Revision 60996 of "Bakara Sûresi" on trwikisource{{eser
| önceki=[[Fatiha Suresi]]
| sonraki=[[Al-i İmran Suresi ]]
| başlık=Bakara Suresi
| bölüm=
| yazar=Kuran-ı Kerim
| notlar=[[w:Bakara Suresi|Bakara Suresi]] vikipedi maddesi
}}
:Rahman Rahim olan Allah'ın adıyla
2/1. Elif, Lam, Mim.
2/2. İşte kitab; içinde kuşku yok. Muttakiler (sakınanlar- sakındırtanlar) için hidayet (doğrulanan yola iletici) dir.
2/3. Ki (onlar), gaybe iman ederler (bir bilinmeyen olduğuna kesin olarak inanırlar) ve salâtı/ desteklemeyi ikame eder (ayağa kaldırır, doğrulturlar) ve onları rızıklandırdıklarımızdan infak ederler (sızdırırlar, harcarlar).
2/4. Ve ki (onlar), sana indirilmişe ve senden önce indirilmişe de iman ederler ve onlar ahirete yakin olurlar/ ahiretle -de- yakin ederler (bilgiden yola çıkıp bilgeliğe varmak/ ahiretin içeriğini kavramak ve bu bilgiyi hayatına adapte etmek, pratiğe dökmek).
2/5. İşte; Rablerinden hidayet üzere (olma halleri)dir ve işte, kurtulanlardır.
2/6. Şüphesiz gerçeği örtenler ki onları uyardın mı yoksa uyarmadın mı onlar üzerine aynıdır, iman etmezler/ kesin inanmazlar (Allah'a teslim olma yol’unun doğru olduğuna).
2/7. Allah mühürledi (sonlamak); onların kalpleri (kalp: algılamaların yargılandığı ve çıkan sonuçla kişinin kendisini değiştirme isteğinin oluştuğu alet ve vicdanın oluştuğu yer, kalp; algı değerlendirmelerin merkezinin adıdır ve yürek değildir) üzerini ve işitme (algılamaları) üzerini ve basiretlerinin (basiret: en ince, detayına kadar anlayıp görme) üzerini. Ğışavet (Ğışavet: hapsetmek benzeri kaplamak) ve onlar için azim (sürekli büyüyen) bir azap (vardır).
2/8. İnsanlardan kimi “Allah'a ve sonraki güne iman ettik” der. Ve onlar iman ediciler değiller.
2/9. Allah’ı ve ki iman etmişleri aldatırlar! Ve kendilerinden başkasını aldatamazlar ve şuur/ bilinç edemezler.
2/10. Onların kalplerinde bir maraz/ hastalık (vardır). Allah onları marazca da arttırdı. Ve onlar için yalanlıyor oldukları ile -sürekli- elem veren bir azap (vardır).
2/11. Ve onlara yeryüzünde fesat çıkarmayın/ bozgun yapmayın dendiğinde biz ancak düzelticileriz dediler.
2/12. Değil mi -ki- şüphesiz onlar müfsitlerdir/ bozuculardır. Ve lakin şuur/ bilinç, fark edemezler.
2/13. Ve onlara insanların iman ettiği gibi iman edin dendiğinde sefihlerin (ahmak/ avamın) iman ettiği gibi mi iman edelim/ edeceğiz dediler. Değil mi ki şüphesiz onlar sefihlerdir.
2/14. Ve iman etmişlerle karşılaştıklarında iman ettik dediler. Ve şeytanları ile baş başa kaldıklarında biz şüphesiz sizinle beraberiz. Şüphesiz biz müstehzi/ hafife alıcılarız dediler.
2/15. Allah onları hafife alır ve onlara azgınlıkları içinde müddet verir, bocalarlar.
2/16. Onlar ki dalaleti (sapmayı), hidayete (doğruya iletilmeye) satın aldılar. Artık, onların ticareti kar ettirmedi ve hidayetlenen de olmadılar.
2/17. Onların misali, ateşi yakmayı istemiş (kimse) in misali gibidir. Artık ta ki (yakmayı istediği ateş) onun çevresini ziyalandırdığında/ kişiye özel şekilde (adeta bir harita üzerinde nereden yola çıkarsa nerelerden geçip nereye varacağını gösteren (adeta) fosforlu kalemle çizilen özel aydınlatıcı bilgi ile) aydınlattığında, Allah onların nurunu (genele gösterilen genel aydınlanmalarını) da giderdi. Ve onları karanlıklar içinde terk etti/ bıraktı. Görüp algıla-ya-mazlar (or: basiret).
2/18. Duymayan, el-bükm (çokça Hakkı söyleyememe, kendine rızk olarak verilen bilgilerden infak etmeme suretiyle konuşmayan ve söylenmesi gerekenleri duymadıkları ve kelime bilgisi olmadıkları için konuşmazlar/ konuşmayanlar), kör. Artık onlar geri dön-e-mezler.
2/19. Veya gökten isabet eden gibidir; onun için de karanlıklar ve gök gürültüsü ve şimşek -vardır-, yıldırımlardan ölüm çekincesiyle parmaklarını kulaklarının içine koyarlar. Ve Allah kâfirleri -sürekli- ihata edicidir/ kuşatıcıdır.
2/ 20. Şimşek nerede ise onların basiretlerini (detaylı kavrayarak görmek) yakalar/ kapar. Onları aydınlattığında, içinde yürüdüler. Onları kararttığında, ayakta kalakaldılar. Ve dileseydi elbette Allah işitmelerini giderirdi ve görmelerini de. Şüphesiz Allah her şey üzerine kadirdir (-sürekli- ayar edici).
2/21. Ey insanlar ibadet ediniz, Rabbinize ki sizi ve öncenizden -olanlar-ı yarattı. Elbette sizin sakın-dırt-manız umulur.
2/22. Sizin için yeri yayılma yeri, göğü bina yaptı. Ve gökten su indirdi. Artık onunla sizin için rızık -olarak- ürünlerden çıkardı. Artık Allah’a benzeşler yapmayın ve siz bile bile.
2/23. Ve eğer Kulumuz üzerine indirdiğimizden şüphe içinde iseniz artık onun benzeri sure getirin. Ve sizin Allah’ın sistemi dışından şahitlerinizi de çağırın. Eğer doğrucular idiyseniz.
2/24. Artık eğer yapamadınızsa ve (zaten) yapamazsınız. Artık ateşten ittika edin/ sakının ki onun yakıtı (or: vekûd)/ tutuşturucu- yakacağı insanlar ve taşlar (yoğun-luk/ -laşma sahipleri) dır. Kâfirler için hazırlanmıştır.
2/25. Ve iman etmiş ve salihat (düzgünleştirici işler) işlemişlere müjdele ki şüphesiz onlar için altlarından (üst yönetim birimlerinden idaresini üstlendikleri yerlere) nehirler (akıcı yollar)ın cereyan edeceği (süratle gidip-gelecekleri) cennetler (vardır). Hepsi oradan rızıkça bir üründen rızıklandırıldıkların da “bu önceden rızıklandırıldığımızdır” dediler. Ve onlara ona benzer verilmiştir ve onlara orada tertemizleştirilmiş eşler -vardır- ve onlar orada kalıcıdırlar.
2/26. Şüphesiz Allah beûza (sivrisinek, bit vb.) ve fevkini (üstünü/ daha da küçüklerini) misal vurmak-çarpmaktan hayâ etmez. Artık iman etmişler; artık bilirler ki, şüphesiz o Rablerinden haktır. Ve küfretmişlere (gelince) artık derler ki “Allah bu örnek ile ne istedi”. Onunla çoğunu saptırır ve çoğunu -da- onunla hidayete erdirir. Onunla ancak fâsıkları saptırır.
2/27. Ki anlaşmalarından sonra Allah’a ahitlerini bozarlar. Ve Allah’ın ulaşılmasını/ birleştirilmesini emrettiği şeyi keserler ve yeryüzün de (fesat/ bozgunculuk) çıkarırlar. Onlar hüsrana uğrayanlardır.
2/28. Nasıl küfredersiniz Allah’a ve ölüler idiniz artık sizi hayatlandırdı/ diriltti. Sonra öldürür sonra sizi hayatlandırır/ diriltir sonra ona döndürülürsünüz.
2/29. O ki bu yerdeki (ne varsa -olan şey-leri) topluca (tamamen hepsini) sizin için yarattı sonra göğü (idari sistemi) istiva etti (düzenledi). Artık (bu istiva sonrasında) onları yedi gök -olarak- idari sistemi tesviye etti/ düzenledi. Ve O her şey ile Âlim (-sürekli- ilim sahibi/ edici)dir.
2/30. Ve Rabbin meleklere “şüphesiz Ben yeryüzünde/ arz da bir halife yapıcıyım” dediği zaman “orada ifsat eder/ karmaşa çıkaran ve kan döker kimseyi mi (halife) yapacaksın? Ve biz hamd ile seni tesbih ederiz (söylenenleri yerine getirmek) ve seni takdis ederiz” dediler. “şüphesiz Ben bil-e-meyeceklerinizi bilirim” dedi.
2/31. Ve Âdem’e isimleri, küllîsini (umumiyetle hepsini) öğretti. Sonra onları melekler üzerine sundu. Artık dedi ki “Eğer doğrucular idiyseniz şunların isimlerini bana haber verin”.
2/32. Dediler; “-Senin- sübhânın (işletim sistemin). Bize öğrettiğinden başka bizde ilim yoktur/ olamaz. Şüphesiz sen El-Alim, El-Hakim’sin”.
2/33. Dedi “Ey Âdem, Onlara -onların- isimlerini haber ver/ bildir”. Artık ta ki onların isimlerini onlara haber verdi. Dedi “size demedim mi; şüphesiz Ben (bu) kaldırılmışların/ göklerin ve (bu) yerin/ sunulanın gaybını bilirim. Ve neyi (açıkça) ortaya koyar ve neyi gizler idiyseniz bilirim”.
2/34. Ve meleklere “Âdem için secde edin/ onay verin” dediğimiz zaman; artık iblis hariç, secde ettiler. (İblis) Dayattı/ ayak diredi ve kibirlendi (büyük-lüğü/-lenmeyi istedi) ve kâfir (örtücü, gerçeği görmezlikten gelen)lerden oldu.
2/35. Ve dedik:“ey Âdem sen ve zevcen cennete yerleş. Ve oradan bolca yiyin, dilediğiniz şekilde. Ve bu şecereye (kendinizi özel görüp Allah ile özel soy-sop vb. bağlantılar kurmaya) yaklaşmayınız. Artık zalim (adil’in zıddı, bir şeyi ait olduğu yere koymayan, herkese hakkı/ layık olduğunu vermeyen)lerden olursunuz.
2/36. Artık Şeytan o ikisini ondan/ oradan sarstı. Artık içinde olduklarından o ikisini ihraç etti/ çıkarttı. Ve dedik “Bazınız bazısına adüvv (haddi aşan kural tanımayan düşman) -olarak- inin (ihbitu: gerçek, maddi çıkış, cennetten beden olarak çıkış). Ve size el-arz’da bir vakte kadar karar kılma (durmak istenen yer, yerleşme- sabitlenme- oturma yeri) ve meta/ faydalanma vardır.”
2/37. Artık Âdem Rabbisinden kelimeler-le (Kelime: manası, içeriği öğretilen ve yapılması beklenen görev) buluştu, aldı. Artık Ona yöneldi (tevbe etti). Şüphesiz O dur. O et-Tevvâb (ziyadesiyle yönelen), er-Rahîm(-sürekli- merhamet sahibi olan)dir.
2/38. Dedik “oradan topluca/ tamamen inin”. Artık şayet benden size hüdâ/ hidayet-çi- gelir -de-, artık kim hidayetime tabi oldu; Artık onlar üzerine korku yok (hayf) ve onlar hüzünlenmezler.
2/39. Küfretmiş (gerçeği, doğruyu/ hakkı örtüp ve görmemezlikten gelmek) ve ayetlerimizi yalanlamış olanlar. Onlar ateş ashabıdır/ halkıdır. Onlar orada kalıcıdırlar.
2/40. Ey İsrail oğulları; üzerinize nimetlendirdiğim nimetimi hatırlayın. Ve ahdimi/ bana verdiğiniz sözü yerine getirin/ tamamlayın. Ahdinizi yerine getireyim/ tamamlayayım. Ve ancak bana artık bana irhab edin (durumunuzun kötü olmasından korkarak kendinizi ve çevrenizi sadece bana (Rabbinizin yoluna) adatın).
2/41. Ve sizinle birlikte olanı tasdik edici indirdiğime iman edin. Ve ona ilk küfredicinin ilki olmayın ve ayetlerimi az bir değere satmayın ve ancak bana artık bana benden sakın-dırt-ın!
2/42. Ve Hakkı batılla (gerçek olmayan) libas etmeyin (isteğinize yönelik biçimde içine sokup göstermeyin). Ve Hakkı gizlemeyin ve siz biliyorken.
2/43. Ve salâtı/ desteklemeyi ikame edin/ yerine getirin/ ayakta tutun. Ve zekâtı verin. Ve rükû edenlerle birlikte rükû edin.
2/44.İnsanlara birr-i/-le (yapılması gereken- aslî- sisteme uygun davranış) emreder misiniz ve kendinize (emretmeyi) unutursunuz. Ve siz kitabı -da- tilâvet edersiniz/ (yüzünden, yüzeysel, harflerin söylenip anlamına girmeye çalışmadan) okursunuz. Artık akıl etmez misiniz?
2/45. Ve yardım dileyin; sabır ve salât ile. Ve şüphesiz o haşiîn (Allah’ın sisteminden gelecek her şeye saygılı olanlar) dışındakiler üzerine elbette büyüktür (güç gelir).
2/46. Onlar ki; şüphesiz kendilerinin Rablerine mülaki/ kavuşucu olacaklarını ve şüphesiz kendilerinin Ona rucû ediciler/ dönücüler -olacağını-zan/ ümit ederler.
2/47. Ey İsrail oğulları; üzerinize nimetlendirdiğim nimetimi hatırlayın. Ve şüphesiz Benim sizi âlemler/ benzer kavimler üzerine sizi faziletlendirdiğimi de.
2/48. Ve bir günden sakının ki bir kişi (nefs/ kendi, Allah’ın semumdan canda yükleme yaptığı fıtrat yüklemelerinden sonra insanın kendi yaptığı/ oluşturduğu kişilik) -başka- bir kişiye bir şeyle karşılık veremez/ ceza çekemez, bir şey verip alamaz. Ve ondan şefaat (biri-leri- ile destek, yardım) kabul edilmez ve ondan denk/ karşılık gelen de alınmaz ve onlara yardım (or: nusret) -de- olunmaz.
2/49. Ve sizi firavun (üst, zirvedeki kişilik) âli (önceliklileri ve çevresi)nden kurtarmıştık (necat ettirmiştik). Sizi o azabın kötüsüne sürüklüyorlardı. Oğullarınızı (bina edilmiş, kurulmuş olan -size özel- yapı-ları-nızı) boğazlıyor (yaşamalarını engelliyor) ve kadınlarınız (unutup, terk edebileceğiniz, baskı altına alınabilinen varlıklarınız)ı hayattandırmayı istiyorlardı. Ve bunda Rabbinizden azim (gittikçe büyüyen) bir belâ/ sınav (vardı).
2/50. Ve size denizi (yaşam şartlarınıza uygun olmayan ortamı) ayırmıştık, artık sizi kurtarmıştık. Ve siz bakarken (or: nazar; müdahale ve üzerinde yorum/ algılama yapmadan yapılan bakış halindeyken) firavun çevresindekileri (sizin yaşam şartlarınıza uygun olmayan bu ortamda) boğmuştuk.
2/51.Ve Musa ile 40 gece -için- vaatleşmiştik sonra onun sonrasından el-ıcl (acele olanı/ buzağıyı) edindiniz ve sizler zalimler (oldunuz/ olarak).
2/52. Sonra bunun arkasından sizden/ sizi affettik, böylece umulur ki siz şükredersiniz.
2/53. Ve Musa’ya Kitabı ve Furkan’ı (ayırma kabiliyeti, ayırıcıyı) vermiştik umulur ki siz hidayet olunursunuz.
2/54. Ve Musa kavmine demişti: “ey kavmim! Şüphesiz siz kendinize zulmettiniz, kendinize buzağıyı edinmekle artık Barii’nize (beraat eden, ettiren, -tertemiz/ fıtratı ortaya çıkarıp- yaratan Rabbinize)/ yaratıcınıza yönelin (tevbe edin), artık kendi-leri-nizi (şimdiye kadar oluşturduğunuz sizi bu hale getiren yanlış kişiliğinizi/ kişiliklerinizi) öldürün (or: ktl). Bu/ Böylesi Barii’niz yanında daha iyidir. Artık üzerinize yöneldi (tevbe etti) şüphesiz O’dur, O Et-Tevvâb (ziyadesiyle, kendisinden umulmadık ölçüde, yönelen), Er-Rahîm (ziyadesiyle, kendisinden umulmadık ölçüde -sürekli- rahmet/ acıma sahibi olan).”
2/55. Ve demiştiniz. “Ey Musa biz Allah’ı açıkça/ çehre olarak görene dek sana iman etmeyeceğiz”. Artık yıldırım sizi çarptı/ yakaladı ve siz bakarken (nazar).
2/56. Sonra ölümünüzün arkasından sizi dirilttik. Umulur ki siz şükredersiniz.
2/57. Ve üzerinizi serinletici bulutlarla gölgelendirdik ve size minnet duyulan/ karşılıksız verilen nimeti ve unutturan/ teselli eden nimeti indirdik. Sizi rızıklandırdığımız şeylerden, temiz olanlardan yiyin ve bize zulmetmediler ve lakin kendilerine zulmediyorlardı.
2/58. Ve demiştik “bu yaşam alanına girin; ondan dilediğiniz şekilde bolca yiyin ve kapıdan secde ederek girin ve “hıtta/ hata” deyin hatalarınıza mağfiret edelim. Ve Muhsinlere arttıracağız”.
2/59. Artık zulmetmiş olanlar; onlara söylenilen sözü gayrisiyle değiştirdiler. Artık zulmetmiş olanlara ayırmakta olduklarına karşılık gökten ricz/ sıkıntı indirdik.
2/60. Ve Musa bir zaman kavmi için su istemişti asanla taşa vur demiştik. Artık ondan iki grup/bölüm göze inficâr etti (bu haliyle -infiâl babında- sadece burada geçiyor. Fecrleşti/ ayrıştı). Gerçekten her topluluk/ farkına varanlar (or: ünas) meşreplerini/ içme yerlerini bildi. Allah’ın rızkından yiyin için yeryüzünde müfsitler (bozucular) olarak asilik etmeyin/ (başkalarını da buna karıştırmayın).
2/61. Ve (bir zaman) demiştiniz; “ey Musa tek yiyecek üzerinde sabredemeyeceğiz. Artık bizim için Rabbi’ne dua et, bizim için yerin bitirdiğinden çıkarsın. Onun sebzesinden, hıyarından, buğdayından, mercimeğinden, soğanından. (Musa) “o iyi olanı, o daha aşağı olanla mı değiştirmek istiyorsunuz. Artık şehre inin, artık sorduğunuz şeyler size-dir-.” Ve onların üzerine zillet/ hor görülmeve miskinlik (çabalama gayretinde ol-a-mamak, hareket kabiliyetini yitirmek) vuruldu. Ve Allah’tan gazaba yerleştirildiler. Bu şüphesiz onların Allah’ın ayetlerine küfrediyor olduklarındandır. Ve haksızca nebileri öldürüyor olmalarındandır. İşte; isyan ettiklerine ve haddi aşar olduklarına.
2/62. Şüphesiz iman etmişler ve yahudiler/ hidayet etmişler ve nasara/ yardımcılar ve sabiler/ dine yeni başlayanlar. Kim ki Allah’a ve ahiret gününe iman etti ve salih’i (düzelten/ düzelticiyi) işledi artık onlara Rablerinin yanında ücretleri (vardır). Ve onların üzerine korku yok ve onlar hüzünlenir de değillerdir.
2/63. Ve (bir zaman) sizin söz, anlaşmanızı almıştık. Ve üzerinize Tur’u (or: tı-vav-ra. tavr. Uyulacak davranış, tavır sistemi) kaldırmıştık. Size verdiğimizi kuvvetle alın ve içindekileri hatırlayın. Elbette sizin sakın-dırt-manız umulur.
2/64. Sonra bunun ardından -da- yüz çevirdiniz. Artık üzerinize Allah’ın fazlı (gösterilen çabanın üzerinde verilen) ve rahmeti olmasaydı hüsrana uğrayanlardan olurdunuz.
2/65. Ve elbette sizden sebt/ tatil gününde haddi aşmış olanları bildiniz/ bilirsiniz. Artık onlara şaşkın olan maymunlar olun demiştik.
2/66. Artık bunu o elleri arasındakilere/ aynı dönemdekilere ve arkadan gelenlere bir nekal/ ibret verici korkunç ceza yaptık ve sakınan-sakındırtanlar için de mev’iza/öğüt verici (yaptık).
2/67. Ve Musa kavmine “şüphesiz Allah size -herhangi bir- bir inek/bakara boğazlamanızı emrediyor” demişti. (Allah’ın emrinin bu kadar yalın, basit olamayacağını düşünerek) Dediler “bizi hafife mi alıyorsun”. Dedi “cahillerden olmaktan Allah’a sığınırım”.
2/68. Dediler “bizim için Rabbi’ne dua et de bize onun ne (olduğunu) beyan etsin”. (Musa) Dedi ‘‘şüphesiz, O der -ki- kocamış (belirgin/belirlenmiş) değil ve körpe -de- değil. İşte; açılan (beyan edilmesini/ açıklanmasını istediğiniz) yardımdır. Artık size ne emrediliyorsa yapın.”
2/69. Dediler “bizim için, Rabbi’ne dua et, onun rengi ne? Bize beyan etsin.” (Musa) Dedi “şüphesiz O diyor-ki-; şüphesiz, onun rengi parlak sarı inektir, bakanlara sevinç verir.
2/70. Dediler -ki- “Bizim için, Rabbi’ne dua et o-nun- ne (olduğunu) bize beyan etsin, şüphesiz inek üzerimize müteşabih oldu/ benzeşti/ benzer geldi. Ve şüphesiz biz ancak Allah dilediyse elbette hidayet olunmuşlarız.
2/71. Dedi “O diyor; şüphesiz o yere sürdürülerek alçaltılmamış (boyunduruğa alınmayan) ve teslim olmuş -olarak-ekin sulamayan, kendisinde alaca olmayan-dır-.” Dediler “şimdi hakla geldin/ hakkı getirdin”. Artık onu boğazladılar ve neredeyse/ az daha yapamayacaklardı.
2/72. Ve bir kişiyi öldürmüştünüz. Artık onun hakkında (suçu -birbirinize-) atmıştınız/ (bu durumu) sav-uştur-muştunuz. Ve Allah gizliyor olduğunuzu çıkarıcıdır.
2/73. Artık; dedik bunu (toplum ve bireysel olarak boğazlama, katletme, kişiyi yok saymayı) vurun (or darb edin)/ uygulayın onun (öldürülen faili meçhul nefislerin, yaşanan katletme, yok sayma olaylarının) bazısına/ bir kısmına. Böylece Allah ölüyü hayatlandırır (hem ölünün yakınları hem toplum açısından, hem de katil açısından bir canlandırma-uyanış-diriliş hâsıl olur) ve Onun ayetlerini size rüyet ettirir (anlamaya çalışarak baktırır, bu öldürülen şahsın öldürülmesindeki toplumsal sorumluluk, kişisel zaaflar gösterilerek ittikâ’ya yaklaştırılır)/ gösterir, umulur ki siz akledersiniz.
2/74. Sonra bunun ardından kalpleriniz katılaştı, artık o taşlar gibi veya katılıkça daha şiddetli. Ve şüphesiz taşlardan elbette ondan nehirler fışkırır. Ve şüphesiz onlardan elbette yarılır, artık ondan su çıkar. Ve şüphesiz onlardan Allah endişesinden elbette iner (aşağı pozisyona) yuvarlanır da(vardır). Ve Allah işleyeceklerinizden gafil değildir.
2/75. Artık (bu uygulama ile herkesin) size iman edeceklerini mi umuyorsunuz. Ve mutlaka onlardan bir fırka; Allah kelamını işitiyorlardı. Sonra onu akıl ettikten sonra tahrif ediyorlar ve onlar bilirler!
2/76. Ve iman etmişlerle buluştuklarında/ karşılaştıklarında “iman ettik” dediler. Ve onların bazısı bazısına boş/ yalnız kaldıklarında dediler; “onu Rabbiniz yanında kendisiyle size delil getirmeleri için Allah’ın üzerinize açtığını onlara söylüyor musunuz?” Artık akletmiyormusunuz?
2/77.Ve bilmiyorlar mı “şüphesiz Allah neyi gizlerler ve neyi ilan ederler” bilir.
2/78. Ve onlardan ümmiler (kitab bilgisi olmayan); kitabı bilmezler ancak temenniler (arzu, istek, asılsız -şey-ler bilirler) ve olsa olsa onlar ancak zannederler.
2/79. Artık yazıklar olsun ki kitabı elleri ile yazıp sonra onu azca değere satmak (ittikâ niyeti dışında kullanmak) için “Bu Allah yanından” diyenlere. Artık yazıklar olsun onlara elleri ile yazdıklarından. Ve yazıklar olsun kazanacaklarından.
2/80. Ve dediler “ateş bize sayılı günler dışında dokunmayacak (temas etmeyecek)”. De -ki- Allah yanından söz mü aldınız. Artık Allah sözüne muhalif olmaz/ dönmez. Yoksa Allah üzerine bilmediğiniz (şey)i mi söylüyorsunuz?
2/81. Aksine! Kim bir kötülük kazandı ve onun hatîesi/ tekrarlanan hata haline gelmesi onu kuşattı; artık onlar, ateş ashabı (sohbetçileri, arkadaşları, sahip-lenici-leri) dır, onlar orada kalıcıdırlar
2/82. Ve iman etmişler ve düzenleyici işler yapmışlar. Onlar cennet halkıdır. Onlar orada kalıcılardır.
2/83. Ve İsrail oğulları! Misak almıştık “Allah’tan başkasına kulluk etmeyeceksiniz. Ve ana-babaya güzel davranış ve yakin sahiplerine (akraba: yakin sahibi, aynı görüşte olanlar, kan bağı değil) ve yetimlere ve miskinlere (hareket kabiliyetini yitirmişlere) ve insana güzelce söyleyin. Ve salâtı ikame edin ve zekâtı verin”. Sonra sizden az(ınız) dışında meylettiniz ve siz yüz çeviricilersiniz.
2/84. Ve misakımızı (vesikalanan, bağlayıcı, sağlamlaştırılmış söz) almıştık; “kanlarınızı dökmeyeceksiniz ve diyarınızdan/ yurtlarınızdan kendi-leri-nizi çıkartmayacaksınız. Sonra karar verdiniz (kabul etmiştiniz) ve siz şahitlik -te- edersiniz.
2/85. Sonra sizler böylece (misakı kabul ettiğiniz halde) kendi-leri-nizi (kendiniz görmeniz gereken kişi-lik-leri) öldürüyorsunuz ve sizden bir fırkayı -da- diyarlarından çıkarıyorsunuz. İsm/ günah ve düşmanlıkta onların üzerine ortaya çıkarsınız. Ve size esirler olarak gelirlerse onlara fidyelerini veriyorsunuz ve onların ihracı/ çıkarılmaları üzerinize haramlanmış/ helal olmadığı halde. Artık Kitabın bazısına iman ediyorsunuz ve bazısına küfr mü ediyorsunuz (örtüyor/ görmezlikten mi geliyorsunuz). Sizden bunu yapanın cezası ancak alçaklıktır dünya hayatında. Ve kıyamet gününde azabın en şiddetlisine itilir (reddedilir). Ve Allah amel ettiklerinizden/ işlediklerinizden gafil değildir.
2/86. İşte; ahirete karşılık dünya hayatını satın almışlardır. Artık onlardan azap hafifletilmez ve onlara yardım edilmez.
2/87. Ve elbette, gerçekten Musa’ya Kitabı verdik ve ondan sonra resuller-i peş peşe yaptık. Ve Meryem oğlu İsa’ya beyyinat/ açık deliller verdik ve onu Kutsal Ruhla teyit ettik. Artık hep (külliyetle) değil mi ki size kendinize hoş gelmeyenle/ arzu etmediğinizle bir resul geldiğinde kibirlendiniz/ büyüklük dilediniz. Artık fırkaca/ grupça yalanladınız ve fırkaca da katlediyor/ öldürüyorsunuz. (Resul: Uyarıcı olarak gönderilen, Allah tarafından seçilip kişiliğinde de bir takım değişiklikler yapılmış kişi)
2/88. Ve dediler “kalplerimiz kılıflı”. Aksine onların küfretmesine/ örtmesine Allah lanet etti, (ne) az/ aza iman ederler.
2/89. Ve Allah’ın indinden/ yanından onların beraberindekini tasdik eden/ doğrulayan bir kitab geldiğinde ve -ki- daha önce küfretmişler üzerine fetih istiyor idiler. Artık onlara tanıdıkları/ arif oldukları geldiğinde, on-a/-u küfr ettiler/ örttüler. Artık Allah’ın laneti küfr edenlerin üzerinedir.
2/90. Onun kullarından kimin üzerine dilerse Allah’ın fazlından indirmesini, azgınlıkla (haddi aşarak) Allah’ın indirmesini örtmek (küfr) için onunla kendilerini sattıkları ne kötü. Ve gazap üzerine gazaba yerleştirildiler. Ve küfr edenler için alçaltıcı/ utanç verici azap (vardır).
2/91. Ve onlara Allah’ın indirdiğine iman edin denildiğinde üzerimize indirilmişe iman ederiz dediler. Ve onun ötesini/ ötesindekileri örterler (küfr) ve O onların beraberindekini tasdik edici hak/gerçektir. De -ki- eğer müminler idiyseniz önceden (beri) Allah’ın Nebilerini niçin öldürürsünüz.
2/92. Ve elbette, muhakkak size Musa beyyineler ile/ apaçık olanlarla gel-miş-ti. Sonra Onun ardından el-ıcl’i (acil olanı), buzağıyı (bu kısa dünya hayatını ve bir an evvel içinde gerçekleştirmek istediklerinizi) edindiniz. Ve siz zalimler (olarak).
2/93. Ve sizin sağlam sözünüzü almıştık. Ve üzerinize Tur’u (or: tı-vav-ra. tavr. Uyulacak davranış, tavır sistemi) kaldırmıştık (or: rfa. Herkesin anlayıp göreceği şekilde üst olan bir konuma getirme). Size verdiğimiz şeyi kuvvetle tutun ve dinleyin. Dediler “işittik ve isyan ettik”. Küfürleriyle kalplerine buzağı içirildi. De “eğer müminler idiyseniz imanınızın emreder olduğu ne kötü”.
2/94. De-ki- ; “eğer ahiret yurdu Allah yanında, diğer insanlardan arındırılarak sizin için ise ölümü temenni edin. Eğer sadıklarsanız/ doğrulayanlarsanız.
2/95. Ve onların ellerinin takdim ettiğiyle (güzel olarak sunulanı ile) ebedi temenni etmeyecekler. Ve Allah zalimleri Alim (sürekli bilgi sahibi olandır).
2/96. Ve elbette onları hayat üzerine insanların en hırslısı bulursun ve şirk etmişlerden (de bulursun). Onların -her- biri bin sene ömürlenmeyi gönülden ister ve ömürlenmesi onu azaptan uzaklaştırır değildir. Ve Allah yaptıklarınızı basiret edicidir (en ince, detayına kadar anlayıp gören).
2/97. De ki; “kim Cebrîl’e haddi/ sınırı aşan oldu ise artık şüphesiz O, onu senin kalbin üzerine Allah’ın izniyle onlara açılanı tasdik edici olarak ve hidayet ve müminler için müjde olarak O indirmiştir”.
2/98. Kim Allah’a ve meleklerine ve resullerine ve Cibril’e ve Mikail’e sınırı aşan/ adüvv oldu. Artık Allah kâfirlere sınırı aşandır/ adüvv.
2/99. Ve şüphesiz sana beyyinat (açıkça beyan edilen) ayetler gönderdik ve onları ancak fasıklar küfreder/ örter.
2/100. Ve (onlar) her ne (zaman, hal, şekil de) ahitle ahitleştiler -se-, onlardan bir fırka/ grup onu atmadı (hiçe sayıp/ bozmadı) mı? Bilakis (aksine attı, bozdu), onların çoğu iman et-e-mezler.
2/101. Ve onlara Allah yanından beraberlerindekini tasdik eden bir resul geldiğinde kitab verilenlerden bir grup Allah’ın kitabını sırtlarının gerisine attı. Sanki bilmiyorlar gibi.
2/102. Ve tabi oldular/ uydular Süleyman’ın mülkü üzerine şeytanların (Şeytan: haktan/ gerçeklikten ayıran) tilavet ettikleri/ okuduklarına. Ve Süleyman küfretmedi ve lakin şeytanlar küfretti; insanlara sihri öğreterek. Ve Babil’de Harut ve Marut iki melek üzerine indirileni. Ve “Biz muhakkak ki bir fitneyiz/ ayırıcı imtihanız artık küfretmeyin” demedikçe hiç kimseye öğretmiyorlardı. Artık O ikisinden erkek kişi ve zevcesinin arasını ayıranı öğreniyorlardı. Ve Onlar onunla Allah’ın izni dışında kimseye zarar verici olamazlar. Ve öğreniyorlar; onlara zarar vereni ve onlara fayda vermeyeni. Ve elbette, mutlaka bildiler; onu kim satın aldı ise ona ahirette-ki- yaradılıştan (or: hlk)-nasip- yoktur (Müminler ahirette güçlü, korumalı yaratılacaklar. Şu anda insanlarda olmayan güçleri olacak uçmak vs. Ve Firdevs’te olacaklar.) Ve elbette ne kötüdür kendisiyle kendilerini sattıkları. Keşke biliyor olsa idiler.
2/103. Velev/ eğer ki şüphesiz onlar iman etmiş ve ittika etmiş/ sakın-dırt-mışlar olsalardı, elbette Allah yanından sevaplanmış (or: mesube; karşılanmış, karşılık olarak verilmiş olan) -daha/en- iyidir keşke bilselerdi.
2/104. Ey iman etmişler; “raina/ bizi güt” demeyin ve “ünzurna/ bize bak, gözet” deyin ve dinleyin. Ve Kâfirler için elim azap -vardır-.
2/105. Kitab ehlinden küfretmişler ve ne de müşrikler/ ortaklayanlar; Rabbinizden üzerinize hayır indirilmesini gönülden istemezler. Ve Allah rahmetini kim/ kime dilerse tahsis eder. Ve Allah azim fazl sahibidir.
2/106. Biz herhangi bir ayet/ ayeti nesh eder (iptal edip yeniden yükleme, yeni sürümünü yapar) veya unutturursak ondan hayırlısını veya mislini/ benzerini getiririz. Şüphesiz Allahın her şey üzerine kadir/ sürekli ayar sahibi olduğunu bilmedin mi?
2/107. Bilmedin mi; şüphesiz Allah; göklerin ve yerin mülkü Onundur. Ve size/ sizin için Allah’tan başka veli (durumun düzeltmesi için yetkilendirilen) ve ne de yardımcıdan yoktur.
2/108. Yoksa önceden Musa’ya sual edildiği gibi resulünüze sual etmeyi mi istiyorsunuz. Ve kim küfrü imana değiştirirse düz yoldan sapmıştır (dalalet).
2/109. Ehl-i kitabtan çoğu hak/ gerçek onlara beyan olduktan sonra kendilerindeki haset’ten imanınızdan sonra sizi kâfirler -olarak- döndürmeyi gönülden istedi. Artık Allah emrini getirinceye kadar affedin ve hoş görün (or: sfh). Şüphesiz Allah her şeyin üzerine Kadir-dir-.
2/110. Ve salâtı ikame edin (desteği yerine getirin, namazı kılın) ve zekâtı verin. Ve hayırdan kendinize/ kendiniz için ne takdim ederseniz onu Allah yanında bulursunuz. Şüphesiz Allah ne yaparsanız Basîrdir (sürekli görme sahibi olan).
2/111. Ve dediler “kim hûd/ yahudi veya nasâra/ hıristiyan olmadı cennete giremez/ giremeyecek”. İşte onların temennisi/ esas olması istenilen, asılsız -şey-ler -dir-. De ki “Eğer sadıklar idiyseniz delilinizi (burhan) getirin”.
2/112. Aksine kim, yüzünü Allah’a teslim etti ve o muhsin/ güzel davranan (olduğu halde). Rabbinin yanında onun karşılığı onadır. Ve Onların üzerine havf/ korku yoktur ve onlar hüzünlenir -de- değiller.
2/113. Ve Yahud(iler) “Nasara bir şey üzerine değildi(r)” dedi. Ve Nasara da “Yahud(iler) bir şey üzerine değildi(r)” dedi. Ve onlar kitabı -da- tilâvet ediyorlar (okuyorlar/ okudukları halde). İşte bilmeyenler de onların sözünün benzerini dedi. Artık hakkında ihtilaf etmekte oldukları (şeyler) için Allah kıyamet günü kendilerine açıklananı/ açıklananla hükmeder/ hükmedecek.
2/114. Ve kim Allah’ın mescitlerinde Onun isminin oralarda zikredilmesini men edip ve oraların harabında çalışandan daha zalim -dir-? İşte; oralara girmeleri ancak korkanlar (olarak) oldu. Onlar için dünyada alçaklık (or: hızy) ahirette de azim azap (var).
2/115. Ve Allah’ındır doğum/doğuş yeri ve batım/batış yeri. Artık nereye meyleder/ çevrilirseniz Allah'ın veçhi/ yüzü/ bakış açısı orada oldu. Şüphesiz Allah Vasi (kaplayıcı), Alimdir.
2/116. Ve dediler “Allah veled’i/ (doğrulmuş olanı) edindi”. Onun subhanı/ sistemi. Aksine göklerde ve yerdeki ne -varsa- onundur/ onadır. (Hepsi (küll)/ her şey ona konut edici (bütün hareketlerini ve düşüncesini Allah’a bırakıcı).
2/117. Göklerin ve yerin Bedii (eşsiz, önceden örneği olmadan yaratanı). Ve konumlandırmayı yerine getireceği zaman artık şüphesiz sadece ona “ol” der. Artık olur.
2/118. Ve bilmeyenler dedi; “Allah bize kelam etmeli veya bize bir ayet/ mucize getirmeli değil mi”? Onlardan öncekiler de sözlerinin benzerini dedi. Onların kalpleri benzeşti. Biz ayetleri yakin olur (bilgiden yola çıkıp bilgeliğe varıp yakınlaşacak) bir kavim için açıkladık.
2/119. Şüphesiz biz seni hakla/ gerçekle gönderdik. Müjdeleyici ve uyarıcı -olarak-. Cahim ashabından sorulmazsın.
2/120. Ve Onların milletine (Millet: Yol, ideal, tarz) tabi oluncaya kadar Yahud(iler/ hidayet etmişler) ve ne de Nasara (Hıristiyanlar/ yardımcılar) senden razı olmayacak. De ki “şüphesiz Allah’ın Huda’sı/ hidayeti/ yola iletmesi; O (dur) Huda/ yola iletici”. Ve sana gelmiş ilimden sonra onların hevalarına tabi olursan Allah’tan sana yoktur; veli ve ne de yardımcı (or: nasir).
2/121. Kendilerine kitab verdiklerimiz; Onun (kitabın) tilavetini gerçekleştirerek, tilavet ederler/ okurlar. İşte Ona iman ederler. Ve kim Ona küfreder/ örter artık onlar hüsrana ericilerdir.
2/122. Ey Ben-î İsrail, üzerinize nimetlendirdiğim nimetimi hatırlayın. Ve şüphesiz ben sizi âlemler üzerin-e/-de faziletlendirdim (üstün yap-mış-tım)/ benim sizi bilinenlere (benzer kavimlere) üstün yaptığımı da (hatırlayın).
2/123. Ve ittika edin bir güne/ günden ki bir kişi bir kişiden (yana) bir şeyi karşılık-olarak- ödeyemez/ bir şey verip alamaz. Ve kendisinden denk/ fidye kabul olunmaz ve şefaat de fayda vermez ve onlara yardım da olunmaz.
2/124. Ve Rabbi İbrahim’i kelimeler (Kelime: manası, içeriği öğretilen ve yapılması beklenen görev) ile sınadığında artık onları (o kelimeleri) tamamla-mış-tı. (Rabbi) Dedi: “şüphesiz ben seni insanlara imam/ önder yapıcıyım”. (İbrahim) Dedi ki: “ve zürriyetimden -de-”. Dedi: “zalimlere ahdim er-iş-mez.”
2/125. Ve biz beyt’i insanlar için mesabe (sevap yeri, karşılık, karşıla-ş-ma yeri) ve emn (Allah’a ait olduğuna inanılan) yaptığımızda. Ve bir musalla (salât/ destek yeri) edinin; İbrahim’in makamından. Ve İbrahim ve İsmail’e “Tavaf edenler ve Akifler (ısrarlı bir şekilde Allah’a ibadet edeni) ve secdeleri rükû edenler için evimi temizlemelerini” ahit ettik.
2/126. Ve İbrahim dediğinde “Rabbim bu beldeyi emin (Allah’a ait olduğuna inanılan yer) yap ve onun ehlini; onlardan Allah’a ve ahiret gününe iman etmiş kimse-leri- semerattan/ ürünlerden rızıklandır”. Dedi “Ve kim küfretti artık onu azca geçindiririm sonra onu ateşin azabına zararlandırıırm. Ve ne kötü varış yeridir”.
2/127. Ve İbrahim el-beyt (Ev) den el-kavaid/ kaideler direkleri yükseltirken (herkesin anlayıp göreceği şekilde üst olan bir konuma getirirken) ve İsmail “Rabbimiz bizden kabul buyur, Sen -sin-; es-Semi (sürekli işitici, işitme sahibi olan), el-Alim (sürekli bilici, ilmin sahibi olan)”.
2/128. “Rabbimiz bizi sana teslim olanlar/ sürekli güveniciler (or: müslimler) yap. Ve zürriyetimizden sana teslim olan ümmet (ümmet: Aynı düşüncede, tarzda olup hareket edenler). Ve menasıkkımızı (özel kuralları olan -bize özgü- uygulama biçim-şekil-lerimizi) bize göster ve üzerimize/ bize yönel (tvb). Şüphesiz sen Tevvâb (ziyadesiyle yönelensin), Rahim (ahrette de işlediğimiz günahların etkilerinden koruma altına alandır) -sin-.
2/129. Rabbimiz! İçlerinde onlara ayetleri okur (or: tilavet eder) ve onlara kitabı ve hikmeti (her davranışın ve konuşmanın ardında Kitabi bilginin olması) talim ettirir (yaşayarak gösterir) ve onları arındırır onlardan resul uyandır (or: Ba’s)/ dirilt/ gönder. Şüphesiz Sen Aziz (sürekli üstün, izzet sahibi olan), Hakîm (sürekli hükmedici hikmet sahibi olan) sin.”
2/130. Ve kim rağbet eder İbrahim milletinden (Millet: Yol, ideal, tarz) (başkasına) , kendini sefih etmiş (beyinsiz) kimseden başka. Ve elbette muhakkak Onu dünyada seçmiş/ seçkin yapmıştık. Ve şüphesiz O ahirette -de- elbette Salihlerdendir.
2/131. Rabbi Ona “İslam ol/ güven” dediğinde “Âlemlerin (tüm yaratılmışların) Rabbi’ne İslam oldum/ güvendim” dedi.
2/132. Ve İbrahim bunu oğullarına vasiyet etti ve Yakup -da- “Ey Oğullarım şüphesiz Allah size/ sizin için dini seçti. Ve siz İslam olanlar dışında ölmeyin.” (diyerek vasiyet/ tavsiye etti).
2/133. Yoksa ölüm Yakup’a geldiğinde (hazır olduğunda) şahitler miydiniz, oğullarına dediğinde “Benden sonra neye kulluk edeceksiniz?”. Dediler; “İlahın ve babaların (ataların) İbrahim ve İsmail’in ve İshak’ın İlahı ve tek (vahid) İlaha kulluk ederiz ve biz Ona İslam olanlarız.”
2/134. İşte; elbette bir ümmetti gelip geçti. Onlara kazandıkları. Ve size kazandıklarınız. Ve Onların yapmakta olduklarından sorulmazsınız.
2/135. Ve dediler “Hûd (Yahudi) veya Nasara (Hıristiyan/ İsacı) olun hidayete eresiniz”. De ki “Aksine hanif (Allah’ı tek ilah kabul eden, kendinden hiçbir şey katmayan) İbrahim milleti-ne- ve O müşriklerden olmadı.”
2/136. Deyin “Allah’a ve bize indirilene ve İbrahim’e ve İsmail ve İshak’a ve Yakub’a ve esbâta/ torunlara indirilene ve Musa’ya ve İsa’ya verilene ve Rablerinden nebilere verilenlere iman ettik. Onlardan biri arasında fark görmez/ ayrım yapmayız ve biz onun için “İslam” olanlarız.”
2/137. Artık (sizin) iman ettiğiniz benzeri, O’na iman etmişler ise artık elbette hidayete ermişlerdir. Ve eğer yüz çevirir/ meylederlerse onlar şikak/ ayrılma/ yarılma içindedirler. Artık Sana (onlara) karşı Allah kâfidir. O Semi (sürekli işitici, işitmenin sahibi olan) Alim (sürekli bilici ilmin sahibi olandır).
2/138. Allah’ın sıbğası/-na/ bağdaştırması… Kim sıbğa’ca/ bağdaştırmaca Allah tan daha güzel -yaptı-. Ve biz Ona ibadet edicileriz.
2/139. De ki “Allah hakkında bizimle delilleşir (hüccetleşir) misiniz? Ve O Rabbimiz. Ve Rabbiniz (iken, olduğu halde). Ve işlerimiz biz-e/-im için ve işleriniz siz-e/-in için dir. Ve Biz Ona ihlâs edicileriz/ muhlisleriz”.
2/140. Yoksa şüphesiz İbrahim (İbrahim: Burhan, delil, delili üstlenen) ve İsmail (İsmail: Duyan, işiten (semi), duyduğunu işittiğini üstlenen) ve İshak (İshak: Uzak olan (İbrahim’e çocuğun olma zamanından dolayı) veya Yakup (Yakub: Takip eden (İshak’ı)) ve esbat’a (torunlar, kollar, soy) Hûd (Yahudi) veya Nasara (Hıristiyan/ İsacı) idiler mi diyorsunuz. De ki siz mi daha/ en iyi bilensiniz yoksa Allah mı? Ve kim Onun yanında Allah (tarafın) dan (bildirilen) şahitliği gizlemiş kimseden daha zalimdir? Ve Allah yapar(olduk)larınızdan gafil değildir.
2/141. İşte; elbette bir ümmetti, gelip geçti. Onlara kazandıkları ve size kazandıklarınız. Ve onların yapmakta olduklarından sorulmazsınız.
2/142. İnsanlardan sefihler; “üzerinde oldukları kıblelerinden/ ön kabullerinden (namaz kılınırken kıbleye değil şataraya yöneliyorsun)/prensiplerden onları meylettiren/ çeviren nedir?” diyecekler. De ki “doğum/doğuş yeri ve batım/batış yeri Allah’ın-dır-. Sırat- ı Mustakıym’e kim/-i dilerse hidayet erdirir/ eder.
(Not: Sırat: Kesintisi olmayan üzerinde dikkatle gidilmesi gereken, kaplamalı, otoban, tertemiz yol. Ced: Cadde, kavşaklı, herkesin üzerinde birleştiği, akıp giden büyük yol. Tarik: Sokak büyüğü, kavşaksız (kalabalık geçişlerin olabileceği) caddemsi, kaplamasız yol. Sebil: Sokak, az kalabalıktaki kişiler için, kaplamasız (yani tökezlemelerin de olabileceği) yol.)
2/143. Ve böylece sizi vasat (net; düşündüğü ve yaptığını gizleyip saklamadan, fakat patavatsız olmadan ortaya koyan kişilikler) bir ümmet yaptık. İnsanlar üzerinde şahitler olmanız için. Ve Resul de üzerinize şehit (tanıklık eden) olsun. Ve üzerinde olduğunu kıble yapmamız; resule tabi olan kimseyi, ökçeleri üzerinde inkılâp ed(ip dön)en kimseden (ayırıp) bilmek içindir. Ve elbette ancak Allah’ın hidayet ettiği dışındakilere büyük oldu (ağır gelir). Ve Allah imanınızı zayi etmez, elbette Allah insanlara Rauf (acıyıp kendine yaklaştıran) ve Rahim (ahrette de işlediğimiz günahların etkilerinden koruma altına alandır) dir.
2/144. Elbette yüzünü semada tekallüb ettiğini (evirip-çevirdiğini, değişik hallere, adeta farklı kalıplara soktuğunu) görüyoruz. Artık razı olacağın kıbleye meylettireceğiz (çevireceğiz). Artık yüzünü/ bakış açını Mescidi Haram şatrına/ yönüne meylettir. Ve ne-rede/-halde idiyseniz yüzlerinizi onun yönüne meylettirin. Ve şüphesiz (kendilerine) kitab verilmişler; elbette Rablerinden hak (olduğunu) biliyorlar. Ve Allah işlediklerinden gafil değildir.
2/145. Ve elbette eğer/ şayet kitab verilmiş olanlara her (türlü) ayet getirsen kıblene tabi olmazlar. Ve sen de kıblelerine tabi olucu değilsin. Onların bazısı da bazı-sı-nın kıblesine tabi olucu değiller. Ve eğer/ şayet sana gelmiş ilimden (uygulanıp hayata geçirilmesi gereken bilgi) sonra onların hevalarına tabi olursan şüphesiz sen o zaman zalimlerden olursun.
2/146. Kendilerine kitab verdiklerimiz; onu oğullarını tanıdıkları/ arif oldukları gibi tanırlar. Ve onlardan bir fırka/grup şüphesiz hakkı gizlerler ve onlar bilirler.
2/147. El Hakk/ Bu Gerçek Rabbinden-dir-. Artık tartışanlardan/ çelişenlerden olma.
2/148. Ve herkes için veche/ bakış açısı vardır, o yönelici/ yakınlaşıcı olduğu. Artık hayırda/ iyilikte yarışın. Ne-rede/-halde ol-ur-sanız Allah sizi cemian/ toplayarak (bir araya) getirir. Şüphesiz Allah her şey-e/-üzerine kadirdir/ ayarlayıcıdır.
2/149. Ve Nerede/halden çıktın artık veçhini/ bakış açını Mescid-i Haram yönüne meylettir. Ve şüphesiz o/ bu elbette Rabbinizden haktır. Ve Allah yapar(olduk)larınızdan gafil değildir.
2/150. Ve Nerede/-halden çıktın artık veçhini/ yüzünü Mescid-i Haram yönüne meylettir. Ve ne-rede/-halde idiyseniz artık yüzlerinizi Onun yönüne çevirin. Elbette onlardan zulüm etmişlerden başka insanların üzerinize bir hücceti olmasın için. Artık onlardan endişe etmeyin (haşyet) ve benden endişe edin. Ve üzerinize olan nimetimi tamamlamam için. Ve umulur ki siz hidayet olunursunuz.
2/151. İçinizde, üzerinize ayetlerimizi tilavet eden sizden bir resul gönderdiğimiz gibi. Ve sizi tezkiye eder/ arındırır ve Kitabı ve hikmeti (her davranışın ve konuşmanın ardında Kitabi bilginin olması) öğretir ve size bilmez olduklarınızı talim ettirir (yaşayarak gösterir).
2/152. Artık Beni zikredin, sizi zikredeyim. Ve Bana şükredin ve bana küfr etmeyin/ nankörlük etmeyin, örtmeyin.
2/153. Ey iman etmişler, yardım isteyin sabırla ve salâtla. Şüphesiz Allah sabredenlerle birliktedir.
2/154. Ve Allah yolunda (olup ta) katledilen/ öldürülen kimseler-e emvat/ ölüler demeyin. Aksine diri-dir-ler ve fakat şuur/ fark ed-e-mezsiniz.
2/155. Ve elbette sizi korkudan (genel, her türlü korku) ve açlıktan bir şeyle ve mallar, nefisler ve ürünlerden noksanlaştırmayla belalandıracağız/deneyeceğiz. Sabredenleri müjdele.
2/156. Kendilerine musibet isabet ettiğinde “şüphesiz biz Allah’a aidiz ve şüphesiz biz O’ na dönücüleriz” demiş(olan)ler.
2/157. İşte; üzerlerine Rablerinden salâtlar/ destekler ve rahmet vardır. Ve işte; onlar hidayet olunanlar.
2/158. Şüphesiz Safa ve Merve: Allah'ın şiarından/ işaretlerinden/ simgelerindendir. Artık kim Beyt'e hac etti veya umrelendirdi artık o ikisi-ni/-yle tavaf etmişse üzerine (aleyh) bir cünah/ sakınca yoktur. Ve kim iyiliği gönülden istedi, artık şüphesiz Allah Şakir (iyiliğin karşılığını veren), Alim-dir-.
2/159. Şüphesiz Kitabta kendisini insanlar için açıkladıklarımız (or: beyan ettiğimiz) sonrasında, indirdiğimiz beyyineleri (açıklananları) ve Huda (hidayet sahibi olan)’dan olanları gizleyenler. İşte; Allah onlara lanet eder ve lanet edenler de lanet eder.
2/160. Ancak tevbe etmişler ve islah etmişler (düzel-t-mişler) ve beyan etmişler. Artık işte; üzerlerine tevbe ederim/ yönelirim. Ve Ben Tevvâb (ziyadesiyle tevbe edici, yönelici), Rahîm(sürekli rahmet edip acıyan, merhamet sahibi olan)'im.
2/161. Şüphesiz küfretmişler ve onlar küfredici olarak/ oldukları halde ölmüş(olan)ler. İşte; üzerlerine Allah'ın laneti ve meleklerin ve insanların ecmain/ hepsinin.
2/162. Orada kalıcıdırlar. Onlardan azap hafifletilmez ve onlara bakılmazlar.
2/163. Ve İlahınız tek/bir İlahtır, Ondan başka İlah yok. Rahman, Rahim.
2/164. Şüphesiz yerin ve göklerin yaradılışında ve gecenin ve gündüzün ardı ardına getirilmesinde ve insanları menfaatlendiren denizde akan gemilerde ve Allah'ın gökten indirdiği ve onunla yeri ölümünden sonra sudan ihya etmesinde ve orada her hareketli canlıdan yaymasında ve rüzgârları yönlendirmesinde ve gökle yer arasında görevlendirilmiş bulutlarda, akıl eder kavim için elbette ayetler vardır.
2/165. Ve insanlardan -öyle- kimseler ki Allah dışında endad/ benzeşler edinir. Onlara, Allah’a/ Allah’ı, muhabbet (eder)/ gibi muhabbet ederler/ sever gibi severler. Ve ki iman etmişler -de- Allaha muhabbet en şiddetlidir. Ve görselerdi (or: rüyet) zulmetmişler; azabı görecekleri zaman, şüphesiz kuvvet tamamen Allah’ın ve şüphesiz Allah’ın azabı şiddetli olan -olduğunu-.
2/166. Tabi olunmuşlar (uyulanlar) tabi olanlardan (uyanlardan) uzak durdular (or: beri oldular) ve azabı gördüler (or: rüyet) ve onlarla sebepler/ bağlar kesildi/ koparıldı.
2/167. Tabi olan/uyanlar dedi; keşke bizim için bir kere (daha) olsaydı. Onların bizden uzak durmaları gibi onlardan uzak dursaydık. Böylece Allah onların amellerini gösterir, üzerlerinde hasretler (her türlü fırsattan yoksunluk ve pişmanlıklar)-olduğu halde-. Ve onlar ateşten çıkıcılar da değiller.
2/168. Ey insanlar; arzda helal temiz olanlardan yiyin/ içselleştirin, şeytan'ın adımlarına tabi olmayın. Şüphesiz o sizin için mübin/ apaçık düşmandır.
2/169. Şüphesiz kötülüğü ve fahşa'yı (açık çirkin işler) ve Allah üzerine bilmediğinizi söylemeyi emrediyor.
2/170. Ve Onlara “Allah'ın indirdiğine tabi olun” denildiğinde, dediler; “Aksine atalarımızı üzerinde bulduğumuza tabi oluruz.” Ya ataları, bir şeyi akletmeyen ve hidayete ermeyenler idiyseler.
2/171. Ve küfretmişlerin misali; ancak seslenme (nida) ve çağırma (dua)-lar-dan başkasını işitmeyip/ algılamayıp bağıranın misali gibidir. Duymayan, el-bükm (çokça Hakkı söyleyememe, kendine rızk olarak verilen bilgilerden infak etmeme suretiyle konuşmayan ve söylenmesi gerekenleri duymadıkları ve kelime bilgisi olmadıkları için konuşmazlar/ konuşmayanlar), kördür, artık onlar aklet-e-mezler.
2/172. Ey iman etmişler sizi rızıklandırdığımız temizden -şeyleri-; yiyin/ içselleştirin. Ve ancak O’na kulluk ediyor idiyseniz Allah’a şükrediniz.
2/173. Şüphesiz ancak/ sadece haramlandı üzerinize; (bu) ölü (olan) ve kan ve domuz eti ve Onunla Allah'tan başkası için boğazlanmışı. Artık kim darda/ zorda kaldı haddi aşan olmaksızın ve taşkınlık eden de (olmadan kullansın), artık üzerine bir günah (or: ism) yoktur. Allah Ğafur (bilmeden işlediğimiz günahları kişiliğimizde ve etrafımızda oluşturduğu oluşumlarla yok hükmüne sokandır) Rahim.
(Bunların dışında yiyeceklerin temiz olanları helaldir, yenilir.)
2/174. Şüphesiz Allah'ın indirdiği kitabtan gizleyen ve onu az bir değere satan kimse-ler. Onlar karın (batın) larına ateşten başkasını yemezler. Ve kıyamet günü Allah onlara kelam etmez ve onları arındırmaz ve onlara elim bir azap (var).
2/175. İşte ki hidayete/ yola iletilmeye sapmayı, mağfirete/ bağışlanmaya azabı satın aldılar onlar ateş üzerinde ne (kadar) sabırlı oldular.
2/176. İşte şüphesiz Allah kitabı hak ile indirdi. Ve şüphesiz Kitabta ihtilaf etmişler elbette uzak/ derin bir ayrılık (şikak) içindedirler.
2/177. Birr (yapılması gereken- aslî- sisteme uygun davranış); veçhelerinizi/ bakış açılarınızı doğu (kıblenin/ dini prensiplerin doğuş noktası ve batı (kıblenin/ dini prensiplerin batış noktası) kıblelerine/ prensiplerine çevirmeniz değildir. Ve lakin birr (yapılması gereken- aslî- sisteme uygun davranış); kim ki iman etti Allah'a ve ahiret gününe ve meleklere ve Kitaba ve Nebilere. Ve kendisinin üzerine sevgisi (olan)malı verdi; en yakın-lık- sahiplerine ve yetimlere ve miskinlere (hareket kabiliyetini yitirmişlere) ve yolun oğluna (yolun kurguladığı, bir anda karşımıza çıkarılan) ve soranlara ve rakabelere (kontrol altındakilere, başkalarının idaresi altında olan kişilere). Ve salâtı ikame etti ve zekâtı (arındırıcıyı) verdi. Ve ahitleştiklerinde ahitlerine vefa edenler/ yerine getirenler. Ve be’sa (genel sıkıntı zamanları) da ve darlıklarda ve beis (kişisel sıkıntı)da sabredenler onlar sadık olmuşlardır/ doğru kişi olmuşlar/ doğrulamışlardır. Ve işte; onlar muttakiler (sakınan- sakındırtanlar) dır.
2/178. Ey iman etmişler; öldür-ül-mede kısas (adil şekilde takip edilmesi gereken yol) üzerinize yazılmıştır. (Ölen kişiye -öldürülenin ailesindeki mağduriyetin giderilmesi için- karşılık olarak) Hür’e hür ve köle’ye (abd) köle ve dişiye dişi (biri verilecek/ atanacak). Artık (atanacaklardan) kim kardeşi (öldürülenin ailesinden sorumluluk yüklenebilecek akil kişi)nden onun (verilecek/ atanacak kişi) için (yerine geçecek para, mülk vb.) bir şey (karşılığı/ ile) affedildi (bu durumda) örfe tabi olarak/ iyi olarak bilinene uygun şekilde onu (verilecek bedeli) güzellikle ödemesi vardır. Bu Rabbinizden hafifletme ve rahmettir. Artık kim bundan sonra saldırdı/ düşmanca davrandı ona elim azap vardır.
2/179. Ve size kısasta hayat -vardır-. Ey kapıların (öncelikli anlayış) sahipleri; elbette sizin sakın-dırt-manız umulur.
2/180. Sizden birine ölüm hazır olduğunda eğer bir iyiyi bırakacaksa anaya babaya ve yakınlara örfe (iyi olarak bilinene) uygun şekilde vasiyet üzerinize yazıldı. Sakınanlar üzerine haktır/ gerçekliktir.
2/181. Kim işittikten sonra (vasiyeti) değiştirdi; onun günahı onu değiştirenin üzerinedir. Şüphesiz Allah Semi (işiten), Alim-dir-.
2/182. Artık kim vasiyet edenin hata yaparak veya günaha girmesinden korkup da (vasiyet ile ilgili olanların) iki tarafın arasını düzeltti; artık üzerine günah yoktur. Şüphesiz Allah Ğafur Rahim.
2/183. Ey iman etmişler; sizin öncenizden -olanlar-üzerine yazıldığı gibi oruç, sizin de üzerinize yazıldı. Elbette sizin sakın-dırt-manız umulur.
2/184. Sayılı günler-olarak-. Artık sizden kim hasta veya sefer üzerinde oldu artık adetlendirilmesi diğer (tutamadığı günler sayısınca) günlerden. Ve ona (maddi olarak) güç yettiren üzerine fidye (olarak), bir yoksulu doyurması (vardır). Artık kim iyiliği gönüllü istedi artık o onun için iyidir. Ve bilir idiyseniz oruç tutmanız sizin için (daha/en) iyidir.
2/185. Ramazan ayı ki Kuran; insanlar için hidayet edici ve Hidayet ediciden apaçık deliller ve Furkan (ayırma - ayırıcı) olarak O’nda indirildi. Artık kim sizden bu aya şahit oldu; artık onu oruçlasın. Ve kim hasta veya sefer üzerinde oldu; artık adetlemesi, diğer günlerden-dir- ve adetlemeyi tamamlamanız için-dir-. Ve sizi hidayet ettiği üzerine Allah’ı büyüklemeniz için-dir-. Allah size kolaylık ister ve size zorluk istemez. Ve umulur ki siz şükredersiniz.
2/186. Ve kullarım sana Benden sorduklarında; artık şüphesiz Ben yakınım (or: Karib). Beni çağırdığında/ dua ettiğinde, çağıranın/dua edenin, çağrısına/ duasına cevap veririm. Artık Benden cevap istesinler ve Bana iman etsinler. Elbette umulur ki onlar irşat olurlar (olduğun halden çıkartarak doğruya ve on da olgunluğa götüren yol/bilgi, yaklaştırma yolu haritası, reçetesi).
2/187. Oruç gecesi kadınlarınızla (bilinen) cinsellik size serbestlendi. Onlar (kadınlar) size libas, siz (erkekler) de onlara libas (erkek ve kadın, birbirleri için hem hayat meşgalesi, hem de sınavların karışıp birbirine girdiği bir özel durum/ pozisyon oluyor) tır. Allah şüphesiz kendinize ihanet ettiğinizi bilip artık üzerinize yönelmiş (tevbe) ve sizi affetmiştir. Artık, şimdi onlara yakınlaşın ve Allah’ın size yazdığını arayın/ isteyin. Ve fecirden; siyah iplikten beyaz iplik size beyan oluncaya kadar yiyin ve için. Sonra orucu geceye kadar tamamlayın. Ve siz mescitlerde akifler (ısrarlı şekilde Allah’a ibadet edenler) iken onlarla (cinsel olarak) yakınlaşmayın. İşte Allah’ın sınırları; onlara yaklaşmayın. Bu şekilde Allah ayetlerini insanlara açıklar, umulur ki onlar sakınırlar.
2/188. Ve mallarınızı aranızda batılla/ gerçek olmayan yollarla yemeyin ve siz insanların mallarından bir kısmını. Ve siz bilerek, günahla yemeniz için onları hâkimlere sarkıtmayın.
2/189. Sana hilallerden soruyorlar: De ki “o; insanlar ve hac için vakitlendirmelerdir.” Ve şüphesiz evlere arkalarından girmiş olmanız da birr (yapılması gereken- aslî- sisteme uygun davranış) değildir. Ve lakin birr (yapılması gereken- aslî- sisteme uygun davranış); sakınmış kimsenin-ki-dir. Ve evlere kapılarından girin. Ve Allah’a sakın-dırt-ın elbette umulur ki siz kurtuluşa erdirilirsiniz.
2/190. Ve Allah yolunda sizin ile öldürüşenlerle/ savaşanlarla öldürüşün/ savaşın. Ve saldırır olmayın. Şüphesiz Allah saldırganları sevmez.
2/191. Onları ele geçirdiğiniz yerde öldürün. Ve sizi çıkarttıkları yerden onları çıkarın. Ve fitne öldürmeden daha şiddetlidir/ büyüktür. Ve Mescid-İ Haram yanında sizinle öldürüşmedikçe onlarla orada öldürüşmeyin. Artık sizinle öldürüşürlerse, artık onları öldürün. Böyledir, kâfirlerin cezası.
2/192. Artık son verirlerse artık şüphesiz Allah Ğafur (bilmeden işlediğimiz günahları kişiliğimizde ve etrafımızda oluşturduğu oluşumlarla yok hükmüne sokandır), Rahim (ahrette de işlediğimiz günahların etkilerinden koruma altına alandır).
2/193. Ve onlarla öldürüşün ta ki fitne (ayrıştırıcı imtihan) olmasın ve din Allaha olsun. Artık son verirlerse artık zalimlerden başkası üzerine düşmanlık/ saldırganlık yoktur.
2/194. Haram ay haram aya ve haramlarda kısas/ karşılık -vardır-. Artık kim ki üzerinize saldırdı artık onun üzerine, üzerinize saldırdığı-nın- benzeriyle saldırın. Ve Allah’ta sakının ve bilin şüphesiz Allah/-ın Muttakilerle/ sakınanlarla beraberdir/ olduğunu.
2/195. Ve Allah yolunda infak edin/ harcayın ve ellerinizle tehlikeye at-ıl-mayın ve ihsan edin. Şüphesiz Allah Muhsinleri/ güzel davrananları sever.
2/196. Ve hac ve umreyi Allah için tamamlayın. Artık eğer mahsur kalır/ kısıtlanırsanız artık hedye (bu halde Kuranda geçen kelime genellikle hacda hidayet edilen gönderilen, kesilen, hediye edilen kurbanlar kastedilmiş/ hediye: yollanan) den kolay geleni (vardır). Ve hedye, onun (hedye’nin) mahalline/ serbest kalma yerine ulaşıncaya kadar başlarınızı tıraş etmeyin. Artık sizden kim hasta yahut başından kendisine bir rahatsızlığı oldu ise (başından tıraş olabilir). Artık fidye olarak oruç, sadaka veya nüsük (uyulması-uygulanması gereken özel uygulama-lar-) (vardır). Artık emin olduğunuzda artık hacca -kadar- umreyle faydalanan kimseye artık kolayına gelen hediyeden. Artık bulamamış kimse-ye artık hacda üç gün oruç ve döndüğünde de yedi (gün oruç vardır). İşte tam on. İşte; ehli/ ailesi Mescid-i Haramda hazır olmayan kimse içindir ve Allah’a sakın-dırt-ın ve bilin; şüphesiz Allah sonlandırmayı şiddetlendiren/ sıkılaştırandır.
2/197. Hac; bilinen aylardadır. Artık kim onlarda (aylarda) haccı farz etti/ belirledi; (bilinen) cinsellik ve fısk/ ayırmak (hızla yoldan çıkmak) ve kavga etmek hacda yoktur. Ve hayırdan ne yaparsanız Allah onu bilir. Ve ziyadelenin/ çoğalın artık şüphesiz çoğalmanın en hayırlısı takvadadır. Ve Benden sakın-dırt-ın ey öncelikli anlayış sahipleri.
2/198. Rabbinizden fazl (gösterilen çabanın üzerinde verilen) aramanızda üzerinize bir sakınca yoktur. Artık, Arafat’tan akın ettiğinizde artık Meşairi haram yanında Allah’ı zikredin ve sizi hidayetlendirdiği/ yol gösterdiği gibi Onu zikredin/ hatırlayın ve onun öncesinden siz sapanlardan idiniz.
2/199. Sonra insanların akın ettiği/ aktığı yerden akın edin ve Allah’a istiğfar edin. Şüphesiz Allah Ğafur Rahim.
2/200. Artık menasıkınızı (özel kuralları olan size özgü uygulama biçimlerinizi) yerine getirdiğinizde babalarınızı zikrettiğiniz gibi veya daha şiddetli bir zikirle Allah’ı zikredin. Artık İnsanlardan kimisi der -ki- “Rabbimiz bize dünyada ver” onun için ahirette yaratılıştan yoktur.
2/201. Ve onlardan kimisi “Rabbimiz bize dünyada da güzellik ahirette de güzellik ver ve ateşin azabına (karşı) bizi sakındır” der.
2/202. İşte onlar için kazandıklarından pay var ve Allah hesabı süratlendirendir.
2/203. Ve sayılı günlerde Allah’ı zikredin/ hatırlatın. Artık kim iki günde (dönmek için) acele etti artık üzerine günah yoktur. Ve kim geri kaldı, erteledi artık onun üzerine de günah yoktur, sakın-dırt-mış kimse için. Ve Allah’a sakındırtın ve bilin; şüphesiz sizin O’na haşr olunacak/ toplanacak -olduğunuzu-.
2/204. Ve insanlardan kimi-nin- dünya hayatında sözü acayib gelir/ seni şaşırtır ve Allah’ı kalbinde olana şahit tutar ve o hasımların en utanmazı/ arsızıdır.
2/205. Ve meylettiğin/ dönüp gittiğinde de yeryüzünde; içinde fesatlık etmek için koşmuş (say etmiş)/ çalışmış ve nesli ve hars (ekin/kültür)’ı helak etmektedir/ yaratılış amacını tersine çevirmektedir. Ve Allah fesadı sevmez.
2/206. Ve ona, Allah’-a/-dan ittikâ et/ sakın-dırt- denildiğin de izzet/ (kendinde gördüğü) üstünlük onu günaha almış/ götürmüştür. Artık onun hesabını gören cehennem-dir-. Ve o ne kötü hidayetlenme yeri/ yollanılan yer.
2/207. Ve insanlardan kimi Allah’ın rıza (yer ve zaman)-larını aramaya nefsini/ kendini satar. Ve Allah -da- kulları-na/ -yla Rauf (acıyıp kendine yaklaştıran)dir.
2/208. Ey iman etmişler, kaffeten/ -bütün halinde- tamamen (tek yumruk, tek el misali) silm (güvenlik dairesi) içine girin (dâhil olun) ve şeytanın adımlarına tabi olmayın. Şüphesiz o size açık olan/ beyan edilen bir düşmandır.
2/209. Eğer size beyyinattan/ açık delillerden geldikten sonra (siz) kayar/ tökezlerseniz artık bilin şüphesiz Allah/-ın Aziz, Hakim-dir/-olduğunu.
2/210. Allah bulutlardan gölgeler içinde ve meleklerin -de- onlara gelmesini mi gözlüyorlar (or: nazar). Ve emir/ iş, konumlama kaza edilirdi/ yerine getirilirdi/ bitirilirdi. Ve Allah’a döndürülür emirler/ işler, konumlamalar.
2/211. Sor İsrail oğullarına; beyan edilen ayetten nicelerini onlara verdiğimizi. Ve kim ki kendisine gelmesinin ardından Allah’ın nimetini değiştirir, artık şüphesiz Allah akıbeti şiddetlendirendir.
2/212. Küfretmişler için dünya /yakın olan hayat süslendirildi. Ve iman etmişlerden (dünya hayatını) alçaltırlar/ (görevli/ezik). Ve sakınmışlar kıyamet gününde onların üstündedirler. Ve Allah kim/kimi dilerse hesapsızca rızıklatır.
2/213. İnsanlar bir tek ümmetti. Artık (bundan sonra) Allah, müjdeleyici-ler- ve uyarıcı-lar- (olarak) nebiler beas etti (içlerinden uyandırdı). Ve onlarla birlikte, insanların aralarında, ihtilaf ettikleri (hakkın) da hükmetmeleri için el-hak/ bu gerçeklik ile kitab indirdi. Ve kendilerine (apaçık) beyyineler (belgeler) gelmesinin ardından kendilerine açılan hakkında bağy (haddi aşma, toplumsal uyum için oluşturulması gereken sınırlara uymama yüzünden) ayrılığa düşenler, kendilerine (beyyine) verilenlerden başkası değildir. Bu sebeple iman etmiş/ âmenû olan (Allah'a inanmayı dileyen) o kimselerin, el-haktan/ bu gerçeklikten ihtilaf ettiklerini açıklamaları için Allah, Kendi izniyle onları hidayete erdirdi. Ve Allah, dileyeni/ dilediğini Sıratı Mustakîm'e ulaştırır.
2/214. Yoksa siz, cennete gireceğinizi mi hesap ettiniz/ zannettiniz ve öncenizden (kendinizden önce) gelip-geçmişlerin meseli/ durumu, size de (başınıza da) gelir olmadıkça. Onlara (öyle) şiddetli belâ/ sınav ve sıkıntılar dokundu. Ve sarsıldılar; hatta Resul ve onun beraberindeki iman etmişler: “Allah'ın yardımı ne zaman?” diyor (oldukları halde). Allah'ın yardımı gerçekten yakın değil mi?
2/215. Sana (Allah yolunda) ne infak edeceklerini/ harcayacaklarını soruyorlar. De ki: “Hayır/ iyilik olarak ne infak ederseniz/ harcarsanız işte, anne-baba, akrabalar/ (düşünce olarak) yakınlar, yetimler (velisi, koruyucusu olmadan, yardımcısız büyüyen), miskinlere (hareket kabiliyetini yitirmişlere) ve yol oğlu (yolun kurguladığı, karşımıza çıkarılan) içindir. Ve hayır/iyilik olarak ne yaparsanız, o takdirde muhakkak ki Allah, onu en iyi bilendir.”
2/216. Kıtal/ öldürüşme üzerinize yazıldı/ kitablaştırıldı. Ve o size istenmeyen/ kerhdir. Umulur ki bir şeyi istenmez/ kerh görmeniz size/ sizin için iyidir. Ve yine seveceğiniz bir şey de size şer/ kötülüğü barındıran olabilir. Ve Allah bilir ve siz bilemezsiniz.
2/217. Sana haram aydan, onda kıtalden/ öldürüşmeden soruyorlar. De ki onda (haram aylarda) kıtal/ öldürüşme büyüktür. Ve Allah yolundan alıkoymak ve ona küfr ve Mescid-i Haram ve ehlini/ halkını ondan çıkartmak Allah indinde/ yanında daha/en büyüktür. Ve el fitne/ (bu) fitne el katl/ öldürmeden daha büyüktür. Eğer güç yettirebilseler dininizden sizi döndürünceye kadar sizle kıtalleşmekten geri durmazlar. Ve sizden kim dininden döner; artık (bu şekilde) ölür ve o kâfirdir. Artık işte; onların amelleri dünyada ve ahirette (hem kendine, hem de etrafına zarar verecek şekilde) boşa gitmiştir. Ve işte; ateş arkadaşlarıdır. Onlar orada kalıcıdırlar.
2/218. Şüphesiz iman etmiş ve hicret etmiş ve Allah yolunda cihad etmişler (uğraşanlar). İşte Allah’ın Rahmetini umarlar. Ve Allah Ğafur (bilmeden işlediğimiz günahları kişiliğimizde ve etrafımızda oluşturduğu oluşumlarla yok hükmüne sokandır) Rahim (ahrette de işlediğimiz günahların etkilerinden koruma altına alandır) -dır-.
2/219. Sana “el -hamır/ başı, dimağı örten” ve “el- meysir’den/ kolaylaştıran/ kolay kazançtan” soruyorlar. De ki “ikisinde de büyük günah ve insanlar için menfaatler (var). Ve ikisinin günahı ikisinin menfaatinden daha/en büyüktür”. Ve sana ne infak edeceklerini soruyorlar. De ki “el- afv”. İşte böyle Allah size el -ayet’leri açıklar umulur ki siz tefekkür edersiniz/ fikirleşirsiniz.
2/220. Dünya ve Ahiret’te ve yetimlerden (yardımcısız kalanlar/ büyüyenlerden) soruyorlar. De ki “Onlara ıslah/ düzgünleştirmek (daha/en) iyidir. Eğer onlarla karışır/ katılırsanız artık sizin kardeşlerinizdir. Ve Allah Muslih’ten (islah ediciden/ düzgünleştiriciden) Müfsid’i (fesat çıkarıcı/ bozucuyu) bilir. Ve eğer Allah dilemiş olsaydı sizi sıkıntıya düşürürdü. Şüphesiz Allah Aziz, Hakim.
2/221. Ve iman edinceye kadar müşrik (Allah’ı ortaklayan) kadınları nikâhlamayın. Ve eğer ki hoşunuza gitse de elbette mümin eme (yaşadığı yerde gözetim altında tutulan kadın), bir (kadın) müşrikten daha iyidir. Ve (kızlarınızı) müşriklerle iman edinceye kadar nikâhlatmayın. Ve eğer ki hoşunuza gitse de elbette mümin bir abd (özgürlüğünü yitirmiş erkek) müşrikten iyidir. İşte; ateşe davet ederler. Ve Allah cennete davet ediyor ve izniyle bağışlanmaya. Ve ayetlerini insanlara açıklıyor umulur ki onlar tezekkür ederler/ hatırlatıcı olarak edinirler.
2/222. Ve sana mahizden (hayız hali) sorarlar. De ki “o eziyettir, artık hayız halinde kadınlara (cinsellik içeren münasebetten) uzak olun. Ve temizleninceye kadar onlara yaklaşmayın. Artık temizlendiklerinde Allah'ın size emrettiği/ konumladığı şekilde onlara gelin. Şüphesiz Allah (çokça) yönelicileri sever. Ve (çokça) temizlenenleri de.
2/223. Kadınlarınız size hars'dır (kültür/ekindir). Artık nasıl diledi iseniz harsınıza (öyle) gelin. Ve nefisleriniz/kendiniz/kişiliğiniz için takdim edin/ sunun ve Allah'a ittika edin ve şüphesiz Ona kavuşacaklarsınız (olacağınızı) bilin. Ve müminleri müjdele.
2/224. Ve berr etmenize (yapılması gereken, sisteme uygun esas davranışta bulunmanıza) ve (O’ndan) sakındırtmanıza ve insanlar arasını düzgünleştiren davranışta bulunmanıza, Allah’ı yeminleriniz-de/ -le, hedef/ engel kılmayın. Ve Allah Semi (işitme sahibi olan), Alim (sürekli ilim sahibi olan).
2/225. Allah yeminlerinizdeki boş söz/ kasıtsız lakırdı -ile sizi muaheze etmez (sorumlu tutmaz). Ve lakin kalplerinizin kesp ettiği/ kazandığı (şeyler) ile muaheze eder. Ve Allah Ğafur (bilmeden işlediğimiz günahları kişiliğimizde ve etrafımızda oluşturduğu oluşumlarla yok hükmüne sokandır) Halim (sürekli olgunluk sahibi, cezalandırmada acele etmeyen).
2/226. Kadınlarından gevşeyenler (soğuyanlar) için dört ay (hamilelik için) gözlem -vardır-. Artık, eğer (soğuyanlar, kadınlarına) eğilim gösterirlerse şüphesiz Allah Ğafur, Rahim.
2/227. Ve eğer talak'a (nikah bozmaya) azmettiler/ kararlılık gösterdiler ise, artık Allah Semi, Alim.
2/228. Ve talaklanmış (nikâh bozulacağı uyarısına uğrayan) kadınlar kendilerini 3 (hayız) kur/ dönem (hamileliklerini) gözlemler. Eğer Allah'a ve ahiret gününe iman etmişlerse Allah'ın rahimlerinde yarattığını gizlemeleri onlara helal olmaz. Ve eğer düzelmeyi isterlerse kadınlarına geri dönmeye kocaları daha haktır/ gerçek. Ve o kadınlara üzerlerinde ki marufta/ (iyi olarak) bilinen (davranışların) benzeri var. Ve adamlar için onlar (kadınlar) üzerinde derece vardır. Ve Allah Aziz, Hakim.
2/229. Talak (nikâh bozma uyarısı) iki keredir (evlilik boyunca sadece iki kere boşanma uyarısı yapılabilir, her biri üçer hayız sürer) artık (iyi olarak) bilinenle tutmak veya güzellikle salmak. Ve size; onlara verdiklerinizden bir şey almanız helal olmaz. Allah’ın sınırlarını ayakta tutamamaktan korkmaları müstesnadır. Artık, eğer (o ikisinin) Allah’ın sınırlarını ayakta tutamamalarından korktuysanız, artık ona (kadının) fidye vermesinde ikisi üzerinde bir sakınca yoktur. İşte Allah’ın hadleri; artık onlarda saldırgan davranmayın. Ve kim Allah’ın hadlerinde saldırgan davranırsa artık işte, onlar zalimlerdir.
2/230. Artık eğer (erkek) onu talak’a uğrattı/ boşadı ise; artık kendisinin dışında bir eş ile nikâhlanıncaya kadar ona helal/ serbest olmaz. Artık, eğer (bu da) onu boşarsa artık Allah’ın hadlerini ikame edeceklerini/ sınırlarını koruyacaklarını zannederlerse (birbirlerine) dönmelerinde bir sakınca yoktur. Ve bu Allah’ın hadleridir/ sınırlarıdır. Bunları bilecek bir kavme (için) açıklıyor.
2/231. Ve kadınları talakladığınız (boşanma uyarısı yaptığınız) zaman artık (belirlenen) sürelerini bitirdiklerinde artık (iyi olarak) bilinen ile tutun veya (iyi olarak) bilinen ile salıverin. Ve haddi aşmak için zarar ile onları tutmayın. Ve kim işte bunu yapar artık kendine zulüm etti. Ve Allah’ın ayetlerini hafife almayın ve Allah’ın üzerinizde nimetini hatırlayın ve üzerinize kendisi ile nasihat ederek El- Kitabtan ve El Hikmetten (her davranışın, konuşmanın ardında Kitabi bilginin olması) indirdiğini de (hatırlayın). Ve Allah’a sakının/ sakındırın. Ve bilin ki şüphesiz Allah her şey ile/de Alim.
2/232. Ve kadınları talakladığınız (boşanma uyarısı yaptığınız) zaman artık (belirlenen) sürelerini bitirdiklerinde, artık (iyi olarak) bilinenle rızalaştıklarında onların kocalarına nikâhlanmalarına engel olmayın. İşte böyle; sizden Allah’a ve ahiret gününe iman eder olmuş kimseye, onunla vaaz/ nasihat edilir. İşte; size daha arındırıcı ve daha temizdir. Ve Allah bilir ve siz bilemezsiniz.
2/233. Ve doğuranlar/ anneler emzirmeyi tamamlamak istemiş kimse için tam iki sene doğurduklarını emzirirler. Ve kendisine doğrulmuş/ baba üzerine (iyi olarak) bilinenle onların rızkı ve onların elbisesi (sorumluluğu vardır). Bir kimse kapasitesinin dışında sorumlu tutulmaz. Doğuran/ anne doğurduğu ile kendisine doğrulmuş -olan-/ baba da doğurttuğu ile zarara uğratılmasın. Ve miras kalan (kimse) üzerine-de işte/ bunun benzeridir. Artık eğer istişare ederek ve ikisi(ana-baba)nin rızasıyla ayırmayı istediler ise; artık ikisinin üzerine bir sakınca yoktur. Ve evladınızı emzirtmeyi istedi iseniz artık verdiğinizi (iyi olarak) bilinenle teslim ettiğiniz zaman üzerinize bir sakınca yoktur. Ve Allah’a sakın-dırt-ın. Ve bilin ki şüphesiz Allah-ın- yaptıklarınızı Basir (en ince detayına kadar anlayıp gören).
2/234. Ve sizden vefat ettirilip, bırakır (oldukları) zevceler/ eşler dört ay ve on (gün) kendilerini gözetlerler/ beklerler. Artık sürelerine ulaştıklarında kendileri (hakkı)nde marufla/ iyi bilineni yapmalarında üzerinize bir sakınca yoktur. Ve Allah yaptıklarınıza Habir (haber sahibi olan)-dır-.
2/235. Ve kadınlara bunu (evlenme hakkındaki isteğinizi) muhatap alaraktan arz etmenizde veya kendinizde gizlemenizde bir sakınca yoktur. Allah sizin şüphesiz onları hatırlayacağınızı bilmektedir. Ve lakin maruf/ iyi bilinene uygun bir söz söylemenin dışında onlarla gizlice vaatleşmeyin. Ve (üzerinize) yazılı süreye ulaşıncaya kadar nikâh akdine azmetmeyin. Ve bilin ki şüphesiz Allah kendinizdekini/ kişiliklerinizdekini bilir. Artık Ondan çekinin. Ve bilin ki şüphesiz Allah Ğafur (bilmeden işlediğimiz günahları kişiliğimizde ve etrafımızda oluşturduğu oluşumlarla yok hükmüne sokandır), Halim (sürekli olgunluk sahibi, cezalandırmada acele etmeyen).
2/236. Eğer kadınları onlara dokunmamışken (temas) veya belirleneni/ takdir- tayin olunanı tayin etmemişken boşamışsanız üzerinize bir sakınca yoktur. Ve onları faydalandırın. Geniş/ zengin olana kendinin takdir ettiği/ ayarladığı dar/ fakir olana kendinin ayarladığı -vardır-. Marufla/ (iyi olarak) bilinenle faydalandırma Muhsinler üzerine haktır.
2/237. Ve onlara kesinlikle bir takdir edileni belirlediniz ve onlara temas etmeden önce onları boşadıysanız, artık takdir ettiğinizin/belirlediğinizin yarısı -vardır-, ancak (kadınların) affı veya nikâh akdi elinde olan (velisi)nin affetmesi başka. Ve affınız takvaca (kendisini Allah’a sakındırtma olarak) daha yakındır. Ve aranızdaki fazileti (gösterilen çabanın üstünde verilen) unutmayın. Şüphesiz Allah işlerlerinize Basir -dir-(en ince, detayına kadar anlayıp gören).
2/238. Koruyucu olun salâvat (desteklemeler) üzerine ve orta (net; düşündüğü ve yaptığını gizleyip saklamadan, fakat patavatsız olmadan ortaya koymak) salât (destekleme) (üzerinde de koruyucu olun). Ve kanitler (bütün hareketlerini ve düşüncesini Allah’a bırakan, itaatin ötesinde boyun eğen) olarak Allah’a kıyam edin/ ayakta durun, tutun.
2/239. Artık endişe etmişseniz, artık ricâl (adam; düzgün, sağlıklı, adım adım olgunlaştırarak) veya rukbân (biniciler/ binekliler, üst üste bindirenler, birleştirenler) -olarak- da (salât edebilirsiniz). Artık emin olduğunuzda (güvenliğe kavuştuğunuzda) artık bilmiyor olduğunuz şeyleri size öğrettiği gibi/ şekilde Allah’ı zikredin.
2/240. Ve sizden vefat ettirilip, bırakır (oldukları) zevceler; zevcelerin/eşlerin çıkarılmadan bir yıla kadar faydalan-dırıl-ması vasiyet-dir-. Artık eğer (zevceler kendileri) çıktılar ise; kendileri (hakkı)nda yaptıkları(işleri)nde artık üzerinize bir sakınca yoktur. Ve Allah Aziz (sürekli izzet, güç sahibi olan), Hakim (sürekli hüküm-hikmet sahibi olan).
2/241. Ve boşanan kadınlara marufla (iyi bilinene uygun) faydalandırma -vardır-. Muttakiler (sakınan- sakındırtanlar) üzerine haktır.
2/242. Allah sizin için ayetlerini böylece beyan eder/ açıklar umulur ki siz akıl edersiniz.
2/243. Görüp algılamadın mı (rüyet): o kimseleri ki binlerce -olarak- ölüm çekincesi ile diyarlarından çıktılar. Artık Allah onlara “ölün” dedi, sonra onları hayatlandırdı. Şüphesiz Allah insanlar üzerine elbette fazl (-eksilttikten sonra- fazlalaştırma) sahibidir. Fakat insanların çoğu şükretmezler.
2/244. Ve Allah yolunda öldürüşün. Ve Allah'ın Semi, Alim olduğunu bilin.
2/245. Kim Allah'a güzel bir karz (kişide yeterli miktarda olandan makaslanarak verilen ödünç/borç/ kredi) karz edecektir/ borçlandırır? Artık ona/onda çokça katlayarak katlar. Ve Allah kabz eder (tutar, daraltır) ve basitler (açar, genişletir). Ve Ona döndürül-ür/ -eceksiniz.
2/246. Musa’nın ardından, İsrail oğullarından mele’(dolgun, maddî, manevi konum itibariyle önde olan)ları rüyet (anlamaya çalışarak bakmak) etmedin mi? Bir zamanlar onlar nebilerine “bize melik/ hükümdar gönder, Allah yolunda öldürüşelim” demişlerdi. (Nebi) dedi ki “umulur ki siz öldürüşme üzerinize yazılır da, ya öldürüşemezseniz”. Dediler: “ve muhakkak diyarlarımızdan/ yurtlarımızdan ve yapıtlarımızdan (bina) çıkartılmışız. Bize Allah yolunda öldürüşmemek olmaz”. Artık ta ki üzerlerine öldürüşme yazıldı. Onlardan azı hariç yüz çevirdi. Ve Allah zalimleri Alim (sürekli bilici) dir.
2/247. Ve nebileri onlara dedi “şüphesiz Allah gerçekten size Talut'u melik hükümdar/ komutan-olarak- uyandırdı. Dediler “nasıl bu mülk, üzerimize onda olabilir ve biz bu mülke ondan daha hakkımız -var-, maldan genişlik verilmediği halde.” (Nebi) dedi “Şüphesiz Allah onu üzerinize seçti ve ilim de ve cisimce de basitçe onu ziyadeleştirdi. Ve Allah mülkünü kim/kime dilerse verir. Ve Allah Vasii (genişlik sahibi olan), Alim (ilim sahibi olan)-dır-.
2/248. Ve nebileri onlara dedi “Onun Mülkünün ayeti size et -Tabut'un size gelmesi ki; onun içinde Rabbinizden size sekinet (sükûnet/ huzur) ve Musa'nın âli (beraberindekilerin/ katılanların) ve Harun'nun âli’nin (beraberindekilerin/ katılanların) terk ettiğinden bakiyye/ kalan (vardır). Onu melekler taşır. Şüphesiz işte bunda size elbette ayet var, eğer müminler idi iseniz “
2/249. Artık Talut ordusu ile (oradan) ayrıldığında dedi “Şüphesiz Allah nehir ile/nehir de sizi deneyicidir. Artık kim ondan içti, artık benden değildir. Ancak kim eli ile bir avuç avuçladı ve kim ondan doymadı artık şüphesiz o bendendir. Artık onlardan azı hariç ondan (nehirden) içtiler. Artık onu (nehri) O ve onunla birlikte olan iman etmişler geçti. Dediler “ bugün Calut ve ordusuna bizde takat yoktur.” Şüphesiz Allah’a kavuşacaklarını zan edenler dedi “nice az topluluklar, Allahın izni ile çok topluluklara galip gelmiştir”. Ve Allah sabredenlerle birliktedir.
2/250. Ve ta ki Calut ve ordusuna bariz olduklarında dediler; Rabbimiz üzerimize sabır boşalt ve ayaklarımızı sabitle ve (bu) kâfir kavim üzerine bize yardım et.
2/251. Artık ta ki Allah’ın izniyle onları hezimete uğrattılar. Ve Davud Calut’u öldürdü ve Allah ona mülkü/ hükümdar- komutanlık ve hikmet’i (her davranışın ve konuşmanın ardında Kitabi bilginin olması) verdi ve ona dilediği(şeyler)nden öğretti. Ve eğer Allah’ın insanların bazısını bazısıyla defetmesi olmasaydı yeryüzü/ arz fesada uğrardı. Ve lakin Allah âlemler/ tüm yaratılmışlar üzerine fazl (gösterilen çabanın üzerinde verilen) sahibidir.
2/252. İşte Allah’ın ayetleri. Onları üzerine bu gerçek (hak) ile okuyoruz. Ve şüphesiz sen elbette Mürselîn/ gönderilenlerdensin.
2/253. İşte resuller. Onlardan bazısını bazısı üzerine (gösterilen çabanın) üstünde verdik. Onlardan kimine Allah konuştu ve onlardan bazılarını derecelere yükseltti (herkesin anlayıp göreceği şekilde üst olan bir konuma getirdi). Ve Meryem oğlu İsa’ya apaçık deliller verdik ve Kutsal Ruh ile Onu teyit (kişilik oluşturmadı ve söylediği sözleri “Kutsal Ruh” söyletti) ettik. Ve Allah dileseydi, bunların ardından; (yani) onlara apaçık deliller geldikten sonra (İsa'yı) öldürmezdi. Ve lakin ihtilaf ettiler/ anlaşmazlığa düştüler, artık onlardan kimi iman etti, onlardan kimi de küfretti/ örttü, görmezlikten geldi. Ve Allah dileseydi (birbirlerini/ başkalarını) öldür-t-mezlerdi. Fakat Allah ne isterse/ irade ederse yapar.
2/254. Ey iman etmiş olanlar; içinde/ kendisinde alışverişin ve dostluğun/ yakınlığın ve şefaatin/ yardımın olmadığı gün gelmesinin öncesinden sizi rızıklandırdıklarımızdan infak edin/ sızdırarak dağıtın. Ve kâfirler/ örtenler; onlar zalimlerdir.
2/255. Allah. İlah yok, ancak O. O Hayy (hayatın kaynağı ve kendisi) Kayyum (bütün mevcudatın kendisi ile ayakta olduğu)-dur-. Onu uyuklama/ dalgınlık ve de uyku tut-a-maz. Göklerde ne ve yerde ne (varsa) O’nundur. Onun izni olmadan yanında kim şefaat edebilir? Onlara açılanı ve arkalarındaki de (geçmişte neleri yaşadıklarını da) bilir. Dilediğinden başka Onun ilminden bir şey ihata edemezler. Onun kürsisi/ egemenliği gökleri ve yeri kaplamıştır/ geniş olmuş, nüfuz etmiştir. Ve ikisinin muhafazası Ona ağır gelmez. Ve O Aliyy (yüce) Azim (sürekli azamet, büyük-lük sahibi olan).
2/256. Dinde ikrâh (diğer yolları kötü göstererek istenilen yere kanalize etmeye çalışma/ kerihleme) yoktur. Elbette er-Rüşt (olduğun durumdan daha doğruya isabetli çıkartan teslimiyet yolu), el-ğay (herhangi bir konuya yoğunlaşmak)tan beyanlanmıştır (ayrılarak açıklanmıştır). Artık kim tağuta (Allah’ın dini ve rüşt sisteminden saptıran, yoğunlaşılarak yakınlaşılan, bağlanılan, haddi aştıran, ayağını kaydıran, Allah yerine merkeze konulan her şey. Düzenler, kanunlar, bağlanılanlar, haddi aş-tır-anlar, azgınlaştıranlar v.b.) küfrederse/ (Allah’ın dışındaki saptırıcı öğelerden, hatta sana dini diye gösterilen kitab vb. materyallerden gelen bilgi, sunum vb.lerini) örterse ve (bu küfürden, “la ilâhe” den sonra) Allah’a iman ederse (illallah’ı uygularsa) artık elbette kendisinde kopma olmayacak, sağlam bir kulpa/ tutamak’a tutunmuştur. Ve Allah Semi (işitici) Alim (bilici).
2/257. Allah, iman etmişlere velidir ki Onları zulümat/ karanlıklardan, nura (her şeyi ortaya çıkaran sürekli aydınlığa) çıkarır. Ve küfr etmişler; onların evliyası tağuttur. Onları nur’dan zulümata çıkarırlar. İşte; ateş ashabı (arkadaşları, halkıdırlar). Onlar orada kalıcıdırlar.
2/258. Allah’ın kendisine mülk (sahiplik alanı) verdi diye Rabbi hakkında İbrahim ile tartışanı/ delilleşeni görmedin mi? İbrahim “Rabbim ki hayatlandırır ve öldürür” dediğinde “ben de hayatlandırırım ve öldürürüm” dedi. İbrahim dedi artık “şüphesiz Allah güneşi doğudan getirir, artık sen de onu batıdan getir”. Küfretmiş olan şaşırıp kaldı. Ve Allah zalimler kavmini hidayete erdirmez.
2/259. Veya kurulu düzenleri üzerine çökük bir yaşam alanı üzerine uğramış kimse gibi. Dedi “Allah onun ölümünden sonra nasıl hayatlandırır? Artık Allah onu 100 sene öldürdü. Sonra onu uyandırdı. Dedi “ne kadar kaldın?” Dedi “bir gün veya günün bir kısmı kadar”. Dedi “aksine 100 sene kaldın, artık yiyeceğine ve içeceğine bak, sünnetlenmemiş/ değişime uğramamış ve eşeğine bak ve seni insanlara ayet yapmamız için ve kemiklere bak, onu nasıl kal-kın-dırırız sonra onu (nasıl) etle giydiririz. Artık ona ta ki beyanlandı/ açıklandı dedi “biliyorum şüphesiz Allah’ın her şey üzerine Kadir/ ayarlayıcı olduğunu.
2/260. Ve bir vakit İbrahim dedi “Rabbim, bana rüyet ettir (anlayarak bakmak) ölmüşü nasıl hayatlandırırsın.” Dedi “İman etmedin mi?” Dedi “Aksine ve fakat kalbim mutmain olsun (bunu bilme isteğim tatmin olsun/yatışsın)” Dedi “Artık konanlardan (kuş vs.) 4’ünü al, artık onları (yüzüne/kendine) alıştır, sonra onlardan (her bir) cüz’ü/ parçayı her dağ üzerine yap. Sonra onları çağır, hızla sana gelirler. Ve bil, Allah Aziz, Hakim olduğunu.
2/261. Mallarını Allah yolunda infak eden/ harcayan kimselerin misali/ durumu; her sümbülde 100 habbe/tohum olan 7 sümbül/başak ile nebatlanmış bir tohumun durumu gibidir. Ve Allah kim/kime isterse katlayarak katlar. Ve Allah Vasi (genişletici olan), Alim (ilim sahibi olan).
2/262. Mallarını Allah yolunda infak eden/ harcayan o kimseler; infak ettikleri o şeylerde minnete tabi olmayanlar ve eziyet de etmeyenler, onlara ücretleri Rablerin yanındadır ve üzerlerine havf/ korku da yoktur. Ve onlar hüzünlenir de değillerdir.
2/263. Maruf (iyi bilinen) söz ve bağışlama, eziyete tabi olunacak sadakadan iyidir. Ve Allah Gani, Halim (sürekli olgunluk sahibi, cezalandırmada acele etmeyen).
2/264. Ey iman etmişler; Allah’a ve ahiret gününe iman etmeyen ve insanlara malını riya ederek/ göstererek infak eder kimse gibi sadakalarınızı el -menn (böyle minnetlendirerek) ve el -eza (böyle eziyet ederek) batıllandırmayın (boşa çıkartmayın). Artık onun durumu üzerinde toprak olan kayanın durumu gibidir. Artık ona vabil (sağanak) isabet etti, artık onu salt (yalın) bıraktı. Kazandıklarından (her hangi bir) şey üzerine kudretlenemezler. Ve Allah kâfirler kavmini hidayetlemez.
2/265. Ve Allah’ın rıza (yer ve zaman) larını arzulayarak ve kendiliğinden sabit olarak, mallarını infak edenlerin durumu, kabarık/ yüksek bir yerdeki cennet/ bahçe durumu gibidir ki; artık ona (bolca) sağanak yağmur isabet etmiş yemişini iki kat vermiştir. Artık ona (bolca) sağanak yağmur isabet etmedi ise de bir çisenti (or: tal) -yeter/alır-. Ve Allah işler (olduk)lerinizi basiret eden/ görücüdür.
2/266. Sizden biri gönülden ister mi ki, idarelerini üstlendikleri yerden nehirler akan, (birbirlerine geçişleri olan) yemişli ağaçlardan ve üzüm bağlarından ona ait bir bahçe olsun ve içinde ona ait her üründen -olsun- ve ona yaşlılık isabet etsin ve zayıflar -olan- bir zürriyeti/ ondan olan zerreleri olsun. Artık (böyle bir durumda) ona içinde ateş olan bora/kasırga isabet etsin artık (bunun üzerine) yanıversin. Böylece Allah size ayetlerini açıklar umulur ki siz tefekkür eder/ fikirleşirsiniz.
2/267. Ey iman etmişler; kazandıklarınızın temiz olanlarından ve el -arzdan/ yeryüzünden size çıkarttıklarımızdan harcayın ve ondan (kazandıklarınızdan) harcayacaklarınıza/ infak edeceklerinize pisleteni bulaştırmayın. Ve kendisinde göz yummadan onu (pis olanı) alıcılar da değildiniz. Ve Allah’ın Ğani (ihtiyacı olmayan), Hamid (değer/değerlendirme sahibi olan) olduğunu bilin.
2/268. Şeytan size el- Fakr’ı (ihtiyaç halinde olmak) vaat eder. Ve size el –Fahşayı (kötülüklerin görünürde olma hali) emreder. Ve Allah size kendisinden bağışlanma ve fazl’ı (gösterilen çabanın üstünde verilen) vaat eder. Ve Allah Vasi, Alim.
2/269. Hikmeti (her davranışın ve konuşmanın ardında Kitabi bilginin olması) kime/kim dilerse verir ve kime hikmet verilirse artık gerçekten çokça iyilik verilmiştir. Öncelikli anlayış sahiplerinden başkası tezekkür etmez/ hatırlatmayı almaz.
2/270. Ve nafakadan neyi infak ettiyseniz veya adaktan neyi adadıysanız artık şüphesiz Allah onu bilir. Ve (bu) zalimler için, yardımcılardan da olmaz.
2/271. Eğer sadakaları açıktan yaparsanız artık o ne güzel ve eğer onları gizlerseniz ve onları el -fukaraya verirseniz artık o size (daha) iyidir ve sizden, kötülüklerinizden örttürür. Ve Allah yaptıklarınızla/ yaptıklarınızı haber sahibi olandır.
2/272. Senin üzerine onların yola iletmesi (yola iletmek) değildir. Ve fakat Allah kim/kimi dilerse hidayetler/ yola iletir. Ve iyilikten ne infak ederseniz artık kendiniz içindir. Ve Allah’ın Vechini/ bakış açısını aramak dışında infak edemezsiniz ve iyilikten ne infak ederseniz size tamamlanır ve siz zulüm olunmazsınız.
2/273. Fakirler (sürekli ihtiyaç halinde olanlar) için! Allah yolunda (kişiliklerini, işlerini kuşatma altına almışlardır) (kendilerini) mahsur bırakmışlardır, yeryüzünde dolaşmaya güç yettiremezler. Cahiller (onların bu durumlarını kavrayamayanlar); iffetli olmalarından (dolayı) onları hiçbir şeye ihtiyacı olmayan sanır. Onların tarifi/ tanınması onların simalarıyladır. İnsanlara zorlayarak/ yüzsüzlük ederek sormazlar/ istemezler. Ve iyiden neyi harcarsanız şüphesiz Allah onu bilendir.
2/274. Mallarını gece ve gündüzde sırlı ve açık olarak infak edenler; artık onlara ücretleri Rablerinin yanındadır ve üzerlerine korku yoktur ve onlar hüzünlenir de değillerdir.
2/275. Riba (köpük, kabartı, faiz) yiyenler; (sanki) şeytanın temasından habeta olanın (işlevsiz duruma düşenin, hasta olanın) kalkması gibi (kalkarlar) başka (türlü) kalkamazlar. İşte şüphesiz onların “Şüphesiz bu alışveriş; riba benzeri gibidir” demelerindendir. Ve Allah alışverişi helal yaptı ve ribayı haram yaptı. Artık kim kendisine Rabbinden bir vaaz/ nasihat gelir de artık kendisine (iyilik için) vazgeçer; artık geçmiş -olan- onundur. Ve Onun işi Allah’adır. Ve kim döndü, artık işte ateş arkadaşlarıdır. Onlar orada kalıcılardır.
2/276. Allah ribayı mahveder ve sadakaları kabartır (riba). Ve Allah (sürekli) günah işleyen/ günah sahibi olan kâfirleri sevmez.
2/277. Şüphesiz iman etmişler ve salihat/ düzeltici işler işlemişler ve salâtı ikame etmişler/ desteği ayakta tutmuşlar ve zekâtı vermişler; onlara ücretleri Rablerinin yanındadır ve üzerlerinde korku/ endişe yoktur ve onlar hüzünlenir de olmazlar.
2/278. Ey iman etmişler; Allah’a ittika edin/ (ondan) sakın-dırt-ın ve ribadan kalanı bırakın eğer müminler idiyseniz.
2/279. Artık, eğer yapmadıysanız, artık Allahtan ve Resulünden harb’e (öldürüşmenin de ötesinde karşı sistemi yıkıcı savaş) çağrıldınız. Ve eğer yöneldiyseniz artık size mallarınızın başı/ sermayesi vardır. Zulüm etmezsiniz ve zulme uğramazsınız.
2/280. Ve eğer zorlukta ise, artık (riba altındakine) kolay gelene bak. Ve eğer bilirler idiyseniz tasadduk etmeniz size daha iyidir.
2/281. Ve kendisinde Allah’a döndürüleceğiniz bir günden sakının, sonra herkese kazandığı tamamlanır. Ve onlar zulme uğramazlar.
2/282. Ey iman etmişler; isimlendirilen belirlenen bir vakte kadar alacaklandıysanız artık onu yazın. Ve aranızda bir kâtip adaletle yazsın. Ve kâtip, Allah’ın ona öğrettiği gibi yazmaktan kaçınmasın, Artık yazsın ve üzerinde hak olan kimse (borçlu) topluca yazdırsın ve Rabbine sakın-dırt-sın ve ondan bir şeyi eksiltmesin. Artık üzerinde hak olan kimse (borçlu); sefih (ahmak/ avam) veya zayıf (çocuk, ihtiyar vb.) veya topluca yaz-dır-maya güç yetiremiyorsa onun velisi o adaletle topluca yazdırsın. Ve rical /düzgün, sağlıklı adam iki şahidi şahit tutsun. Artık iki erkek bulunamadıysa artık bir erkek ve iki kadın razı olunacağınız şahitlerden ki o ikisinden biri saparsa artık ikisinden biri diğerine hatırlatsın. Ve şahitler -de- çağrıldıklarında kaçınmasın -lar-. Küçük veya büyük; onu vadesine -kadar- yazmaktan üşenmeyin. İşte size; Allah yanında (daha) adaletli ve şahadet için (daha) ayakta tutucu/ doğru ve şüphelenmenizi (en) azaltıcı olandır. Ancak aranızda hazır olarak yapacağınız peşin bir ticaret müstesna; artık onu yazmamanızda size bir sakınca yoktur. Ve alışveriş yaptığınızda da şahit olun ve kâtibe ve ne de şahide zarar verilmesin. Ve eğer bunu yaparsanız (zarar vermeyi) artık şüphesiz o sizde fasıklıktır/ ayırmacılıktır. Ve Allah’a sakın-dırt-ın size Allah öğretiyor. Ve Allah her şey üzerin-e/-de Alim (sürekli bilen/ ilim sahibi olan) -dir-.
2/283. Ve eğer yolculuk üzerinde idiyseniz, bir kâtip de bulamadınızsa artık alınmış rehinler (vardır). Artık sizin bazınız bazısına iman etti/ kesin inandıysa; kendisine inanılan emanetini ödesin. Ve Rabbi’ne Allah’a sakınsın. Ve şahitliği gizlemeyin. Ve kim ki onu gizler; artık şüphesiz o; onun kalbi günaha giren (olmuş)dur. Ve Allah yapar (olduk)larınızı Alimdir.
2/284. Göklerdekiler ve yerdekiler Allah’adır. Ve eğer nefislerinizdekiler/ kişiliklerinizde olanı ortaya çıkartsanız veya onu gizleseniz Allah sizi onunla muhasebe eder/ hesaba tutar. Artık kime dilerse bağışlar ve kim/kimi diler azap eder. Ve Allah her şey üzerine Kadir/ ayarlayıcı-dır-.
2/285. Er- Resul kendisine Rabbinden indirilmiş olana iman etti ve müminler de. Hepsi Allah’a ve meleklerine ve kitablarına ve Resullerine iman etti. Resullerinden birisine açılanda fark görmeyiz ve dediler “İşittik ve itaat ettik, Rabbimiz senin gufranın ve dönüş sanadır.”
2/286. Allah bir nefsi/kişiliği vüsatinin (kişinin kendi için istediği, genişlettiği alan) dışında mükellef (sorumlu) tutmaz. Ona kazandığı ve onun üzerine (kötü kazanç)/ kazandırdığı (vardır). “Rabbimiz eğer unutursak veya hata edersek bizi muaheze (hemen o hata ile sorumlu tutma) etme ve üzerimize öncemizdekilerin üzerine yüklediğin gibi ısr (o hata karşısında hatayı gösterici ve giderici ceza, hatanın ve cezanın hemen gösterilmesinden dolayı bu kelime kullanılıyor) yükleme. Rabbimiz kendisinde takatimizin (güç getirilebilinenin) yetmeyeceklerini de yüklendirme. Ve bizden affet ve mağfiret et ve bize rahmet et, Sen mevlamızsın (velayet sahibimizsin), artık kâfirler kavmi üzerinde bize yardım et.”
== Dış bağlantılar ==
* [http://bakarasuresi.net Bakara Suresi]
{{Sureler}}
[[ar:القرآن الكريم/سورة البقرة]]
[[az:Bəqərə surəsi]]
[[en:The Holy Qur'an/Al-Baqara]]
[[id:Al-Qur'an/Al-Baqarah]]
[[pl:Koran/Krowa]]All content in the above text box is licensed under the Creative Commons Attribution-ShareAlike license Version 4 and was originally sourced from https://tr.wikisource.org/w/index.php?oldid=60996.
![]() ![]() This site is not affiliated with or endorsed in any way by the Wikimedia Foundation or any of its affiliates. In fact, we fucking despise them.
|