 
   gemisi vardı. Daima İskenderiye'ye işlerdi. Kemal sahibi bir kimse olup, garip
   yiğidin anası atası idi.
        Oruç Reis, Ali Kaptan'ın ününü duyunca, doğrulup onun gemisine vardı:
        "Kaptan baba, biz de bu tekkenin abdallarındanız. Uygun görürsen hizmet edelim."
        Dedi.
        Ali Kaptan da:
        "Pek güzel oğul, hoş geldin, safa geldin! Gemi benim değil, senindir."
        Cevabı ile kabul etti. Oruç Reis deniz adamı ve reisler zümresinden olduğu için
   onu ikinci reis eyledi.
        Oruç Reis'in derya işlerinde bilgisi pek ziyade idi. Ali Kaptan da "Yürük at,
   yemini kendi artırır" sözü gereğince onun hatrını alıp çokça pay verdi.
        Hasılı kelam, gemi yüklenip, muvafık bir günde kalkıp, İskenderiye'ye 
   Midilli'ye gitmek üzere olan bir gemi bulunca, hemen bir mektup yazıp, bana
   yollamıştı.

        '''Kirigo elime geçerse'''
        Ben ise, yukarıda zikri geçtiği gibi, Kirigo kafirine onsekiz bin akçe verip 
   Rodos'a yollamıştım. Onunla konuştuğumuz üzere de Bodrum'da bir haber bekleyip
   durdum.
        Birçok bekledikten sonra, Kirigo hayınından bir haber belirmeyince, Bodrum'dan
   kalkıp Midilli'ye döndüm. Hem kendi işime bakar, hem de ağamı halas için çareler
   arardım.
        Bu sırada İskendiriye'den gelen bir gemi Oruç Reis'in mektubunu getirdi.
        Nameyi okuyup da, hali öğrenince sanki ölü idim dirildim, cihan cihan memnun
   ve mesrur oldum.
        Oruç Reis mektubunda, önünden sonuna kadar, başından geçen serencamını ve
   Kirigo Mel'ununun yaptıklarını, nasıl firar ettiğini ve Ali Kaptan'ın kalyonuyla
   İskenderiye'ye geldiğini anlatıyordu. 
        Kirigo kafirinin hıyanetliğini öğrenince:
        "Eğer elime geçerse, burnunu ve kulağını uçurmak nezrim olsun!"
        Diye ant ettim.

        '''Kafir donanmasının baskını'''
        Oruç Reis, İskenderiye'de bulunduğu sırada, Ağız ağızdan evsafı ve bahadırlığını 
   Mısır Sultanı'na anlatmışlar.
        Mısır Sultanı da Oruç Reis'i huzuruna çağırıp, iltifatlar edip, altın yıldızlarla
   süslenmiş olan kendi kalitesine kaptan tayin etti.
        O sırada Mısır Sultanı, Hind taraflarına asker göndermek hazırlığında imiş. Oruç
   Reis'i ince donanması üzerine serasker etti.
        Sultan, Adana paşasına emir gönderip:
        "Yanındaki askerle hemen Payas körfezine gelip, kırk parça kalite için kereste
   kestirip, hazır olduğunda bana haber veresin. İnce donanmamı o tarafa gönderip keresteyi
   aldırayım."
        Dedi.
        Adana Paşası da, emir gereğince Payas körfezine gelip, keresteyi kırdırıp hazır etti.
        Sultan'a:
        "Emr-i hümayununuz üzere kereste hazır olup emrinize amadadir."
        Diye haber gönderdi.
        Sultan da Oruç Reis'i on altı parça tekne ile Payas körfezine kereste getirmeye
   gönderdi.
        Fakat kafir donanması da bunu haber almış. Oruç Reis'in üzerine ağır donanma ile
   varıp körfez içinde gafil bastırdılar.
        Oruç Reis hali görünce, bütün gemilerini baştan kara ettirip askerlerini karaya
   çıkardı. Canlarını güç ile kurtardılar. Hepsi karaya çıkıp dağıldılar.
        Oruç Reis de sürüp Antalya'ya geldi. Sultan Korkut o sırada orada idi.

== '''Oruç Reis'in korsan olması''' ==
        Oruç Reis'in kemerinde çok dünyalık vardı. Bu para ile Antalya'da kendi malı olmak
   üzere, on sekiz oturak bir tekne yaptırdı. Bu öyle bir tekne oldu ki, uçan kuşa hükmederdi.
        Teknesini donatıp Rodos taraflarında korsanlık etmeye başladı. O taraflarda basılmadık
   köy kasaba bırakmadı. Çok ganimet aldı.
        Sonunda kafirler toplanıp Rodos'a Gran Mastor'a gidip şikayet ettiler:
        "Sinyor, bu insafa layık mıdır ki, buradan kurtulma Oruç Reis namında bir forsa,
   korsan olup zuhur etti. Altındaki on sekiz oturaklı teknesi ile uçan kuşa hükmediyor. 
   İlimizi memleketimizi ateşe verip, nice oğullarımız uşaklarımız teknesine doldurup, götürüp
   Şam Trablusu'na satıyor. Şimdi onun şerrinden bir yere varıp gelemiyoruz. İmdat bu
   hristiyan düşmanı diyavolonun elinden!"
        Dediler.
  
        '''Kafirlerin Oruç Reis'i kıstırmaları'''
        O zaman Gran Mastor divan toplayıp bütün kaptanları çağırdı:
        "Bakınız şunlar ne söyler, kulağınızla dinleyiniz."
        Deyince, şekvacılar bir ağızdan söyleyip feryad ettiler. O zaman Gran Mastor 
   şöyle dedi:
        "İşte benim kasdım, bu haydudu yer altından çıkarmamaktı. Ama siz beni kendi halime 
   komadınız. Onun böyle edeceğini ben bilirdim. Varın bir daha ele geçirin!"
        Böylece pek çok atıp tutup, kafir iken Yahudi oldu.
        Kaptanlar:
        "Sinyor! Hemen senin ömrün uzun olsun. O, Oruç Reis dedikleri diyavoloyu yine buraya
   getireceğimizden hiç şüpheniz olmasın. O zaman, istersen ebediyen yer altından çıkarma."
        Diyerek, hemen beş altı parça yürük tekne donattılar. Oruç Reis'i taş be taş,
   bucak be bucak, liman be liman aramaya başladılar.
        Sonunda bir limanda kıstırdılar. Teknesini zaptettiler. Oruç Reis adamları ile 
   birlikte kaçıp kurtuldu. Az kaldı yine yakayı ele veriyordu. Hele Allah Teala korudu.
        Buradan adamlarıyle birlikte sürüp Antalya'ya geldi. Kafirler ise Oruç Reis'in teknesini
   Rodos'a götürdüler.
        Gran Mastor, kıyıdan bakıp da teknelerin altı iken yedi olduğunu görünce, tacını
   göğe atıp:
        "Hristiyan düşmanı diyavoloyu ele geçirmişler!"
        Diye sevindi.
        Amma liman reisi bakıp da, tekne Oruç Reis'in amma içinde kendi yok görünce, beline 
   vurup: "Eşekten öfke alınmazsa, semerinden alırız" sözünce, kafirliklerinden gemiyi yakıp
   hırslarını tekneden aldılar.

== '''Oruç Reis'in Sultan Korkut'un huzuruna çıkması''' ==
        Oruç Reis, gemisi elinden alınıp da tekrar Antalya'ya döndüğü sırada, Sultan Korkut'a
   Manisa sancağı mansıp verildiğinden oraya gitmek üzere idi. 
        Sultan Korkut'un Piyale Bey derler bir hazinedarı vardı. Oruç Reis daha önce bir frenk
   oğlanı bağışlamıştı. Allah için dostlaşırlardı. Şimdi Oruç Reis'in başına bu hal gelip de
   teknesiz kalınca Piyale Bey, Sultan Korkut'a halini anlattı:
        "Bir mücahit duacınızdır. Bunların bütün işleri gece gündüz, dinsiz kafirlerle ceng ü
   cidal, harb ü kıtaldir. Sultanım hazretlerinin bir tekne ile bu gazi kullarını kayırmaları
   niyaz olunur."
        Dedi.
        Sultan Korkut da Piyale Bey'in ricasını kabul buyurup, Oruç Reis'i huzuruna çağırdı.
   Çok izzet ve ikram eyledi.
        "Sakın teknenin gittiğine elem üzere olma, hemen başın sağ olsun. Ben seni teknesiz
   komam. İnşallah kazaya uğrayan teknenden daha forsa tekne yaparsın."
        Dedi, teselli etti.
        Sonra, Sultan Korkut, İzmir kadısına hitaben şu emirnameyi yazdırdı:
        "Emrim sana vardıkta, ferman-ı celilü-l kadrimi taşıyan Gazi Oruç Reis oğlumuza,
   kendi istediği minval üzere bir kalite yaptırasın. Din-i mübin uğruna küffar-ı haksarlardan
   intikam alıp, ecdad-ı pakimizi rahmet ile yad eylesin."
        Piyale Bey dahi, İzmir gümrükçüsüne hitaben şu muhabbetnameyi yazdı:    
        "Namem sana varıp, dünya ve ahiret karındaşım olan Gazi Oruç Reis huzuruna gelip didar
   görüştükte, üzerinden hüsn-i nazarınızı diriğ buyurmayıp, işlerine muavenet buyurasız. Ona
   olan ikram ve sevginiz bana yapılmış sayılır. Ve hem şöyle bilesin ki, karındaşımız Oruç 
   Reis tarafımızdan vekilimizdir.
        "Bizim için yirmi iki oturak olmak üzere, bir tekne yaptırasız. Ve ol teknenin üzerine
   mutemed nasb olunmuştur. Hemen sizlere lazım olan budur ki, ne harç giderse sen verip başka
   işine karışmayasın."
       
        '''Sultan Korkut'un duası'''
        Piyale Bey, Oruç Reis'e, Sultan'ın fermanını ve kendi yazdığı muhabbetnameyi verip,
   lisanen dahi ifade etti:
        "Ey karındaş Oruç Reis! İşte elimizden geldiği kadar çalışıp, sen karındaşımı,
   bedavadan bir tekne sahibi eyledik. Senin muradın üzere, süvar olacağın tekne İzmir kadısına
   havale olunmuştur. Ben de kendim için, İzmir gümrükçüsüne yirmi iki oturak bir tekne
   sipariş ettim. Sen hem kendi teknenin, hem benim teknemin üzerine mutemedsin.
        "Tekneler tamam muradın üzere yapılıp, bütün levazımatını, leventlerini, zahiresini
   ikmal ettikten sonra, İzmir'den kalkıp, gelip Foça'da yatasın... Sonra gelip Sultan Korkut'la
   buluşup duasını alasın. Ondan sonra her ne emr ederse ona göre hareket edersin."
        Dedi.
        Oruç Reis, Sultan Korkut'a ve Piyale Bey'e veda ederek İzmir'e gitti.
        Sultan'ın fermanını İzmir kadısına, Piyale Bey'in namesini de İzmir gümrükçüsüne
   tabşırdı. İkisi de "Baş üstüne" deyip, ertesi gün teknelerin inşasına mübaşeret ettiler.
        Sultan Korkut da, Antalya'dan kalkıp mansıbı olan Manisa'ya gelip indi.
        Oruç Reis, üçbuçuk ay içinde, kendi teknesi yirmi dört oturak ve Piyale Bey'in ki
   yirmi iki oturak olmak üzere tamamen yaptırıp, donatıp, Foça Limanı'na gelip, lenger-endaz
   olup yattılar.
        Oruç Reis yanına yirmi otuz pak levent alıp, kuşatıp Manisa'ya gitti. Sultan Korkut
   ve Piyale Bey ile görüştü. Teknelerin hesaplarını bir bir ifade edip bildirdi.
        Piyale Bey emektarlarından Yahya Reis'i kendi teknesine reis nasb eyledi ve:
        "Sakın, Oruç Reis karındaşımın rey ve tedbirinden dışarı iş eyleme!"
        Diye tenbih etti.
        Oruç Reis, Piyale Bey'in yanında üç gün misafir oldu. Dördüncü gün gayri gitmek iktiza
   edince, Piyale Bey, Oruç Reis'in önüne düşüp, götürüp, Sultan Korkut'a buluşturdu.
        Sultan Korkut, Oruç Reis için dua etti:
        "Allah Teala seni kafirler üzerine mansur eylesin."
        Deyip, sırtını sığadı.
        "Frengistan tarafına gidip orada korsanlık edin."
        Dedi.
        
        '''Kaza yıldırımı gibi'''
        Oruç Reis de Sultan Korkut'a ve Piyale Bey'e veda edip Foça'ya döndü.
        O gece sabaha kadar ibadet ü taat edip, sıdk ile, hacetleri veren Cenab-ı Hakk'a tazarru
    ve niyazda bulundu:
        "Ya İlahel Alemin! İzzetin, celalin hakkıyçün ve habibin Muhammed Mustafa hakkıyçün ve
    cemi enbiya ve evliya hakkıyçün, ben zayıf kulunu din düşmanı olan küffar-ı haksar üzerine 
    mansur eyle... Fisebilillah gazaya niyet ettim. Can ü başımı bu yola kodum... 
    Bismillahirrahmanirrahim. Tevekkeltü alallah."
        Oruç Reis, bir mübarek saatte gazaya teveccüh edip yola revan oldu. Önce Midilli'ye
    gelip sıla eyledi. Hepimiz Oruç Reis'in hasreti ile yanardık.
        Bir gün iki gemisi ile çıkageldi. Birkaç gün kalıp hasret giderdik. Sonra yine gemisine
    binip gazaya yüz verdi gitti.
        Gemileri öyle yürük çıkmıştı ki, koğduklarına kaza yıldırımı gibi aman vermeyip
    yetişirler; kaçtıklarını ise göz açıp kapayıncaya kadar bırakıp kaybolurlardı.

        '''Her kim Al-i Osman''dan dua alırsa'''
        Günlerden bir gün selametle Fulya yakasına geçti. Orada av arayıp dolaşırken iki pare
    barçaya rast geldi. Allah'ın yardımı ile aman zaman vermeyip kakıp aldılar. Venedik
    barçaları idiler. İçlerinden yirmidört bin altın çıktı. Beşte bir teknelerin hakkı
    çıktıktan sonra kalanı leventlere dağıtıldı. Alet edevat alanın oldu. Kalan kafirleri
    esir edip barçaları ateşe vurdular. İslam askeri öyle tok doyum oldu ki ancak olur.
        Hepsi zengin oldular. Nasıl zengin olmayanlar ki, Al-i Osman'dan dua almışlardır.
    Dünyada iksir dedikleri padişah duasıdır. Her kim Al-i Osman'dan dua alırsa, şüphesiz
    tuttuğu iş kolay gelir... Zira onlar bir ulu ocaktır. Kim onlara yan bakarsa onun başı 
    aşağı olur.
        Oruç Reis, Fulya tarafında barçaları alıp Rumeli tarafına geçti. Eğriboz'a geldi. 
    Burada Terzi Kayası denen limana girdi. Orada bir müddet yatmak istedi.
        İşe bak ki, limanın ağzına gelince ne görsünler Venedik küffarı gemilerinden üç pare 
    kalyon ile bir pare barça varmış. bizimkileri görünce hepsi bir araya gelip top ateşine
    başladılar.

        '''İşte ayağınıza geldik, bizi alın!'''
        Oruç Reis'in gemileri geri çekilip, top altından çıkıp lenger-endaz oldular... Reis
    bunlara: "Ahd edelim, size zararımız dokunmasın" diye haber gönderdi. Amma kafirler
    gemilerin limana girmesine razı olmadılar.
        O zaman Oruç Reis yoldaşlarına:
        "İşte gördünüz, bu gemiler top atıp bizi limana koymak istemezler.Bunların böyle 
    yapmaktan maksatları şudur, bize şöyle demek isterler:
        "Siz mücahit kimselersiniz. Gelip bir limanda hazır kafir gemileri buldunuz. Niçin
    gelip almazsınız? Bu kadar deryalar geçer, serencamlar çekersiniz. Varıp bir şikar buluncaya
    kadar canınız çıkar. Biz, işte ayağınıza geldik. Şimdi bizi alın!"
        "bize top atmaları, başlarına bela satın almaktır. Hiç şüphe etmeyin ki, bunların
    kazaları yakındır. Zira, biz bu kadar: ahd ü eman verelim, dedikçe bunlar bizi rencide
    ediyorlar. Vallahi ben bunlara, Allah Allah diye çatarım. Takdirde olacak ne ise o olur."
        Dedi.

        '''Asla göz açtırmadılar'''
        Bunları demekten maksadı, leventlerin gönlünü yoklamaktı. Çünkü kafir gemileri gayet
    ateşli ve donanmış idiler... Bu sözlerin sebebini bilen yoldaşları ise bir ağızdan: 
        "Sen bilirsin! Sen ne edersen, biz onu hoş görür, ederiz!"
        Dediler.
        Oruç Reis de:
        "Allah cümlenizden razı ve hoşnut olsun oğullar! Benim de sizden beklediğim budur.
    Berhudar olun. Dünya ve ahirette yüzünüz ak olsun!"
        Diye cevap verdi.
        Hemen sancaklar açılıp, Gülbank-i Muhammedi çekilip, toplar atıldı.
        Kavi düşmanın, topuna tüfeğine bakmayıp, kulaklarını kasıp; varıp çattılar. Asla göz 
    açtırmadılar.
        İki taraftan hayli cenk oldu. Hakikaten, Oruç Reis'in dediği gibi, kazaları yakın 
    olup, belayı başlarına satın almışlar imiş.
        Hak sübhanehu ve teala inayet eyleyip dördünü de aldılar.
        Dört tekneden ikiyüz seksenbeş kafir esir aldılar. Cümlesi dörtyüzden ziyade idi. Bu
    kadar ganimet malı teknelere doldurdular. Öyle ki tekneler kaplumbağaya dönüp kımıldamaya
    iktidarları kalmadı.
        Hasılı şenlik ve şadmanlık ile Midilli'ye geldiler.

== '''Ağam Oruç'la buluşmamız''' ==
        Ağam ishak ve sair akraba ile gidip Oruç Reis'i karşıladık. Öpüşüp koçuştuk, hal ve
    hatır soruştuk; sanki leyle-i Kadr'e erdik.
        Akraba ve taallukatımızdan gayri, vilayetin bütün fakirlerinin ihtiyaçlarını da
    giderdi. Yetim oğulları giydirip sünnet ettirdi. Yetim kızları ere verip evlendirdi. 
    Rodos'ta esir iken birlikte tuz ekmek yediği yarenlerinden vesair ümmet-i Muhammed
    esirlerinden ikiyüz kadarını satın alıp kurtardı.
        Bir ay miktarı Midilli'de yanımızda kaldı. Hemen hareket edip, İzmir'e doğru gidip 
    varıp, Sultan Korkut'a ve karındaşlığı Piyale Bey'e buluşup görüşmeklik için can atıp
    dururdu.
        Bu sırada bir haber geldi. Bu haberden Sultan Selim hazretlerinin tahta cülus ettiği,
    karındaşı Sultan Korkut'un ise canından korkup firar eylediğini öğrendik... Oruç Reis,
    Sultan Korkut için çok üzüldü.
        Biz ise büyük karındaşım İshak'la söz birliği edip, Oruç Reis'e nasihat eyledik:
        "Karındaşımız Oruç! Şimdiki halde buralarda durman senin için büyük hatadır. Var sen
    bu kışı İskenderiye'de kışla. Ne olur ne olmaz! Biz seni habersiz komayız. Kim bilir, belki
    bu tekne Sultan Korkut'undur diye, tekneyi ve kazandığını alırlar."

        '''Oruç Reis Mısır'da'''
        Oruç Reis bizim sözümüzü dinleyip, kabul eyledi. Veda edip, bir mübarek saatte 
    Midilli'den kalkıp gittiler. Kerpe adası önünde bir barça aldılar. Ertesi günde altı
    taner daha aldılar... Aktarmaları yedi olup bu şekilde İskenderiye limanına gelip dahil
    oldular.
        Mısır Sultanı'na Oruç ve Yahya Reislerin yedi kıta aktarma ile geldikleri haber
    verildi. 
        Oruç Reis isem, Payas körfezinde telef olan onaltı pare tekne sebebiyle, Mısır 
    Sultanı'ndan pek gayet sıkılırdı.
        Eğer biz "Var İskenderiye'de kışla" demiyeydik, İskenderiye'ye gitmezdi. Hemen bizim
    sözümüzü tutmak için vardıydı.
        Oruç Reis, ganimet tuhfelerinden bir azim hediye düzdü ki, ancak olur. Dört bakire 
    kızoğlan kız ve dört müstesna esir gulam ile birlikte hepsini alıp ayakdaşı Yahya Reis ile
    beraber büyük alayla Mısır' çıkıp varıp Mısır Sultanı'na buluştular.
        Oruç Reis ve ayakdaşı Yahya Reis, Mısır Sultanı'nın yanına varınca peşkeş hediyelerini
    yollu yolunca verdiler. Mısır Sultanı'nın katında azim makbule geçti.
        Öyle ki, evvel Oruç Reis, Mısır Sultanı'ndan hicap eder iken, şimdi Sultan ondan 
    hicap eder oldu. Reisleri konuklayıp izzet ve ikramda bulundu. Üç gün şah sofraları 
    döşenip, yenilip içildi, rahat kılındı.
        Üçüncü gün Mısır Sultanı:
        "Ey Oruç Kaptan! Sana biraz hatırım kaldı idi. Amma yine de affeyleyim. Zira Hak Teala
    hazreti, affedici kullarını severmiş. Bolay kim biz günahkarlarını dahi sevdiği kullarından
    eyleye..."
        Deyip, sadede girdi ve dedi ki:
        "Biz seni on altı pare teknenin üzerine serasker nasb edip, kereste için göndermiş
    idik. Düşman baskın verip telef eyledi. Elhamdülillah ki bir ümmet-i Muhammed'in bile
    burnu kanamayıp kurtuldular. Bu bize hak tarafından büyük bir nimettir... Amma, sonra
    yanıma gelmediğinden bir miktar üzülmüştüm. Şimdi affeyledim. Hemen sağ olasın."
        
        '''Sultanın fermanı'''
        Mısır Sultanı, Oruç Reis'in böylece hatırını aldıktan sonra, getirdiği hediyeler 
    mukabili birkaç misli mükafat verdi.
        İskenderiye serdarına da bir emir yazıp buyurdu ki:
        "Oruç Kaptan'ın ve arkadaşı Yahya Kaptan'ın üzerlerinden geçen kuşun kanadını kesesin. 
    Her ne lazım olur ise veresin. Kaptanlar için konak ve leventler için kışla tayin edesin.
    Yiyecek ve içeceklerini gereği gibi, gerek kaptanların ve gerek leventlerin, veresin."
        Bunları sıkıca yazıp tenbih eyledi. Reisler Mısır Sultanı'nın yanında onbeş yirmi 
    gün eğlendiler.
        Bir gün Oruç Reis, Sultan'a:
        "Sultanım! Gelmek iradfet, gitmek icazet... Eğer izn-i hümayununuz olursa, varalım 
    İskenderiye'de işimiz üzre olalım."
        Dedi.
        Mısır Sultanı dahi pek makul bulup bunlara izin verdi. Onlar da Şah'a veda edip
    İskenderiye'ye döndüler.

        '''İskenderiye'den sefer'''
        Daha reisler gelmezden evvel, Sultan'ın İskenderiye serdarına yazdığı emir gereğince, 
    kaptanların konaklarını ve leventlerin kışlalarını silip süpürüp pak edip döşemişlerdi.
        Hepsi yerlerine yerleştiler. Vakitlerini yeme içme, taat ü ibadet, zevk ü safa ve
    kendi işlerini işleyerek geçirip baharı bekler oldular.
        Kış geçip, bahar günleri gelince, Oruç Reis ve ayakdaşı Yahya Reis teknelerini kalafat
    edip yağladılar. Erzaklarını gereği gibi alıp hazır oldular. 
        Sonra Mısır Sultanı'na şöylece bir name yazdılar:
        "Benim efendim Sultanım Hazretleri,
        "Hak teala ömr-i devletinizi ziyade eylesin. sayenizde yedik içtik, gülüp oynadık.
    Serdar Ağa duacınız, her levazımatımızı gereği gibi veriyor. Devlet-i aliyyenizde bu
    kullarınıza ve levent gazilere bir kıtlık çektirmedi. Sultanım Efendim Hazretlerinin 
    tenbihlerinden ziyade izzet ü ikramda kusur komamışlardır.
        "Teknelerimizi yağlayıp hazırlandık, cihad ve gazaya açılmak üzereyiz. Bu mücahit
    O sıralarda Sultan Korkut Antalya'da bulunmakta idi. Adet edinmişlerdi. Her sene
Rodosluların elinden yüz esir satın alıp Allah rızası için azat ederdi. Yine sene başı 
yakın olduğundan kapıcıbaşını Rodos'a gönderip, adeti üzere yüz esir kurtardı.
O zamanda, yirmi otuz esir birden azat olursa kendi gemilerine koyup selamet 
yakasına götürüp dökmek, kafirlerin adeti idi.
Bu sefer de kapıcıbaşının aldığı yüz esiri, Oruç Reis'in kürekte olduğu kaliteye
koyup, bir selamet yakasına bırakmak için muvafık bir rüzgarda yola çıktılar.
Oruç Reis her lisanı bilir kişi idi. Rum lisanını da çok iyi bilirdi. Çok şen
tabiatlı, sohbeti tatlı bir kimse olduğundan kendisiyle bir kere konuşan kimse 
ayrılmazdı. Kalitenin kaptanı ve öteki büyük kafirlerle de şakalaşıp ünsiyet peyda 
etmişti.

== '''Oruç Reis'e kafirlik teklif olunması''' ==
Bir gün kafirlerle sohbet edip, gülüp oynarken kafirler:
"Ey Türk! Sen güzel sözlü bir kişisin. Bizim lisanımızı da çok iyi bilirsin.   
Müslümanlıkta ne buldun? Gel, dinimize gir. İçimizde sen de adı sanı belli bir adam 
olursun."
Dediler.
Oruç Reis ise:
"Elhamdü lillahi ala din-il İslam ve tevfik-il iman!"
Dedikten sonra:
"Ey akılsız kafirler ve ey sermedi hınzırlar! Nedir o ki, kendi ellerinizle
düzüp yaptığınız ağaç parçasından medet talep edersiniz! Ondan ne fayda olacaktır?
Onları ateşe atsalar kendilerini kurtarmaya kadir değillerdir. Yanıp kül olurlar.   
"Kendisine kulluk edilecek Allah'tan başka hiçbir fert yoktur. Bütün kainatı
yoktan var eyleyen O'dur. O'nun ortağı benzeri yoktur. Mekandan münezzehtir ve zat-ı 
şerifi bir hal üzere sabittir.
"Ve bütün günahkarların ve suçluların şefaatçisi olan hazret-i risalet ve
mefhar-i mevcüdat Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem, onun sevgili 
kuludur."
Diye cevap verdi.
 
== '''Muhammed seni kurtarsın!''' ==
Bunun üzerine kafirler:
"Muhammediniz bütün suçlulara şefaat edecektir, dersin. Bakalım şimdi seni bizim
elimizden kurtarabilir mi?"
Dediler.
Oruç Reis:
"Behey kafirler! Yuh sizin aklınıza! Benim sadakatim, imanım şunadır ki, Allah'a
ve resulüne yapışan kimse mahrum kalmaz. Yakında sizin içinizden halas olurum."
Dedi.
Ebedi kafirler ise:
"Hele sen şimdi küreğini çek de, Muhammed eğer seni kurtarabilirse kurtarsın."
Dediler.
O gece Oruç Reis, bütün ihtiyaçları veren Cenab-ı Kibriya'ya yine dualar edip
ağlayarak, server-i kainat olan Hazret-i Peygamber'i şefaatçi getirdi, ve:
"Ya İlah-el Alemin! Beni şu kafir-i müşriklerin içinde utandırma. Lutf edip, ben
zayıf kulunu, yakın zamanda kurtar."
Diye ağlayıp yalvardı.

== '''Oruç'tan alarga durun!''' ==
Oruç Reis'in forsa olduğu kalitede bir papaz vardı. Bu papaz kafirlere:
"O, Oruç Reis dedikleri kafir ile çok konuşmaktan sakının. Zira, Müslümanlık
bakımından çok okuyup bilmiştir. Anlarım ki, benden çok yukarı papaza benzer. Siz onu
aklınızca dininden çıkarmaya çalışırsınız amma, korkarım ki, o sizin cümlenizi 
Turkuvaz eder. Ondan alarga durun."
Diye tenbih etmişti. Bunun için kafirler de onunla eskisi gibi şaka latife etmez
olmuşlardı.
Nihayet Antalya yakınlarında ıssız bir kıyıya yanaşıp, kapıcıbaşı ile yüz esiri
çıkardılar. Fakat o gece rüzgar muhaalif estiğinden kalkamayıp, demirli kaldılar. 
Kalitenin sandalı da kaptan için balık avlanmaya gitti. Her taraf süt limanlık idi.
Böyle iken, bir anda büyük bir fırtına kalktı. Öyle ki Nuh tufanına benzedi. Her 
yeri karanlık kapladı. Sandal da gelemeyip bir koltukta sindi kaldı. O gece nerdeyse 
gemi helak olayazdı.

==         '''Ağamın kurtulması''' ==
O gecenin içinde,ortalık göz gözü görmez iken, Oruç Reis fırsatı ganimet bildi.
İmanının bereketi olarak, Hak Teala işini rast getirip ayağındaki demiri kolayca 
çıkardı.
"Bismillahirrahmanirrahim" diyerek, kendisini denize bıraktı. Yüzerek karaya 
çıktı. Yüzünü yerlere sürüp sonsuz hamdler etti.
Hemen yola koyulup bir köye vardı. Yer gök bilmeyip iki tarafına bakınırken bir 
kocakarıcık önüne çıkadüştü.
Oruç Reis'e:
"Ey oğul! Zahmetli yoldan gelmişe benzersin. Gel bu gece bana konuk ol."
Dedi.
Ağamı evine götürüp yiyecek neyi varsa önüne kodu, yedirip içirdi. Urbacığını
değiştirdi.
Oruç Reis de başından geçen halleri anlatıp, nasıl firar ederek oraya geldiğini
nakletti. 
Kocakarıcık çok sevinip:
"Şükür oğul, elhamdülillah. Allah Teala sana yol vermiş."
Dedi, sevindi.

== '''Kocakarıcığın tarlası''' ==
O köyün halkı misafiri pek severlerdi. Oruç Reis köyde on gün eğlendi. Öyle ki,
Oruç Reis'i elden ele geçirip pay edemezlerdi. Kocakarıcığa o geceden sonra sıra 
vermediler.
"Sende bir gece misafir olmuş, bizde de olsun!"
Diye, kocakarı ile kavga ederlerdi.
Kocakarı ise:
"Be adamlar, niçin benim misafirimi alırsınız? Allah Teala onu bana misafir
gönderdi. Gidinceye kadar benim yanımda eğletsin. Varın Allah Teala size de misafir
versin."
Diye söylenirdi.
Meğer yollar üzerinde dolaşıp, düşmüşten kalmıştan, hastadan sayrudan,
bulunduğunu evine götürüp, taam yedirip, görüp gözetmek bu kocakarıcığın adeti imiş.
Bir tarlası varmış ki, onu sadece misafire ikram için ekermiş. Allah'ın emri
ile, bir yerde ekin gelmese, misafir için ekilen tarlanın ekini, çekmekle 
tükenmezmiş. Ona böyle bir bereket inmiş.

== '''Papazın kurnazlığı''' ==
Şimdi, gelelim kafirlere:
O gecenin yarısında fırtına sakin olup sandal da gemiye geldikten sonra hareket
için hazırlığa başlamışlar...
Sabah olunca bir de baktılar ki, Oruç Reis'in yeri boş. Firar etmiş...
Kalitenin kaptanı saçını sakalını yolmaya başladı.
"Gran Mastor'un yanına ne yüzle gideriz?"
Diye kasavete battılar.
Allah Teala kafir-i ebedilerin kasavet ve ukubetlerini artırsın.
Bu kaptanın daha fazla elem çekmesinin sebebi Komandor'a gidip:
"Bu senin yaptığın deniz yolu değildir. Bakarsın biz de onların eline düşeriz.
Onlar da bize kendi koduğunuz yoldur, diye ondan beter ederler."
Diye söyleyenlerden olmasıydı. Oruç Reis'in firar etmesi yüzünden Gran Mastor'un
yanında mahçup olacağından, ziyade sıkıntıya düşmüştü.
Oruç Reis'in söylediği gibi, Allah'ın inayeti ile firar etmesi ise, kafirler 
arasında onun anlattıklarının hak olduğuna büyük delil oldu.
Çünkü Oruç Reis onlara şöyle demişti:
"Yakında, mabudum olan Cenab-ı Bari ve şefaatçim olan Sultan-ül Enbiya'nın, beni
sizin içinizden kurtaracağı muhakkaktır."
Şimdi bu söz çıkmıştı. Elhamdülillahi haza min fazlı Rabbi.
Kafirler ise o zaman, Oruç Reis'le istihza edip:
"Sen şimdiki halde küreğini çek de, Muhammed'in gelsin bizim elimizden seni
kurtarsın.."
Demişlerdi.
Şimdi mahcup olup, başları aşağı düştü... Hak Teala din düşmanlarının başlarını
daima aşağı eyleyip makhur kılsın. Ve asakir-i İslam karındaşlarımızı berde ve bahrde
üzerlerine mansur ve muzaffer eylesin.
Fakat gemideki mel'un papaz, kafirlerin kalplerine şüphe düşüp, hak yola 
dönmelerini önlemek için:
"Onların Muhammedleri öteden beri sihirbazlıkla tanınır, bu esiri de sihirle
kurtarmasında şaşacak ne var."
Diyerek, mel'unların sapık yollarından ayrılmalarına mani oldu.
Böylece hüsran içinde çekilip Rodos'a gittiler.

==       '''Ali Kaptan'ın kalyonunda''' ==
Oruç Reis köyde on gün kaldıktan sonra, Midilli'ye gelmek istedi. Fakat yol sapa
düştüğünden gelemedi.
Antalya'ya gitmeye karar verip, kocakarıcığa ve köylülere veda ederek yola 
çıktı. Üç günde Antalya şehrine vardı.
Antalya'da Ali Kaptan derler, bir kalyon kaptanı vardı. Onüç alabanda açar 
gemisi vardı. Daima İskenderiye'ye işlerdi. Kemal sahibi bir kimse olup, garip
yiğidin anası atası idi.
Oruç Reis, Ali Kaptan'ın ününü duyunca, doğrulup onun gemisine vardı:
"Kaptan baba, biz de bu tekkenin abdallarındanız. Uygun görürsen hizmet edelim."
Dedi.
Ali Kaptan da:
"Pek güzel oğul, hoş geldin, safa geldin! Gemi benim değil, senindir."
Cevabı ile kabul etti. Oruç Reis deniz adamı ve reisler zümresinden olduğu için
onu ikinci reis eyledi.
Oruç Reis'in derya işlerinde bilgisi pek ziyade idi. Ali Kaptan da "Yürük at,
yemini kendi artırır" sözü gereğince onun hatrını alıp çokça pay verdi.
Hasılı kelam, gemi yüklenip, muvafık bir günde kalkıp, İskenderiye'ye 
Midilli'ye gitmek üzere olan bir gemi bulunca, hemen bir mektup yazıp, bana
yollamıştı.

==       '''Kirigo elime geçerse''' ==
Ben ise, yukarıda zikri geçtiği gibi, Kirigo kafirine onsekiz bin akçe verip 
Rodos'a yollamıştım. Onunla konuştuğumuz üzere de Bodrum'da bir haber bekleyip
durdum.
Birçok bekledikten sonra, Kirigo hayınından bir haber belirmeyince, Bodrum'dan
kalkıp Midilli'ye döndüm. Hem kendi işime bakar, hem de ağamı halas için çareler
arardım.
Bu sırada İskendiriye'den gelen bir gemi Oruç Reis'in mektubunu getirdi.
Nameyi okuyup da, hali öğrenince sanki ölü idim dirildim, cihan cihan memnun
ve mesrur oldum.
Oruç Reis mektubunda, önünden sonuna kadar, başından geçen serencamını ve
Kirigo Mel'ununun yaptıklarını, nasıl firar ettiğini ve Ali Kaptan'ın kalyonuyla
İskenderiye'ye geldiğini anlatıyordu. 
Kirigo kafirinin hıyanetliğini öğrenince:
"Eğer elime geçerse, burnunu ve kulağını uçurmak nezrim olsun!"
Diye ant ettim.

==       '''Kafir donanmasının baskını''' ==
Oruç Reis, İskenderiye'de bulunduğu sırada, Ağız ağızdan evsafı ve bahadırlığını 
Mısır Sultanı'na anlatmışlar.
Mısır Sultanı da Oruç Reis'i huzuruna çağırıp, iltifatlar edip, altın yıldızlarla
süslenmiş olan kendi kalitesine kaptan tayin etti.
O sırada Mısır Sultanı, Hind taraflarına asker göndermek hazırlığında imiş. Oruç
Reis'i ince donanması üzerine serasker etti.
Sultan, Adana paşasına emir gönderip:
"Yanındaki askerle hemen Payas körfezine gelip, kırk parça kalite için kereste
kestirip, hazır olduğunda bana haber veresin. İnce donanmamı o tarafa gönderip keresteyi
aldırayım."
Dedi.
Adana Paşası da, emir gereğince Payas körfezine gelip, keresteyi kırdırıp hazır etti.
Sultan'a:
"Emr-i hümayununuz üzere kereste hazır olup emrinize amadadir."
Diye haber gönderdi.
Sultan da Oruç Reis'i on altı parça tekne ile Payas körfezine kereste getirmeye
gönderdi.
Fakat kafir donanması da bunu haber almış. Oruç Reis'in üzerine ağır donanma ile
varıp körfez içinde gafil bastırdılar.
Oruç Reis hali görünce, bütün gemilerini baştan kara ettirip askerlerini karaya
çıkardı. Canlarını güç ile kurtardılar. Hepsi karaya çıkıp dağıldılar.
Oruç Reis de sürüp Antalya'ya geldi. Sultan Korkut o sırada orada idi.

== '''Oruç Reis'in korsan olması''' ==
Oruç Reis'in kemerinde çok dünyalık vardı. Bu para ile Antalya'da kendi malı olmak
üzere, on sekiz oturak bir tekne yaptırdı. Bu öyle bir tekne oldu ki, uçan kuşa hükmederdi.
Teknesini donatıp Rodos taraflarında korsanlık etmeye başladı. O taraflarda basılmadık
köy kasaba bırakmadı. Çok ganimet aldı.
Sonunda kafirler toplanıp Rodos'a Gran Mastor'a gidip şikayet ettiler:
"Sinyor, bu insafa layık mıdır ki, buradan kurtulma Oruç Reis namında bir forsa,
korsan olup zuhur etti. Altındaki on sekiz oturaklı teknesi ile uçan kuşa hükmediyor. 
İlimizi memleketimizi ateşe verip, nice oğullarımız uşaklarımız teknesine doldurup, götürüp
Şam Trablusu'na satıyor. Şimdi onun şerrinden bir yere varıp gelemiyoruz. İmdat bu
hristiyan düşmanı diyavolonun elinden!"
Dediler.

==          '''Kafirlerin Oruç Reis'i kıstırmaları''' ==
O zaman Gran Mastor divan toplayıp bütün kaptanları çağırdı:
"Bakınız şunlar ne söyler, kulağınızla dinleyiniz."
Deyince, şekvacılar bir ağızdan söyleyip feryad ettiler. O zaman Gran Mastor 
şöyle dedi:
"İşte benim kasdım, bu haydudu yer altından çıkarmamaktı. Ama siz beni kendi halime 
komadınız. Onun böyle edeceğini ben bilirdim. Varın bir daha ele geçirin!"
Böylece pek çok atıp tutup, kafir iken Yahudi oldu.
Kaptanlar:
"Sinyor! Hemen senin ömrün uzun olsun. O, Oruç Reis dedikleri diyavoloyu yine buraya
getireceğimizden hiç şüpheniz olmasın. O zaman, istersen ebediyen yer altından çıkarma."
Diyerek, hemen beş altı parça yürük tekne donattılar. Oruç Reis'i taş be taş,
bucak be bucak, liman be liman aramaya başladılar.
Sonunda bir limanda kıstırdılar. Teknesini zaptettiler. Oruç Reis adamları ile 
birlikte kaçıp kurtuldu. Az kaldı yine yakayı ele veriyordu. Hele Allah Teala korudu.
Buradan adamlarıyle birlikte sürüp Antalya'ya geldi. Kafirler ise Oruç Reis'in teknesini
Rodos'a götürdüler.
Gran Mastor, kıyıdan bakıp da teknelerin altı iken yedi olduğunu görünce, tacını
göğe atıp:
"Hristiyan düşmanı diyavoloyu ele geçirmişler!"
Diye sevindi.
Amma liman reisi bakıp da, tekne Oruç Reis'in amma içinde kendi yok görünce, beline 
vurup: "Eşekten öfke alınmazsa, semerinden alırız" sözünce, kafirliklerinden gemiyi yakıp
hırslarını tekneden aldılar.

== '''Oruç Reis'in Sultan Korkut'un huzuruna çıkması''' ==
Oruç Reis, gemisi elinden alınıp da tekrar Antalya'ya döndüğü sırada, Sultan Korkut'a
Manisa sancağı mansıp verildiğinden oraya gitmek üzere idi. 
Sultan Korkut'un Piyale Bey derler bir hazinedarı vardı. Oruç Reis daha önce bir frenk
oğlanı bağışlamıştı. Allah için dostlaşırlardı. Şimdi Oruç Reis'in başına bu hal gelip de
teknesiz kalınca Piyale Bey, Sultan Korkut'a halini anlattı:
"Bir mücahit duacınızdır. Bunların bütün işleri gece gündüz, dinsiz kafirlerle ceng ü
cidal, harb ü kıtaldir. Sultanım hazretlerinin bir tekne ile bu gazi kullarını kayırmaları
niyaz olunur."
Dedi.
Sultan Korkut da Piyale Bey'in ricasını kabul buyurup, Oruç Reis'i huzuruna çağırdı.
Çok izzet ve ikram eyledi.
"Sakın teknenin gittiğine elem üzere olma, hemen başın sağ olsun. Ben seni teknesiz
komam. İnşallah kazaya uğrayan teknenden daha forsa tekne yaparsın."
Dedi, teselli etti.
Sonra, Sultan Korkut, İzmir kadısına hitaben şu emirnameyi yazdırdı:
"Emrim sana vardıkta, ferman-ı celilü-l kadrimi taşıyan Gazi Oruç Reis oğlumuza,
kendi istediği minval üzere bir kalite yaptırasın. Din-i mübin uğruna küffar-ı haksarlardan
intikam alıp, ecdad-ı pakimizi rahmet ile yad eylesin."
Piyale Bey dahi, İzmir gümrükçüsüne hitaben şu muhabbetnameyi yazdı:    
"Namem sana varıp, dünya ve ahiret karındaşım olan Gazi Oruç Reis huzuruna gelip didar
görüştükte, üzerinden hüsn-i nazarınızı diriğ buyurmayıp, işlerine muavenet buyurasız. Ona
olan ikram ve sevginiz bana yapılmış sayılır. Ve hem şöyle bilesin ki, karındaşımız Oruç 
Reis tarafımızdan vekilimizdir.
"Bizim için yirmi iki oturak olmak üzere, bir tekne yaptırasız. Ve ol teknenin üzerine
mutemed nasb olunmuştur. Hemen sizlere lazım olan budur ki, ne harç giderse sen verip başka
işine karışmayasın."

==               '''Sultan Korkut'un duası''' ==
Piyale Bey, Oruç Reis'e, Sultan'ın fermanını ve kendi yazdığı muhabbetnameyi verip,
lisanen dahi ifade etti:
"Ey karındaş Oruç Reis! İşte elimizden geldiği kadar çalışıp, sen karındaşımı,
bedavadan bir tekne sahibi eyledik. Senin muradın üzere, süvar olacağın tekne İzmir kadısına
havale olunmuştur. Ben de kendim için, İzmir gümrükçüsüne yirmi iki oturak bir tekne
sipariş ettim. Sen hem kendi teknenin, hem benim teknemin üzerine mutemedsin.
"Tekneler tamam muradın üzere yapılıp, bütün levazımatını, leventlerini, zahiresini
ikmal ettikten sonra, İzmir'den kalkıp, gelip Foça'da yatasın... Sonra gelip Sultan Korkut'la
buluşup duasını alasın. Ondan sonra her ne emr ederse ona göre hareket edersin."
Dedi.
Oruç Reis, Sultan Korkut'a ve Piyale Bey'e veda ederek İzmir'e gitti.
Sultan'ın fermanını İzmir kadısına, Piyale Bey'in namesini de İzmir gümrükçüsüne
tabşırdı. İkisi de "Baş üstüne" deyip, ertesi gün teknelerin inşasına mübaşeret ettiler.
Sultan Korkut da, Antalya'dan kalkıp mansıbı olan Manisa'ya gelip indi.
Oruç Reis, üçbuçuk ay içinde, kendi teknesi yirmi dört oturak ve Piyale Bey'in ki
yirmi iki oturak olmak üzere tamamen yaptırıp, donatıp, Foça Limanı'na gelip, lenger-endaz
olup yattılar.
Oruç Reis yanına yirmi otuz pak levent alıp, kuşatıp Manisa'ya gitti. Sultan Korkut
ve Piyale Bey ile görüştü. Teknelerin hesaplarını bir bir ifade edip bildirdi.
Piyale Bey emektarlarından Yahya Reis'i kendi teknesine reis nasb eyledi ve:
"Sakın, Oruç Reis karındaşımın rey ve tedbirinden dışarı iş eyleme!"
Diye tenbih etti.
Oruç Reis, Piyale Bey'in yanında üç gün misafir oldu. Dördüncü gün gayri gitmek iktiza
edince, Piyale Bey, Oruç Reis'in önüne düşüp, götürüp, Sultan Korkut'a buluşturdu.
Sultan Korkut, Oruç Reis için dua etti:
"Allah Teala seni kafirler üzerine mansur eylesin."
Deyip, sırtını sığadı.
"Frengistan tarafına gidip orada korsanlık edin."
Dedi.
       
==        '''Kaza yıldırımı gibi''' ==
Oruç Reis de Sultan Korkut'a ve Piyale Bey'e veda edip Foça'ya döndü.
O gece sabaha kadar ibadet ü taat edip, sıdk ile, hacetleri veren Cenab-ı Hakk'a tazarru
ve niyazda bulundu:
"Ya İlahel Alemin! İzzetin, celalin hakkıyçün ve habibin Muhammed Mustafa hakkıyçün ve
cemi enbiya ve evliya hakkıyçün, ben zayıf kulunu din düşmanı olan küffar-ı haksar üzerine 
mansur eyle... Fisebilillah gazaya niyet ettim. Can ü başımı bu yola kodum... 
Bismillahirrahmanirrahim. Tevekkeltü alallah."
Oruç Reis, bir mübarek saatte gazaya teveccüh edip yola revan oldu. Önce Midilli'ye
gelip sıla eyledi. Hepimiz Oruç Reis'in hasreti ile yanardık.
Bir gün iki gemisi ile çıkageldi. Birkaç gün kalıp hasret giderdik. Sonra yine gemisine
binip gazaya yüz verdi gitti.
Gemileri öyle yürük çıkmıştı ki, koğduklarına kaza yıldırımı gibi aman vermeyip
yetişirler; kaçtıklarını ise göz açıp kapayıncaya kadar bırakıp kaybolurlardı.

==       '''Her kim Al-i Osman''dan dua alırsa''''' ==
Günlerden bir gün selametle Fulya yakasına geçti. Orada av arayıp dolaşırken iki pare
barçaya rast geldi. Allah'ın yardımı ile aman zaman vermeyip kakıp aldılar. Venedik
barçaları idiler. İçlerinden yirmidört bin altın çıktı. Beşte bir teknelerin hakkı
çıktıktan sonra kalanı leventlere dağıtıldı. Alet edevat alanın oldu. Kalan kafirleri
esir edip barçaları ateşe vurdular. İslam askeri öyle tok doyum oldu ki ancak olur.
Hepsi zengin oldular. Nasıl zengin olmayanlar ki, Al-i Osman'dan dua almışlardır.
Dünyada iksir dedikleri padişah duasıdır. Her kim Al-i Osman'dan dua alırsa, şüphesiz
tuttuğu iş kolay gelir... Zira onlar bir ulu ocaktır. Kim onlara yan bakarsa onun başı 
aşağı olur.
Oruç Reis, Fulya tarafında barçaları alıp Rumeli tarafına geçti. Eğriboz'a geldi. 
Burada Terzi Kayası denen limana girdi. Orada bir müddet yatmak istedi.
İşe bak ki, limanın ağzına gelince ne görsünler Venedik küffarı gemilerinden üç pare 
kalyon ile bir pare barça varmış. bizimkileri görünce hepsi bir araya gelip top ateşine
başladılar.

==       '''İşte ayağınıza geldik, bizi alın!''' ==
Oruç Reis'in gemileri geri çekilip, top altından çıkıp lenger-endaz oldular... Reis
bunlara: "Ahd edelim, size zararımız dokunmasın" diye haber gönderdi. Amma kafirler
gemilerin limana girmesine razı olmadılar.
O zaman Oruç Reis yoldaşlarına:
"İşte gördünüz, bu gemiler top atıp bizi limana koymak istemezler.Bunların böyle 
yapmaktan maksatları şudur, bize şöyle demek isterler:
"Siz mücahit kimselersiniz. Gelip bir limanda hazır kafir gemileri buldunuz. Niçin
gelip almazsınız? Bu kadar deryalar geçer, serencamlar çekersiniz. Varıp bir şikar buluncaya
kadar canınız çıkar. Biz, işte ayağınıza geldik. Şimdi bizi alın!"
"bize top atmaları, başlarına bela satın almaktır. Hiç şüphe etmeyin ki, bunların
kazaları yakındır. Zira, biz bu kadar: ahd ü eman verelim, dedikçe bunlar bizi rencide
ediyorlar. Vallahi ben bunlara, Allah Allah diye çatarım. Takdirde olacak ne ise o olur."
Dedi.

==       '''Asla göz açtırmadılar''' ==
Bunları demekten maksadı, leventlerin gönlünü yoklamaktı. Çünkü kafir gemileri gayet
ateşli ve donanmış idiler... Bu sözlerin sebebini bilen yoldaşları ise bir ağızdan: 
"Sen bilirsin! Sen ne edersen, biz onu hoş görür, ederiz!"
Dediler.
Oruç Reis de:
"Allah cümlenizden razı ve hoşnut olsun oğullar! Benim de sizden beklediğim budur.
Berhudar olun. Dünya ve ahirette yüzünüz ak olsun!"
Diye cevap verdi.
Hemen sancaklar açılıp, Gülbank-i Muhammedi çekilip, toplar atıldı.
Kavi düşmanın, topuna tüfeğine bakmayıp, kulaklarını kasıp; varıp çattılar. Asla göz 
açtırmadılar.
İki taraftan hayli cenk oldu. Hakikaten, Oruç Reis'in dediği gibi, kazaları yakın 
olup, belayı başlarına satın almışlar imiş.
Hak sübhanehu ve teala inayet eyleyip dördünü de aldılar.
Dört tekneden ikiyüz seksenbeş kafir esir aldılar. Cümlesi dörtyüzden ziyade idi. Bu
kadar ganimet malı teknelere doldurdular. Öyle ki tekneler kaplumbağaya dönüp kımıldamaya
iktidarları kalmadı.
Hasılı şenlik ve şadmanlık ile Midilli'ye geldiler.

== '''Ağam Oruç'la buluşmamız''' ==
Ağam ishak ve sair akraba ile gidip Oruç Reis'i karşıladık. Öpüşüp koçuştuk, hal ve
hatır soruştuk; sanki leyle-i Kadr'e erdik.
Akraba ve taallukatımızdan gayri, vilayetin bütün fakirlerinin ihtiyaçlarını da
giderdi. Yetim oğulları giydirip sünnet ettirdi. Yetim kızları ere verip evlendirdi. 
Rodos'ta esir iken birlikte tuz ekmek yediği yarenlerinden vesair ümmet-i Muhammed
esirlerinden ikiyüz kadarını satın alıp kurtardı.
Bir ay miktarı Midilli'de yanımızda kaldı. Hemen hareket edip, İzmir'e doğru gidip 
varıp, Sultan Korkut'a ve karındaşlığı Piyale Bey'e buluşup görüşmeklik için can atıp
dururdu.
Bu sırada bir haber geldi. Bu haberden Sultan Selim hazretlerinin tahta cülus ettiği,
karındaşı Sultan Korkut'un ise canından korkup firar eylediğini öğrendik... Oruç Reis,
Sultan Korkut için çok üzüldü.
Biz ise büyük karındaşım İshak'la söz birliği edip, Oruç Reis'e nasihat eyledik:
"Karındaşımız Oruç! Şimdiki halde buralarda durman senin için büyük hatadır. Var sen
bu kışı İskenderiye'de kışla. Ne olur ne olmaz! Biz seni habersiz komayız. Kim bilir, belki
bu tekne Sultan Korkut'undur diye, tekneyi ve kazandığını alırlar."

==       '''Oruç Reis Mısır'da''' ==
Oruç Reis bizim sözümüzü dinleyip, kabul eyledi. Veda edip, bir mübarek saatte 
Midilli'den kalkıp gittiler. Kerpe adası önünde bir barça aldılar. Ertesi günde altı
taner daha aldılar... Aktarmaları yedi olup bu şekilde İskenderiye limanına gelip dahil
oldular.
Mısır Sultanı'na Oruç ve Yahya Reislerin yedi kıta aktarma ile geldikleri haber
verildi. 
Oruç Reis isem, Payas körfezinde telef olan onaltı pare tekne sebebiyle, Mısır 
Sultanı'ndan pek gayet sıkılırdı.
Eğer biz "Var İskenderiye'de kışla" demiyeydik, İskenderiye'ye gitmezdi. Hemen bizim
sözümüzü tutmak için vardıydı.
Oruç Reis, ganimet tuhfelerinden bir azim hediye düzdü ki, ancak olur. Dört bakire 
kızoğlan kız ve dört müstesna esir gulam ile birlikte hepsini alıp ayakdaşı Yahya Reis ile
beraber büyük alayla Mısır' çıkıp varıp Mısır Sultanı'na buluştular.
Oruç Reis ve ayakdaşı Yahya Reis, Mısır Sultanı'nın yanına varınca peşkeş hediyelerini
yollu yolunca verdiler. Mısır Sultanı'nın katında azim makbule geçti.
Öyle ki, evvel Oruç Reis, Mısır Sultanı'ndan hicap eder iken, şimdi Sultan ondan 
hicap eder oldu. Reisleri konuklayıp izzet ve ikramda bulundu. Üç gün şah sofraları 
döşenip, yenilip içildi, rahat kılındı.
Üçüncü gün Mısır Sultanı:
"Ey Oruç Kaptan! Sana biraz hatırım kaldı idi. Amma yine de affeyleyim. Zira Hak Teala
hazreti, affedici kullarını severmiş. Bolay kim biz günahkarlarını dahi sevdiği kullarından
eyleye..."
Deyip, sadede girdi ve dedi ki:
"Biz seni on altı pare teknenin üzerine serasker nasb edip, kereste için göndermiş
idik. Düşman baskın verip telef eyledi. Elhamdülillah ki bir ümmet-i Muhammed'in bile
burnu kanamayıp kurtuldular. Bu bize hak tarafından büyük bir nimettir... Amma, sonra
yanıma gelmediğinden bir miktar üzülmüştüm. Şimdi affeyledim. Hemen sağ olasın."
  
== '''Sultanın fermanı''' ==
Mısır Sultanı, Oruç Reis'in böylece hatırını aldıktan sonra, getirdiği hediyeler 
mukabili birkaç misli mükafat verdi.
İskenderiye serdarına da bir emir yazıp buyurdu ki:
"Oruç Kaptan'ın ve arkadaşı Yahya Kaptan'ın üzerlerinden geçen kuşun kanadını kesesin. 
Her ne lazım olur ise veresin. Kaptanlar için konak ve leventler için kışla tayin edesin.
Yiyecek ve içeceklerini gereği gibi, gerek kaptanların ve gerek leventlerin, veresin."
Bunları sıkıca yazıp tenbih eyledi. Reisler Mısır Sultanı'nın yanında onbeş yirmi 
gün eğlendiler.
Bir gün Oruç Reis, Sultan'a:
"Sultanım! Gelmek iradfet, gitmek icazet... Eğer izn-i hümayununuz olursa, varalım 
İskenderiye'de işimiz üzre olalım."
Dedi.
Mısır Sultanı dahi pek makul bulup bunlara izin verdi. Onlar da Şah'a veda edip
İskenderiye'ye döndüler.

==       '''İskenderiye'den sefer''' ==
Daha reisler gelmezden evvel, Sultan'ın İskenderiye serdarına yazdığı emir gereğince, 
kaptanların konaklarını ve leventlerin kışlalarını silip süpürüp pak edip döşemişlerdi.
Hepsi yerlerine yerleştiler. Vakitlerini yeme içme, taat ü ibadet, zevk ü safa ve
kendi işlerini işleyerek geçirip baharı bekler oldular.
Kış geçip, bahar günleri gelince, Oruç Reis ve ayakdaşı Yahya Reis teknelerini kalafat
edip yağladılar. Erzaklarını gereği gibi alıp hazır oldular. 
Sonra Mısır Sultanı'na şöylece bir name yazdılar:
"Benim efendim Sultanım Hazretleri,
"Hak teala ömr-i devletinizi ziyade eylesin. sayenizde yedik içtik, gülüp oynadık.
Serdar Ağa duacınız, her levazımatımızı gereği gibi veriyor. Devlet-i aliyyenizde bu
kullarınıza ve levent gazilere bir kıtlık çektirmedi. Sultanım Efendim Hazretlerinin 
tenbihlerinden ziyade izzet ü ikramda kusur komamışlardır.
"Teknelerimizi yağlayıp hazırlandık, cihad ve gazaya açılmak üzereyiz. Bu mücahit
kullarınızı hayır duanızda unutmayınız."

== Kıbrıs açıklarında ==

        
Bu nameyi yazıp Sultan'a yolladıktan iki üç gün sonra, kendileri de kalkıp gazaya müteveccih oldular.

Güzel günlerde Kıbrıs üzerine vardılar. Bir günde beş adet Venedik marcelyanası aldılar.
(contracted; show full)Ben tekneyi yapanın bu adam olduğunu bilemediğimden:
        
:— Acaba bu tekneyi hangi usta yaptı? Bu kalıpta bana da bir tekne yapsın isterim.

Diye sorunca, adam ustanın kendisi olduğunu ve teknenin böylece satılık bulunduğunu anlattı. Sonra benimle sahipleri aramıza girerek tekneyi bütün takım ile birlikte altı kese akçeye bana alıverdi.

Bu gemiye sahip olduğuma pek sevindim. Tekneyi güzelce yağlatıp yükletip Cerbe'ye
gittim.