Difference between revisions 48615 and 48616 on trwikisource

{{düzenle}}{{eser1
| önceki      = 
| sonraki     = [[../Bölüm 2|Bölüm 2]] 
| başlık      = [[../]]
| bölüm       = Bölüm 1
| eser sahibi = Barbaros Hayreddin Paşa
| notlar      = [[Barbaros Hayreddin Paşa]] söylemiş Seyyid Muradî Reis  yazmıştır
}}
== '''Oruç ve Hızır Reisler Akdeniz'de''' ==

Bismillahirrahmanirrahim,

Sonsuz hamd ve şükür, varlıkları yaratan ve besleyen Cenab-ı Hakk'a olsun. Bizi yokluktan varlık alemine çıkardı, iman elbisesi giydirdi. Biz kullarına dünya nimetleri ve safalar verdi.

Ve dahi salat ü selam kainatın serveri ve mevcudatın iftiharı, dünya ve ahiretin sultanı Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve selleme, ve dahi arkadaşları ve evladı üzerine olsun,

Ve dahi ol dört seçkin kul üzerine olsun ki, biri Ebubekr  Sıddıyk, ikincisi Ömer Faruk, üçüncüsü Osman Zinnüreyn, dördüncüsü Ali Murtaza'dır. Rıdvanullahi Teala Aleyhim Ecmain.

==''' Sultan Süleyman'ın Fermanı''' ==

Ve bundan sonra, sultan-ül a'zam ve melik-ül muazzam, ümmetlerin metbuu, Arab, Acem ve Rum reislerinin efendisi, emniyet ve selametin yayıcısı, adalet ve ihsanın koruyucusu Osman Han'ın oğlu Orhan Han'ın oğlu Murad Han'ın oğlu Mehmet Han'ın oğlu Bayezid Han'ın oğlu Selim Han'ın oğlu, es sultan ibn-is Sultan Süleyman Han hazretleri -Allah onun mülkünü zamanın ve devranın nihayetine kadar devamlı kılsın, amin ya Rabbel alemin- bir gün ferman buyurdular ki:

{{Söz|Sen karındaşın nasıl ortaya çıkıp, cihad meydanına atıldınız? Bunun sebebi ne idi? Kimlerdensiniz?  Kul taifesinden mi, sairlerden mi? Bu zamana gelinceye kadar ufak büyük, karada ve denizde, ne şekil gazalar oldu ise, baştan sona kadar, ne eksik ne fazla, gerek nazım gerekse nesirle, yazıp bir kitap düzüp buraya gönderin ki, eskiden yazılmış tarihlerin yanında, Hazine-i Amire'mde bulunsun!"}}

== '''Seyyid Muradi''' ==

Bu yüce fermana can baş üstüne deyip, Seyyid Muradi'yi çağırttım. Seyyid Muradi, emrimdeki reislerden Durak Reis'in baştardasında gazalara 
iştirak eden bir deniz yiğidi idi. Gazalarımızı nazımla destan edip söylerdi. Yazdıkları hoş şeyler olup gaziler ezber eder, okurlardı.
Muradi'ye dedim ki.
:&mdash;  Baka Muradi! Bizler için artık dünyada işitilmedik nesne kalmamıştır. Hemen arzumuz, bu fani alemde bir eser bırakıp ahfadımızın hayır duasına vesile kılmaktır. Nitekim denilmiş ki:<br>Er odur ki dünyada koya bir eser,<br>Esersiz kişinin yerinde yeller eser.<br>Benim dediklerimi nesirle ve nazımla yaz. Bu dünyada gazalarımızdan sonra bir de kitap koyup gidelim.

Muradi benden dinlediklerini, kendi gördüklerini ve öteki reislerden duyduklarını kaleme aldı. Böylece bu eser meydana geldi.

Hemen vasiyetim, iş bu kitabı okuyan din kardaşlarımın beni, yoldaşlarımı ve bütün mücahidleri hayır dua ile yad kılmalarıdır, vesselam.

== '''Midilli'de İlk Müslümanlar''' ==

Sultan Mehmed Han -Allah kabrini nurlandırsın- zamanında Midilli feth olunup kafirlerin elinden alındı. Sultanın emri ile kul taifesinden bazı kimseler, kaleyi beklemek üzere tayin olunup yazıldılar.

Bu erlerin kalede kalmaları kararlaşınca, bunlar, şevketlü padişah hazretlerine arzıhalde bulunup, şöyle dediler:

:&mdash; Bizim burada kalmamızı ferman buyurdunuz. Emriniz can baş üstüne! Gerektir ki bizim ihtiyaçlarımızı da gideresiniz. Zira bizler burada bir alay bekar adamlarız. Bu yer ise bir adadır. Bu taraflarda Müslümanlık yer de yoktur ki onlarla tanışıp, kendi başımıza bir çare bulalım. Elhasıl bizim burada böyle kalmamız çok zordur. Biz buna razı olmayız. Bize bir çare buluverin.

Sultan Mehmed hazretleri bunların arzıhallerini işitip hak verdi.

:&mdash; Kul taifesinin sözleri makuldür. Bunların evlenmelerine bir vesile gerektir.

Deyip, şu vech ile bir emr-i şerif gönderdi:

:&mdash;  Ol hisarda muhafız kalan kullarım, oradaki kafirlerin kızlarından hangi güzel kızı beğenirlerse usulünce nikah edip alsınlar. Eğer iyilik ile vermezlerse cebren alsınlar. Amma şeriate muhalif almasınlar. Nikah ile alıp evlensinler. Böylece oradaki kafirlerle de aralarında ünsiyet peyda olup, kaleyi muhafaza etmekte kolaylık ola, ve kaleyi iyi hıfz edeler.

Bu emr-i şerifi alan gaziler memnun ve razı oldular. Gereğince de amel eylediler.

=='''Babamız Yakup Ağa''' ==

Kale muhafızlarının içinde, Selanik yakınlarındaki Vardar Yenicesi'nden,

  Yakup ağa da vardı. Yiğit, dilaver bir er idi. Bir sipahinin oğluydu. Bahadırlığıyla

  akranı gençler arasında mümtaz idi. Kafirden ilk kızı alan bu Yakup Ağa oldu.

  Yakup Ağa kafir kızlarından güzellikte emsalsiz bir dilberi beğenip,   
  
nikah edip helallığa aldı. Zevcesi ile bir nice zaman dirlik içinde yaşadı. 

Dört oğulları
oldu. Adlarını İshak, Oruç, Hızır ve İlyas koydu.


İşte bu Yakup Ağa benim babam olup oğullarının üçüncüsü idim.

  Ağam ishak hepimizin ulusu idi. Midilli'ye yerleşmiş orada çalışır,  
 
kazanırdı,
Ağam Oruç, reisliğe heves ettiğinden bir gemi yaptırıp deryada ticarete    
   
başladı.  Benim de hevesim reisliğe olduğundan, onsekiz oturak bir tekne de 

ben yaptırıp ticarete başladım.

=='''Oruç Reis'in Rodos Şövalyelerine esir düşmesi''' ==

Kimseye muhtaç değildik. Kendi işimizi işleyip rahat yaşıyorduk. Ben, daha çok 
Selanik ve Eğriboğaz'a sefer ederdim. O taraflara sefer etmek hoşuma giderdi.
Amma Oruç Reis, küçük karındaşımız İlyas'ı da yanına alıp Şam Trablusu'na
doğru sefer etmek istedi.
Kaza kader bu ya, yolda giderlerken ansızın Rodos gemilerine rast geldiler.
Ulu cenk eylediler. Karındaşımız İlyas şehit düşüp ecel şerbetini içti. Meskeni
cennet-i a'la oldu. Rahmetullahi aleyh.
Elhasıl kafir gemileri yayılıp, Midilli'ye de ulaştı.
Haberi alınca gerek ağam Oruç'un esareti, gerek İlyas karındaşcığımın şehadeti
beni ağlatıp perişan etti. 
Sonunda "Allah'tan gelene hoş geldin, denir. Hüküm tek ve kahhar olan Allah'ındır."
deyip
"Olacak olsa gerek çar ü na-çar,
"Gerek kalbin gen tut gerek dar."
Sözüne uyarak işe çare düşünmeye başladım.
Midilli'de tanıdığım bir kafir bezirgan vardı. Daima Rodos'a varıp gelip ticaret
ederdi. Adı kirigo idi.
Bu kafire ağamın halini anlattım.
"İşte yarenlik dostluk bu günde belli olur."
Dedim.
Kirigo'yu gemime alıp, Bodrum'a getirdim. Ben Bodrum'da kaldım. Onu, eline Oruç 
Reis'i kurtarması için onsekiz bin akçe verip Rodos'a gönderdim.
"Var şimdi sen Rodos'a git. Ben burada durayım. Bak gör, karındaşım Oruç Reis ne 
alemdedir. Ona göre bana bir haber getir. Tedbirli davran, kendisi ile görüş."
Diye tembih ettim.
"Baş üstüne!"
Dedi.
Bir kefere teknesine binip Rodos'a gitti.

=='''Kirigo'nun Oruç Reis'le görüşmesi''' ==

Kirigo ne yapıp edip, ağamla görüşmüş.
Gizlice:
"Karındaşın Hızır, sana çok selam ve dualar eder. Senin haline çok    üzülüp
perişan olmaktadır. Hasretinin elemiyle gece gündüz, Hazreti Yakup gibi Yaşlar 
dökmektedir. Beni sana gönderdi. Seni kurtarmak için çareler aramamı söyledi:Mal ile
mi hile ile mi, her nasıl ise, karındaşımı kurtar, diye bana minnettar eyledi, şimdi 
benden hayırlı bir haber bekliyor."
Diye, bir bir anlatmış.
Oruç Reis, bu sözleri duyunca çok sevinip ağlamış:
Berhudar olsun. Bugünkü günde karındaşlığını gösterdi."
Diye dualar etmiş.
Sonra:
"Sen şimdi git, işine bak. Konuştuklarımızı sırtındaki gömleğin bile duymasın. 
Kendi halinde ol. Ben bir şekil düşüneceğim. Bakalım ayine-i devran ne suret gösterir.
Amma, arada bir yine gizlice birbirimizle görüşelim."
Demiş.
Bunun üzerine ayrılmışlar. Kirigo, Oruç Reis'in dediğine göre hareket edip, fırsat 
buldukça ağamla görüşür, harçlık yiyecek gibi şeyler de verirmiş. Ne yapacaklarını 
konuşurlarmış.

== '''Oruç Reis'in dostuna: "Beni satın al" demesi''' ==

Oruç Reis'in Rodos'ta, Santurluoğlu adında bir kafir tanıdığı vardı. Rodos'ta adı 
sanı maruf bir adamdı. Daima Oruç Reis'i gözetir, hatırını alırdı.
Kirigo geldikten bir zaman sonra bir gün, Oruç Reis, Santurluoğlu'na şöyle dedi:
"Ey santurluoğlu sana bir sözüm var. Eğer istersen söyleyeyim."
"Elbette, benden hiç çekinmeden, kalbinde ne varsa söyle."
"Biz seninle dostuz, beni satın al. Sana hizmet edeyim."
"Pek güzel eğer satarlarsa, canıma minnet alayım. Ancak bunu belli etmeyelim.
Senin sahibin olan kaptan ve diğerleri filan yerde filan dükkanda oturup cemiyet 
ederler. Sen onları gözle. Filan gün gelip de o dükkanda toplandıklarında sen oradan 
geç. Amma sakın iki tarafına bakınma. Hemen yoluna gider gibi geç git. O zaman ben seni    
görür, almak isterim. Eğer benim elimden yiyecek nasibin varsa olur biter. Amma bu sır
aramızda kalsın isterim.
"Oruç Reis bu sözü Santurluoğlu'ndan işitince, esirlik hali değil mi, güya azat 
olmuş kadar ferahlamış.
Günlerden bir gün kaptanlar ve büyük kafirler, o dükkana oturup cemiyet 
eylediklerinde, Oruç Reis de bunları gözetip hemen o dükkanın önünden sür'atle güya  
bir hizmete gidercesine geçip yürümüş.
Santurluoğlu, Oruç Reis'in geçtiğini görünce:
"Acaba şu geçip giden esir kimindir? Barekallah her zaman görürüm. Buradan geçer,
hizmetine hemen ateş gibi gider. Eğer şu esiri sahibi sataydı, alırdım."
Diye sahteden ortaya bir söz atmış.
Cemiyette bulunan sahibi:
"Benimdir. Eğer istersen vereyim."
"Söyle ne istersin?"
"Bin altın isterim!"
Dükkanda bulunan kaptanlar da aracılık edip, sekiz yüz altına Oruç Reis'i satın  
alır olmuş.

=='''Kirigo'nun hiyaneti, Oruç Reis'in zindana atılması''' ==

O zaman Rodos'ta bir adet vardı. Vilayete iki zabit hükmederdi. Biri derya işlerine, biri vilayet işlerine bakardı.
        
Amma gör hikmeti sen ki, esirin işi güç olur, bu sırada vilayete bakan kafir mürd
   
olduğundan, deryaya bakan kafir onun yerine Komandor olmuştu.
        
Yeni oturan bu Komandor, Oruç Reis'i satılmasını istemedi:
        
"On bin altın vermeye kadir olan kaptanı sekiz yüz altına vermeklik büyük 
  
aptallıktır. Satana haksızlık olur, buna rızam yoktur."
        
Dedi.
Santurluoğlu'una akçasını çevirip, Oruç Reis'i tekrar esir eylediler.
Oruç Reis'i tekrar esir etmelerinin sebebi, benim Rodos'a gönderdiğim, ol kâfir-i billah, mel'un Kirigo imiş. Yeni oturan kumandana bizi çaşıtlamış.
Hem benim, karındaşımı kurtarsın diye verdiğim onsekiz bin akçe yanına kalmış, hem de çaşıtlığının mukabelesinde, kumandan ona büyük mansıp(mevki)vermiş.
Bakındı! Kirigo kâfiri kadar islama hayın bir kimse var mıdır? Sana dostluk yüzü göstermesi, hemen fırsatı buluncaya kadardır.
Bundan sonra Oruç Reis'in hali pek fenalaştı. Mel'un bir kafir olan yeni Komandor,
Oruç Reis'i yer altına zindana attırıp şiddetle eziyet edilmesini emretti. Eline ayağına boğazına ağır demir zincirler vurup belaya giriftar ettiler. Ölmeyecek kadar ekmek verdiler.

=='''Oruç Reis'in Komandor'la konuşması'''  ==
 

Müdr olan eski Komandorun zamanında Oruç Reis'in vakti iyi geçermiş. Yalnız ayağında hafif bir demir bilezik varmış. Çokluk iş bile yaptırmazlarmış. Karındaşım dertli Oruç, artık yer altında kendi haline yakınıp:
"Yarab, bu hal nedir? Bana bu azap nerden geldi?"
Diye ağlardı.
Elden ne gelir. "İnnallahe maasabirin" deyip Allah'ın kaza ve kaderine razı olup durdu.
Günlerden bir gün, kendisini bekleyen gardiyana:
"Gel beni bugün buradan çıkar, Komandor'a götür: Onunla konuşacak sözüm var."
Dedi.
Gardiyan:
"İzinsiz çıkarmaya kadir değilim. Haber verelim. Eğer çıkar derlerse, o zaman götürürüm."
Cevabını verdi.
Şimdi hakim ola Komandor'a haber verildi. Getirilmesine izin verince, Oruç Reis'i yer altından çıkarıp onun katına götürdüler.

=='''Oruç Reis'in Komandor'la alay etmesi''' ==

   ? Komandor, Oruç Reis'i görünce gazaplı bir suratla:
        "Niye geldin!"
        Dedi.  
        Oruç Reis.
        "Ey sinyor! Bana bu kadar eziyet eylemekten maksadın nedir? Esirlik yolu bu yol 
   mudur?"
        Deyince, kafir:
        "Ey Türk! Sana edeceğim azabın daha binde biri icra edilmemiştir. Sen sekiz yüz 
   altına paha biçip de gideceğini mi sandın? Bak ben adama ne iş keserim! Karındaşın 
   Hızır Reis'in dünya kadar mal ile Bodrum'da senin için göz kulak olup -Acaba 
   karındaşımı şunların elinden nasıl halas edebilirim- diye bu hileyi hazırladığından
   haberimiz yok mu zannedersin? Yoksa sen bizi uyur mu sandın?"
        Dedi.
        Oruç Reis de o zaman Kirigo kafirin alçaklığına uğradığını anladı.
        Hepsini inkar edip:
        "Haşa! Benim bunlardan haberim yoktur. Bunları benim hakkımda kim söylemişse
   yalan söylemiş. Bu garip halimde bana hadden aşırı iftira etmişler. Ben o dinsiz 
   münafıkı cümle kainatı yoktan var eden Allahu azimüşsana havale kıldım."
        Dedikten sonra:
        "Amma muradın, beni hakikaten satmak ise, beni yine kendime sat."
        Diye ilave etti.
        Bunu duyan komandor biraz yumuşayıp sordu:
        "Söyle bakalım ne verirsin?"
        Oruç Reis:
        "Sana bütün Rumeli'ni arpalık ve Anadolu'yu cep harçlığı verdikten sonra nakit 
   olmak üzere de yüz bin altın vereyim."
        Dedi.
        O zaman Komandor pür-ateş olup:
        "Bre diyavolo! Bu ne biçim bir sözdür? Yoksa sen beni maskaralığa mı almak 
   istersin!"
        Diye hiddetle geldi.
        Oruç:
     "Sinyor, sakın benim sözüme darılma, zira darb-ı meseldir. Böyle eyyam-ı gamın, 
   böyle olur nevruzu, derler. Sen bana: karındaşın teknesini mal ile doldurmuş, seni bir
   fırsatta elimizden halas etmek için Bodrum'da bekler imiş, dedin. O sözün cevabı budur.
   Evvela bu kadar çok malın sahibi olan kişinin deryada işi ne? beni teknemle başımla
   aldınız. Sonra dönüp: Bize on bin altın ver, diye eziyet eylemek Allah'ın emri değildir.
   Makul olanı sen bilirsin."
        Cevabını verdi.
        Ebedi mel'un ve sermedi hınzır, Oruç Reis'ten bu nükteli cevabı işitince hınzır 
   gibi homurdanıp kakıdı, yıldırım gibi şakıdı. Gazaba gelip Oruç Reis'i yer altına 
   yolladı.Eskisinden daha fazla eziyet etmeye başladılar.

== '''Ak yüzlü bir pir''' ==

Oruç Reis, bu kafirden kendisine bir fayda gelmeyeceğini anladı. O gece sabaha 
kadar Azizün züntikam olan ma'bud-i bizevale tazarru ve niyaz edip: "Halimi sen 
bilirsin" deyip, yüzün toprağa sürüp ağladı ve dedi ki:
"Ya İlahe'l Alemin! Bütün kimsesiz kalmışlara derman senden olur. İbrahim 
Peygambere Nemrud'un ateşini gülistan eden sensin. Yusuf Peygambere zindandan necat
veren sensin.Bütün zorlukları kullarına asan eden sensin. Habibin Muhammed Mustafa
hakkı için, ben biçare kuluna dahi meded ve inayet edip, beni şu bela girdabından 
halas eyle!.."
       
Gözyaşlarından, bulunduğu yer balçığa döndü. O hal ile yatıp uyudu.
        
O gece rüyasında ak yüzlü bir pir gelip:
        
"Ya Oruç! İslam uğruna her ne eziyet çekersen sabr eyle. Ferahın yakındır. Sen
sekiz yüz altın vermeye razı olmuştun. Amma buradaki kısmetin kesilmediği için işin
aksi gitti. Allah, seni bir akçe vermeden kurtarmaya kadirdir. Daha çok gazalar edeceksin."
Deyip kayboldu.
Oruç Reis, uykudan uyanıp:
"Yarabbi şükür!"
Diyerek, sabaha kadar ibadet ve taatte bulundu.

== '''Şövalyelerin korkusu''' ==

        Sabah oldukda, bütün kafir kaptanları bir araya gelip, Oruç Reis'e dair  
   aralarında konuştular:
        "Bu ne iştir? Bizim kumandanımız deryada gezmez ve derya işlerini gereği gibi 
   bilmez. Esirlik hali bugün Oruç Reis'e yarın bizedir. Deryada gezen adamın başına 
   çok haller gelir. Sen bana elbette şu kadar akçe vereceksin, diye yer altına atıp 
   bu denli eziyet eylemek doğru iş değildir."
        Diye ittifak edip, cümle kaptanlar, kumandana varıp bu hali izah edip anlattılar.
        Kumandan dahi kaptanların sözlerinden çıkmadı. O saat, Oruç Reis'i yer altından
   çıkarıp bir kaliteye küreğe kodular:
        Oruç Reis: 
        "Yer altında olan eziyete göre kürek yine nurun ala nurdur. Yarabbi şükür,
   dünya yüzünü gösterdin!"    
        Diye azatlık olmuş kadar mesrur oldu.

==''' Sultan Korkut''' ==

        O sıralarda Sultan Korkut Antalya'da bulunmakta idi. Adet edinmişlerdi. Her sene
   Rodosluların elinden yüz esir satın alıp Allah rızası için azat ederdi. Yine sene başı 
   yakın olduğundan kapıcıbaşını Rodos'a gönderip, adeti üzere yüz esir kurtardı.
        O zamanda, yirmi otuz esir birden azat olursa kendi gemilerine koyup selamet 
   yakasına götürüp dökmek, kafirlerin adeti idi.
        Bu sefer de kapıcıbaşının aldığı yüz esiri, Oruç Reis'in kürekte olduğu kaliteye
   koyup, bir selamet yakasına bırakmak için muvafık bir rüzgarda yola çıktılar.
        Oruç Reis her lisanı bilir kişi idi. Rum lisanını da çok iyi bilirdi. Çok şen
   tabiatlı, sohbeti tatlı bir kimse olduğundan kendisiyle bir kere konuşan kimse 
   ayrılmazdı. Kalitenin kaptanı ve öteki büyük kafirlerle de şakalaşıp ünsiyet peyda 
   etmişti.

== '''Oruç Reis'e kafirlik teklif olunması''' ==

        Bir gün kafirlerle sohbet edip, gülüp oynarken kafirler:
        "Ey Türk! Sen güzel sözlü bir kişisin. Bizim lisanımızı da çok iyi bilirsin.   
   Müslümanlıkta ne buldun? Gel, dinimize gir. İçimizde sen de adı sanı belli bir adam 
   olursun."
        Dediler.
        Oruç Reis ise:
        "Elhamdü lillahi ala din-il İslam ve tevfik-il iman!"
        Dedikten sonra:
        "Ey akılsız kafirler ve ey sermedi hınzırlar! Nedir o ki, kendi ellerinizle
   düzüp yaptığınız ağaç parçasından medet talep edersiniz! Ondan ne fayda olacaktır?
   Onları ateşe atsalar kendilerini kurtarmaya kadir değillerdir. Yanıp kül olurlar.   
        "Kendisine kulluk edilecek Allah'tan başka hiçbir fert yoktur. Bütün kainatı
   yoktan var eyleyen O'dur. O'nun ortağı benzeri yoktur. Mekandan münezzehtir ve zat-ı 
   şerifi bir hal üzere sabittir.
        "Ve bütün günahkarların ve suçluların şefaatçisi olan hazret-i risalet ve
   mefhar-i mevcüdat Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem, onun sevgili 
   kuludur."
        Diye cevap verdi.
  
        
== '''Muhammed seni kurtarsın!''' ==

        Bunun üzerine kafirler:
        "Muhammediniz bütün suçlulara şefaat edecektir, dersin. Bakalım şimdi seni bizim
   elimizden kurtarabilir mi?"
        Dediler.
        Oruç Reis:
        "Behey kafirler! Yuh sizin aklınıza! Benim sadakatim, imanım şunadır ki, Allah'a
   ve resulüne yapışan kimse mahrum kalmaz. Yakında sizin içinizden halas olurum."
        Dedi.
        Ebedi kafirler ise:
        "Hele sen şimdi küreğini çek de, Muhammed eğer seni kurtarabilirse kurtarsın."
        Dediler.
        O gece Oruç Reis, bütün ihtiyaçları veren Cenab-ı Kibriya'ya yine dualar edip
   ağlayarak, server-i kainat olan Hazret-i Peygamber'i şefaatçi getirdi, ve:
        "Ya İlah-el Alemin! Beni şu kafir-i müşriklerin içinde utandırma. Lutf edip, ben
   zayıf kulunu, yakın zamanda kurtar."
        Diye ağlayıp yalvardı.

== '''Oruç'tan alarga durun!''' ==

        Oruç Reis'in forsa olduğu kalitede bir papaz vardı. Bu papaz kafirlere:
        "O, Oruç Reis dedikleri kafir ile çok konuşmaktan sakının. Zira, Müslümanlık
   bakımından çok okuyup bilmiştir. Anlarım ki, benden çok yukarı papaza benzer. Siz onu
   aklınızca dininden çıkarmaya çalışırsınız amma, korkarım ki, o sizin cümlenizi 
   Turkuvaz eder. Ondan alarga durun."
        Diye tenbih etmişti. Bunun için kafirler de onunla eskisi gibi şaka latife etmez
   olmuşlardı.
        Nihayet Antalya yakınlarında ıssız bir kıyıya yanaşıp, kapıcıbaşı ile yüz esiri
   çıkardılar. Fakat o gece rüzgar muhaalif estiğinden kalkamayıp, demirli kaldılar. 
   Kalitenin sandalı da kaptan için balık avlanmaya gitti. Her taraf süt limanlık idi.
        Böyle iken, bir anda büyük bir fırtına kalktı. Öyle ki Nuh tufanına benzedi. Her 
   yeri karanlık kapladı. Sandal da gelemeyip bir koltukta sindi kaldı. O gece nerdeyse 
   gemi helak olayazdı.
 
        '''Ağamın kurtulması'''
        O gecenin içinde,ortalık göz gözü görmez iken, Oruç Reis fırsatı ganimet bildi.
   İmanının bereketi olarak, Hak Teala işini rast getirip ayağındaki demiri kolayca 
   çıkardı.
        "Bismillahirrahmanirrahim" diyerek, kendisini denize bıraktı. Yüzerek karaya 
   çıktı. Yüzünü yerlere sürüp sonsuz hamdler etti.
        Hemen yola koyulup bir köye vardı. Yer gök bilmeyip iki tarafına bakınırken bir 
   kocakarıcık önüne çıkadüştü.
        Oruç Reis'e:
        "Ey oğul! Zahmetli yoldan gelmişe benzersin. Gel bu gece bana konuk ol."
        Dedi.
        Ağamı evine götürüp yiyecek neyi varsa önüne kodu, yedirip içirdi. Urbacığını
   değiştirdi.
        Oruç Reis de başından geçen halleri anlatıp, nasıl firar ederek oraya geldiğini
   nakletti. 
        Kocakarıcık çok sevinip:
        "Şükür oğul, elhamdülillah. Allah Teala sana yol vermiş."
        Dedi, sevindi.

        '''Kocakarıcığın tarlası'''
        O köyün halkı misafiri pek severlerdi. Oruç Reis köyde on gün eğlendi. Öyle ki,
   Oruç Reis'i elden ele geçirip pay edemezlerdi. Kocakarıcığa o geceden sonra sıra 
   vermediler.
        "Sende bir gece misafir olmuş, bizde de olsun!"
        Diye, kocakarı ile kavga ederlerdi.
        Kocakarı ise:
        "Be adamlar, niçin benim misafirimi alırsınız? Allah Teala onu bana misafir
   gönderdi. Gidinceye kadar benim yanımda eğletsin. Varın Allah Teala size de misafir
   versin."
        Diye söylenirdi.
        Meğer yollar üzerinde dolaşıp, düşmüşten kalmıştan, hastadan sayrudan,
   bulunduğunu evine götürüp, taam yedirip, görüp gözetmek bu kocakarıcığın adeti imiş.
        Bir tarlası varmış ki, onu sadece misafire ikram için ekermiş. Allah'ın emri
   ile, bir yerde ekin gelmese, misafir için ekilen tarlanın ekini, çekmekle 
   tükenmezmiş. Ona böyle bir bereket inmiş.

        '''Papazın kurnazlığı'''
        Şimdi, gelelim kafirlere:
        O gecenin yarısında fırtına sakin olup sandal da gemiye geldikten sonra hareket
   için hazırlığa başlamışlar...
        Sabah olunca bir de baktılar ki, Oruç Reis'in yeri boş. Firar etmiş...
        Kalitenin kaptanı saçını sakalını yolmaya başladı.
        "Gran Mastor'un yanına ne yüzle gideriz?"
        Diye kasavete battılar.
        Allah Teala kafir-i ebedilerin kasavet ve ukubetlerini artırsın.
        Bu kaptanın daha fazla elem çekmesinin sebebi Komandor'a gidip:
        "Bu senin yaptığın deniz yolu değildir. Bakarsın biz de onların eline düşeriz.
   Onlar da bize kendi koduğunuz yoldur, diye ondan beter ederler."
        Diye söyleyenlerden olmasıydı. Oruç Reis'in firar etmesi yüzünden Gran Mastor'un
   yanında mahçup olacağından, ziyade sıkıntıya düşmüştü.
        Oruç Reis'in söylediği gibi, Allah'ın inayeti ile firar etmesi ise, kafirler 
   arasında onun anlattıklarının hak olduğuna büyük delil oldu.
        Çünkü Oruç Reis onlara şöyle demişti:
        "Yakında, mabudum olan Cenab-ı Bari ve şefaatçim olan Sultan-ül Enbiya'nın, beni
   sizin içinizden kurtaracağı muhakkaktır."
        Şimdi bu söz çıkmıştı. Elhamdülillahi haza min fazlı Rabbi.
        Kafirler ise o zaman, Oruç Reis'le istihza edip:
        "Sen şimdiki halde küreğini çek de, Muhammed'in gelsin bizim elimizden seni
   kurtarsın.."
        Demişlerdi.
        Şimdi mahcup olup, başları aşağı düştü... Hak Teala din düşmanlarının başlarını
   daima aşağı eyleyip makhur kılsın. Ve asakir-i İslam karındaşlarımızı berde ve bahrde
   üzerlerine mansur ve muzaffer eylesin.
        Fakat gemideki mel'un papaz, kafirlerin kalplerine şüphe düşüp, hak yola 
   dönmelerini önlemek için:
        "Onların Muhammedleri öteden beri sihirbazlıkla tanınır, bu esiri de sihirle
   kurtarmasında şaşacak ne var."
        Diyerek, mel'unların sapık yollarından ayrılmalarına mani oldu.
        Böylece hüsran içinde çekilip Rodos'a gittiler.

        '''Ali Kaptan'ın kalyonunda'''
        Oruç Reis köyde on gün kaldıktan sonra, Midilli'ye gelmek istedi. Fakat yol sapa
   düştüğünden gelemedi.
        Antalya'ya gitmeye karar verip, kocakarıcığa ve köylülere veda ederek yola 
   çıktı. Üç günde Antalya şehrine vardı.
        Antalya'da Ali Kaptan derler, bir kalyon kaptanı vardı. Onüç alabanda açar 
   gemisi vardı. Daima İskenderiye'ye işlerdi. Kemal sahibi bir kimse olup, garip
   yiğidin anası atası idi.
        Oruç Reis, Ali Kaptan'ın ününü duyunca, doğrulup onun gemisine vardı:
        "Kaptan baba, biz de bu tekkenin abdallarındanız. Uygun görürsen hizmet edelim."
        Dedi.
        Ali Kaptan da:
        "Pek güzel oğul, hoş geldin, safa geldin! Gemi benim değil, senindir."
        Cevabı ile kabul etti. Oruç Reis deniz adamı ve reisler zümresinden olduğu için
   onu ikinci reis eyledi.
        Oruç Reis'in derya işlerinde bilgisi pek ziyade idi. Ali Kaptan da "Yürük at,
   yemini kendi artırır" sözü gereğince onun hatrını alıp çokça pay verdi.
        Hasılı kelam, gemi yüklenip, muvafık bir günde kalkıp, İskenderiye'ye 
   Midilli'ye gitmek üzere olan bir gemi bulunca, hemen bir mektup yazıp, bana
   yollamıştı.

        '''Kirigo elime geçerse'''
        Ben ise, yukarıda zikri geçtiği gibi, Kirigo kafirine onsekiz bin akçe verip 
   Rodos'a yollamıştım. Onunla konuştuğumuz üzere de Bodrum'da bir haber bekleyip
   durdum.
        Birçok bekledikten sonra, Kirigo hayınından bir haber belirmeyince, Bodrum'dan
   kalkıp Midilli'ye döndüm. Hem kendi işime bakar, hem de ağamı halas için çareler
   arardım.
        Bu sırada İskendiriye'den gelen bir gemi Oruç Reis'in mektubunu getirdi.
        Nameyi okuyup da, hali öğrenince sanki ölü idim dirildim, cihan cihan memnun
   ve mesrur oldum.
        Oruç Reis mektubunda, önünden sonuna kadar, başından geçen serencamını ve
   Kirigo Mel'ununun yaptıklarını, nasıl firar ettiğini ve Ali Kaptan'ın kalyonuyla
   İskenderiye'ye geldiğini anlatıyordu. 
        Kirigo kafirinin hıyanetliğini öğrenince:
        "Eğer elime geçerse, burnunu ve kulağını uçurmak nezrim olsun!"
        Diye ant ettim.

        '''Kafir donanmasının baskını'''
        Oruç Reis, İskenderiye'de bulunduğu sırada, Ağız ağızdan evsafı ve bahadırlığını 
   Mısır Sultanı'na anlatmışlar.
        Mısır Sultanı da Oruç Reis'i huzuruna çağırıp, iltifatlar edip, altın yıldızlarla
   süslenmiş olan kendi kalitesine kaptan tayin etti.
        O sırada Mısır Sultanı, Hind taraflarına asker göndermek hazırlığında imiş. Oruç
   Reis'i ince donanması üzerine serasker etti.
        Sultan, Adana paşasına emir gönderip:
        "Yanındaki askerle hemen Payas körfezine gelip, kırk parça kalite için kereste
   kestirip, hazır olduğunda bana haber veresin. İnce donanmamı o tarafa gönderip keresteyi
   aldırayım."
        Dedi.
        Adana Paşası da, emir gereğince Payas körfezine gelip, keresteyi kırdırıp hazır etti.
        Sultan'a:
        "Emr-i hümayununuz üzere kereste hazır olup emrinize amadadir."
        Diye haber gönderdi.
        Sultan da Oruç Reis'i on altı parça tekne ile Payas körfezine kereste getirmeye
   gönderdi.
        Fakat kafir donanması da bunu haber almış. Oruç Reis'in üzerine ağır donanma ile
   varıp körfez içinde gafil bastırdılar.
        Oruç Reis hali görünce, bütün gemilerini baştan kara ettirip askerlerini karaya
   çıkardı. Canlarını güç ile kurtardılar. Hepsi karaya çıkıp dağıldılar.
        Oruç Reis de sürüp Antalya'ya geldi. Sultan Korkut o sırada orada idi.
   
        '''Oruç Reis'in korsan olması'''
        Oruç Reis'in kemerinde çok dünyalık vardı. Bu para ile Antalya'da kendi malı olmak
   üzere, on sekiz oturak bir tekne yaptırdı. Bu öyle bir tekne oldu ki, uçan kuşa hükmederdi.
        Teknesini donatıp Rodos taraflarında korsanlık etmeye başladı. O taraflarda basılmadık
   köy kasaba bırakmadı. Çok ganimet aldı.
        Sonunda kafirler toplanıp Rodos'a Gran Mastor'a gidip şikayet ettiler:
        "Sinyor, bu insafa layık mıdır ki, buradan kurtulma Oruç Reis namında bir forsa,
   korsan olup zuhur etti. Altındaki on sekiz oturaklı teknesi ile uçan kuşa hükmediyor. 
   İlimizi memleketimizi ateşe verip, nice oğullarımız uşaklarımız teknesine doldurup, götürüp
   Şam Trablusu'na satıyor. Şimdi onun şerrinden bir yere varıp gelemiyoruz. İmdat bu
   hristiyan düşmanı diyavolonun elinden!"
        Dediler.
  
        '''Kafirlerin Oruç Reis'i kıstırmaları'''
        O zaman Gran Mastor divan toplayıp bütün kaptanları çağırdı:
        "Bakınız şunlar ne söyler, kulağınızla dinleyiniz."
        Deyince, şekvacılar bir ağızdan söyleyip feryad ettiler. O zaman Gran Mastor 
   şöyle dedi:
        "İşte benim kasdım, bu haydudu yer altından çıkarmamaktı. Ama siz beni kendi halime 
   komadınız. Onun böyle edeceğini ben bilirdim. Varın bir daha ele geçirin!"
        Böylece pek çok atıp tutup, kafir iken Yahudi oldu.
        Kaptanlar:
        "Sinyor! Hemen senin ömrün uzun olsun. O, Oruç Reis dedikleri diyavoloyu yine buraya
   getireceğimizden hiç şüpheniz olmasın. O zaman, istersen ebediyen yer altından çıkarma."
        Diyerek, hemen beş altı parça yürük tekne donattılar. Oruç Reis'i taş be taş,
   bucak be bucak, liman be liman aramaya başladılar.
        Sonunda bir limanda kıstırdılar. Teknesini zaptettiler. Oruç Reis adamları ile 
   birlikte kaçıp kurtuldu. Az kaldı yine yakayı ele veriyordu. Hele Allah Teala korudu.
        Buradan adamlarıyle birlikte sürüp Antalya'ya geldi. Kafirler ise Oruç Reis'in teknesini
   Rodos'a götürdüler.
        Gran Mastor, kıyıdan bakıp da teknelerin altı iken yedi olduğunu görünce, tacını
   göğe atıp:
        "Hristiyan düşmanı diyavoloyu ele geçirmişler!"
        Diye sevindi.
        Amma liman reisi bakıp da, tekne Oruç Reis'in amma içinde kendi yok görünce, beline 
   vurup: "Eşekten öfke alınmazsa, semerinden alırız" sözünce, kafirliklerinden gemiyi yakıp
   hırslarını tekneden aldılar.

        '''Oruç Reis'in Sultan Korkut'un huzuruna çıkması'''
        Oruç Reis, gemisi elinden alınıp da tekrar Antalya'ya döndüğü sırada, Sultan Korkut'a
   Manisa sancağı mansıp verildiğinden oraya gitmek üzere idi. 
        Sultan Korkut'un Piyale Bey derler bir hazinedarı vardı. Oruç Reis daha önce bir frenk
   oğlanı bağışlamıştı. Allah için dostlaşırlardı. Şimdi Oruç Reis'in başına bu hal gelip de
   teknesiz kalınca Piyale Bey, Sultan Korkut'a halini anlattı:
        "Bir mücahit duacınızdır. Bunların bütün işleri gece gündüz, dinsiz kafirlerle ceng ü
   cidal, harb ü kıtaldir. Sultanım hazretlerinin bir tekne ile bu gazi kullarını kayırmaları
   niyaz olunur."
        Dedi.
        Sultan Korkut da Piyale Bey'in ricasını kabul buyurup, Oruç Reis'i huzuruna çağırdı.
   Çok izzet ve ikram eyledi.
        "Sakın teknenin gittiğine elem üzere olma, hemen başın sağ olsun. Ben seni teknesiz
   komam. İnşallah kazaya uğrayan teknenden daha forsa tekne yaparsın."
        Dedi, teselli etti.
        Sonra, Sultan Korkut, İzmir kadısına hitaben şu emirnameyi yazdırdı:
        "Emrim sana vardıkta, ferman-ı celilü-l kadrimi taşıyan Gazi Oruç Reis oğlumuza,
   kendi istediği minval üzere bir kalite yaptırasın. Din-i mübin uğruna küffar-ı haksarlardan
   intikam alıp, ecdad-ı pakimizi rahmet ile yad eylesin."
        Piyale Bey dahi, İzmir gümrükçüsüne hitaben şu muhabbetnameyi yazdı:    
        "Namem sana varıp, dünya ve ahiret karındaşım olan Gazi Oruç Reis huzuruna gelip didar
   görüştükte, üzerinden hüsn-i nazarınızı diriğ buyurmayıp, işlerine muavenet buyurasız. Ona
   olan ikram ve sevginiz bana yapılmış sayılır. Ve hem şöyle bilesin ki, karındaşımız Oruç 
   Reis tarafımızdan vekilimizdir.
        "Bizim için yirmi iki oturak olmak üzere, bir tekne yaptırasız. Ve ol teknenin üzerine
   mutemed nasb olunmuştur. Hemen sizlere lazım olan budur ki, ne harç giderse sen verip başka
   işine karışmayasın."
       
        '''Sultan Korkut'un duası'''
        Piyale Bey, Oruç Reis'e, Sultan'ın fermanını ve kendi yazdığı muhabbetnameyi verip,
   lisanen dahi ifade etti:
        "Ey karındaş Oruç Reis! İşte elimizden geldiği kadar çalışıp, sen karındaşımı,
   bedavadan bir tekne sahibi eyledik. Senin muradın üzere, süvar olacağın tekne İzmir kadısına
   havale olunmuştur. Ben de kendim için, İzmir gümrükçüsüne yirmi iki oturak bir tekne
   sipariş ettim. Sen hem kendi teknenin, hem benim teknemin üzerine mutemedsin.
        "Tekneler tamam muradın üzere yapılıp, bütün levazımatını, leventlerini, zahiresini
   ikmal ettikten sonra, İzmir'den kalkıp, gelip Foça'da yatasın... Sonra gelip Sultan Korkut'la
   buluşup duasını alasın. Ondan sonra her ne emr ederse ona göre hareket edersin."
        Dedi.
        Oruç Reis, Sultan Korkut'a ve Piyale Bey'e veda ederek İzmir'e gitti.
        Sultan'ın fermanını İzmir kadısına, Piyale Bey'in namesini de İzmir gümrükçüsüne
   tabşırdı. İkisi de "Baş üstüne" deyip, ertesi gün teknelerin inşasına mübaşeret ettiler.
        Sultan Korkut da, Antalya'dan kalkıp mansıbı olan Manisa'ya gelip indi.
        Oruç Reis, üçbuçuk ay içinde, kendi teknesi yirmi dört oturak ve Piyale Bey'in ki
   yirmi iki oturak olmak üzere tamamen yaptırıp, donatıp, Foça Limanı'na gelip, lenger-endaz
   olup yattılar.
        Oruç Reis yanına yirmi otuz pak levent alıp, kuşatıp Manisa'ya gitti. Sultan Korkut
   ve Piyale Bey ile görüştü. Teknelerin hesaplarını bir bir ifade edip bildirdi.
        Piyale Bey emektarlarından Yahya Reis'i kendi teknesine reis nasb eyledi ve:
        "Sakın, Oruç Reis karındaşımın rey ve tedbirinden dışarı iş eyleme!"
        Diye tenbih etti.
        Oruç Reis, Piyale Bey'in yanında üç gün misafir oldu. Dördüncü gün gayri gitmek iktiza
   edince, Piyale Bey, Oruç Reis'in önüne düşüp, götürüp, Sultan Korkut'a buluşturdu.
        Sultan Korkut, Oruç Reis için dua etti:
        "Allah Teala seni kafirler üzerine mansur eylesin."
        Deyip, sırtını sığadı.
        "Frengistan tarafına gidip orada korsanlık edin."
        Dedi.
        
        '''Kaza yıldırımı gibi'''
        Oruç Reis de Sultan Korkut'a ve Piyale Bey'e veda edip Foça'ya döndü.
        O gece sabaha kadar ibadet ü taat edip, sıdk ile, hacetleri veren Cenab-ı Hakk'a tazarru
    ve niyazda bulundu:
        "Ya İlahel Alemin! İzzetin, celalin hakkıyçün ve habibin Muhammed Mustafa hakkıyçün ve
    cemi enbiya ve evliya hakkıyçün, ben zayıf kulunu din düşmanı olan küffar-ı haksar üzerine 
    mansur eyle... Fisebilillah gazaya niyet ettim. Can ü başımı bu yola kodum... 
    Bismillahirrahmanirrahim. Tevekkeltü alallah."
        Oruç Reis, bir mübarek saatte gazaya teveccüh edip yola revan oldu. Önce Midilli'ye
    gelip sıla eyledi. Hepimiz Oruç Reis'in hasreti ile yanardık.
        Bir gün iki gemisi ile çıkageldi. Birkaç gün kalıp hasret giderdik. Sonra yine gemisine
    binip gazaya yüz verdi gitti.
        Gemileri öyle yürük çıkmıştı ki, koğduklarına kaza yıldırımı gibi aman vermeyip
    yetişirler; kaçtıklarını ise göz açıp kapayıncaya kadar bırakıp kaybolurlardı.

        '''Her kim Al-i Osman''dan dua alırsa'''
        Günlerden bir gün selametle Fulya yakasına geçti. Orada av arayıp dolaşırken iki pare
    barçaya rast geldi. Allah'ın yardımı ile aman zaman vermeyip kakıp aldılar. Venedik
    barçaları idiler. İçlerinden yirmidört bin altın çıktı. Beşte bir teknelerin hakkı
    çıktıktan sonra kalanı leventlere dağıtıldı. Alet edevat alanın oldu. Kalan kafirleri
    esir edip barçaları ateşe vurdular. İslam askeri öyle tok doyum oldu ki ancak olur.
        Hepsi zengin oldular. Nasıl zengin olmayanlar ki, Al-i Osman'dan dua almışlardır.
    Dünyada iksir dedikleri padişah duasıdır. Her kim Al-i Osman'dan dua alırsa, şüphesiz
    tuttuğu iş kolay gelir... Zira onlar bir ulu ocaktır. Kim onlara yan bakarsa onun başı 
    aşağı olur.
        Oruç Reis, Fulya tarafında barçaları alıp Rumeli tarafına geçti. Eğriboz'a geldi. 
    Burada Terzi Kayası denen limana girdi. Orada bir müddet yatmak istedi.
        İşe bak ki, limanın ağzına gelince ne görsünler Venedik küffarı gemilerinden üç pare 
    kalyon ile bir pare barça varmış. bizimkileri görünce hepsi bir araya gelip top ateşine
    başladılar.

        '''İşte ayağınıza geldik, bizi alın!'''
        Oruç Reis'in gemileri geri çekilip, top altından çıkıp lenger-endaz oldular... Reis
    bunlara: "Ahd edelim, size zararımız dokunmasın" diye haber gönderdi. Amma kafirler
    gemilerin limana girmesine razı olmadılar.
        O zaman Oruç Reis yoldaşlarına:
        "İşte gördünüz, bu gemiler top atıp bizi limana koymak istemezler.Bunların böyle 
    yapmaktan maksatları şudur, bize şöyle demek isterler:
        "Siz mücahit kimselersiniz. Gelip bir limanda hazır kafir gemileri buldunuz. Niçin
    gelip almazsınız? Bu kadar deryalar geçer, serencamlar çekersiniz. Varıp bir şikar buluncaya
    kadar canınız çıkar. Biz, işte ayağınıza geldik. Şimdi bizi alın!"
        "bize top atmaları, başlarına bela satın almaktır. Hiç şüphe etmeyin ki, bunların
    kazaları yakındır. Zira, biz bu kadar: ahd ü eman verelim, dedikçe bunlar bizi rencide
    ediyorlar. Vallahi ben bunlara, Allah Allah diye çatarım. Takdirde olacak ne ise o olur."
        Dedi.

        '''Asla göz açtırmadılar'''
        Bunları demekten maksadı, leventlerin gönlünü yoklamaktı. Çünkü kafir gemileri gayet
    ateşli ve donanmış idiler... Bu sözlerin sebebini bilen yoldaşları ise bir ağızdan: 
        "Sen bilirsin! Sen ne edersen, biz onu hoş görür, ederiz!"
        Dediler.
        Oruç Reis de:
        "Allah cümlenizden razı ve hoşnut olsun oğullar! Benim de sizden beklediğim budur.
    Berhudar olun. Dünya ve ahirette yüzünüz ak olsun!"
        Diye cevap verdi.
        Hemen sancaklar açılıp, Gülbank-i Muhammedi çekilip, toplar atıldı.
        Kavi düşmanın, topuna tüfeğine bakmayıp, kulaklarını kasıp; varıp çattılar. Asla göz 
    açtırmadılar.
        İki taraftan hayli cenk oldu. Hakikaten, Oruç Reis'in dediği gibi, kazaları yakın 
    olup, belayı başlarına satın almışlar imiş.
        Hak sübhanehu ve teala inayet eyleyip dördünü de aldılar.
        Dört tekneden ikiyüz seksenbeş kafir esir aldılar. Cümlesi dörtyüzden ziyade idi. Bu
    kadar ganimet malı teknelere doldurdular. Öyle ki tekneler kaplumbağaya dönüp kımıldamaya
    iktidarları kalmadı.
        Hasılı şenlik ve şadmanlık ile Midilli'ye geldiler.

        '''Ağam Oruç'la buluşmamız'''
        Ağam ishak ve sair akraba ile gidip Oruç Reis'i karşıladık. Öpüşüp koçuştuk, hal ve
    hatır soruştuk; sanki leyle-i Kadr'e erdik.
        Akraba ve taallukatımızdan gayri, vilayetin bütün fakirlerinin ihtiyaçlarını da
    giderdi. Yetim oğulları giydirip sünnet ettirdi. Yetim kızları ere verip evlendirdi. 
    Rodos'ta esir iken birlikte tuz ekmek yediği yarenlerinden vesair ümmet-i Muhammed
    esirlerinden ikiyüz kadarını satın alıp kurtardı.
        Bir ay miktarı Midilli'de yanımızda kaldı. Hemen hareket edip, İzmir'e doğru gidip 
    varıp, Sultan Korkut'a ve karındaşlığı Piyale Bey'e buluşup görüşmeklik için can atıp
    dururdu.
        Bu sırada bir haber geldi. Bu haberden Sultan Selim hazretlerinin tahta cülus ettiği,
    karındaşı Sultan Korkut'un ise canından korkup firar eylediğini öğrendik... Oruç Reis,
    Sultan Korkut için çok üzüldü.
        Biz ise büyük karındaşım İshak'la söz birliği edip, Oruç Reis'e nasihat eyledik:
        "Karındaşımız Oruç! Şimdiki halde buralarda durman senin için büyük hatadır. Var sen
    bu kışı İskenderiye'de kışla. Ne olur ne olmaz! Biz seni habersiz komayız. Kim bilir, belki
    bu tekne Sultan Korkut'undur diye, tekneyi ve kazandığını alırlar."

        '''Oruç Reis Mısır'da'''
        Oruç Reis bizim sözümüzü dinleyip, kabul eyledi. Veda edip, bir mübarek saatte 
    Midilli'den kalkıp gittiler. Kerpe adası önünde bir barça aldılar. Ertesi günde altı
    taner daha aldılar... Aktarmaları yedi olup bu şekilde İskenderiye limanına gelip dahil
    oldular.
        Mısır Sultanı'na Oruç ve Yahya Reislerin yedi kıta aktarma ile geldikleri haber
    verildi. 
        Oruç Reis isem, Payas körfezinde telef olan onaltı pare tekne sebebiyle, Mısır 
    Sultanı'ndan pek gayet sıkılırdı.
        Eğer biz "Var İskenderiye'de kışla" demiyeydik, İskenderiye'ye gitmezdi. Hemen bizim
    sözümüzü tutmak için vardıydı.
        Oruç Reis, ganimet tuhfelerinden bir azim hediye düzdü ki, ancak olur. Dört bakire 
    kızoğlan kız ve dört müstesna esir gulam ile birlikte hepsini alıp ayakdaşı Yahya Reis ile
    beraber büyük alayla Mısır' çıkıp varıp Mısır Sultanı'na buluştular.
        Oruç Reis ve ayakdaşı Yahya Reis, Mısır Sultanı'nın yanına varınca peşkeş hediyelerini
    yollu yolunca verdiler. Mısır Sultanı'nın katında azim makbule geçti.
        Öyle ki, evvel Oruç Reis, Mısır Sultanı'ndan hicap eder iken, şimdi Sultan ondan 
    hicap eder oldu. Reisleri konuklayıp izzet ve ikramda bulundu. Üç gün şah sofraları 
    döşenip, yenilip içildi, rahat kılındı.
        Üçüncü gün Mısır Sultanı:
        "Ey Oruç Kaptan! Sana biraz hatırım kaldı idi. Amma yine de affeyleyim. Zira Hak Teala
    hazreti, affedici kullarını severmiş. Bolay kim biz günahkarlarını dahi sevdiği kullarından
    eyleye..."
        Deyip, sadede girdi ve dedi ki:
        "Biz seni on altı pare teknenin üzerine serasker nasb edip, kereste için göndermiş
    idik. Düşman baskın verip telef eyledi. Elhamdülillah ki bir ümmet-i Muhammed'in bile
    burnu kanamayıp kurtuldular. Bu bize hak tarafından büyük bir nimettir... Amma, sonra
    yanıma gelmediğinden bir miktar üzülmüştüm. Şimdi affeyledim. Hemen sağ olasın."
        
        '''Sultanın fermanı'''
        Mısır Sultanı, Oruç Reis'in böylece hatırını aldıktan sonra, getirdiği hediyeler 
    mukabili birkaç misli mükafat verdi.
        İskenderiye serdarına da bir emir yazıp buyurdu ki:
        "Oruç Kaptan'ın ve arkadaşı Yahya Kaptan'ın üzerlerinden geçen kuşun kanadını kesesin. 
    Her ne lazım olur ise veresin. Kaptanlar için konak ve leventler için kışla tayin edesin.
    Yiyecek ve içeceklerini gereği gibi, gerek kaptanların ve gerek leventlerin, veresin."
        Bunları sıkıca yazıp tenbih eyledi. Reisler Mısır Sultanı'nın yanında onbeş yirmi 
    gün eğlendiler.
        Bir gün Oruç Reis, Sultan'a:
        "Sultanım! Gelmek iradfet, gitmek icazet... Eğer izn-i hümayununuz olursa, varalım 
    İskenderiye'de işimiz üzre olalım."
        Dedi.
        Mısır Sultanı dahi pek makul bulup bunlara izin verdi. Onlar da Şah'a veda edip
    İskenderiye'ye döndüler.

        '''İskenderiye'den sefer'''
        Daha reisler gelmezden evvel, Sultan'ın İskenderiye serdarına yazdığı emir gereğince, 
    kaptanların konaklarını ve leventlerin kışlalarını silip süpürüp pak edip döşemişlerdi.
        Hepsi yerlerine yerleştiler. Vakitlerini yeme içme, taat ü ibadet, zevk ü safa ve
    kendi işlerini işleyerek geçirip baharı bekler oldular.
        Kış geçip, bahar günleri gelince, Oruç Reis ve ayakdaşı Yahya Reis teknelerini kalafat
    edip yağladılar. Erzaklarını gereği gibi alıp hazır oldular. 
        Sonra Mısır Sultanı'na şöylece bir name yazdılar:
        "Benim efendim Sultanım Hazretleri,
        "Hak teala ömr-i devletinizi ziyade eylesin. sayenizde yedik içtik, gülüp oynadık.
    Serdar Ağa duacınız, her levazımatımızı gereği gibi veriyor. Devlet-i aliyyenizde bu
    kullarınıza ve levent gazilere bir kıtlık çektirmedi. Sultanım Efendim Hazretlerinin 
    tenbihlerinden ziyade izzet ü ikramda kusur komamışlardır.
        "Teknelerimizi yağlayıp hazırlandık, cihad ve gazaya açılmak üzereyiz. Bu mücahit
    kullarınızı hayır duanızda unutmayınız."

== Kıbrıs açıklarında ==

        
Bu nameyi yazıp Sultan'a yolladıktan iki üç gün sonra, kendileri de kalkıp gazaya
müteveccih oldular.

Güzel günlerde Kıbrıs üzerine vardılar. Bir günde beş adet Venedik marcelyanası aldılar.
Yükleri çuha, tüfenk demiri ve pireşe tabancalısı ve çerçi pusadı idi.
        
Elhasıl, yirmibirinci günü Cerbe adasına vardılar. Mezkur malları değeri değmezine
Cerbe bezirganlarına sattılar, gazilere pay eylediler. Pay başına, yirmibeşer zira Venedik
sayası olmak üzere çuha ve ikişer çift tüfenk ve ikişer çift pişere tabancalısı ve yüz 
yetmiş birer buçuk altın aldılar. Gaziler kafirden aldıkları ile öyle tok doyum oldular
ki, ancak olur.
        
Oruç Reis, Cerbe'den İskenderiye'ye giden bir gemi bularak, bununla, Mısır Sultanı'na en güzellerinden hediyeler gönderdi. Sultan bu hediyeleri alıp, Reis'in muhabbetnamesini
okuyunca dünyalar onun oldu:
:&mdash; Dünyada nimet hakkını gözetir ve iyilik bilir bir adam varsa, oğlum Oruç Kaptan vardır.
Diyerek dualar etti. Muhabbeti bir iken bin oldu.

Oruç Reis ile ayakdaşı Yahya Reis yine gazaya azimet ederek, Kalevra Papa taraflarında
gezip beş on parça daha aldılar. Salimen yine Cerbe Adası'na geldiler. Burada ganimetlerini
satıp zevk ü safalar eylediler.


== Sultan Selim Han ==

Sultan Selim Han hazretleri tahta geçip oturduktan sonra karındaşı Korkut'u aramadık 
yer komadı, bulamadı. Sonunda ince donanmayı Akdeniz'e salmaya karar verdi. İstedi ki
denizi gırbaldan geçirip tecessüs edeler. İhtimal ki Korkut'u bir yerden bir yere geçerken
ele geçireler.
       
O zamanlarda Kaptan Paşa, bostancıbaşılıktan çıkma İskender Paşa idi. Gayet zalim adam idi. Akdeniz'e girip deryada iki kürekli kayık gezdirmezdi. Bakıp teftiş ederdi.
        
Ben de bu ahvali duyunca:
:&mdash; Şimdi denizde gezecek zaman değildir!
Diye, tekneme buğday yükledim, Trablus'a gittim. Orada buğdayı siyah arpa ile değişip
Preveze'ye geçtim. Orada hem karaları hem teknemi sattım. Yerine at, kısrak, katır alıp
Maşkulur pazarına gelip iki misline satıp savdım.


==         Tekneye aşık oldum ==

Sonra Preveze karşısında olan Ayamavra'ya geldim. Burada karada hazır yeni yapılmış
daha derya yüzüne inmemiş, yirmi dört oturaklık bir yeni tekne buldum. Sahibi merhum
olmak ile karada kalmış imiş.

Amma bir nazenin tekne ki, ancak bu kadar olur. Belki alemin Behzad'ı tasvirini edemez.
        
Ben bu teknenin aşık-ı üftadesi oldum. Teknenin etrafında kısa bağlanmış buzağı gibi
dolaşıp yatar oldum. Ben bu halde iken teknenin mimarı görüp geldi.

Ustabaşı beni alıcı gözü ile tekneye bakar gezer görünce "Her kişiye sorma aslın,
bakışından bellidir" fehvasınca, benim reis olup, muradımın bu formaya göre tekne
yaptırmak olduğunu tahmin etmiş.
Nezaketle yanaşıp, aşağıdan yukarıdan sohbete girişti.
Sonra:
:&mdash; Anlarım ki, sultanım hazretleri deniz adamıma benzersiniz. Nasıl tekneyi beğendiniz mi?
Dedi.
Ben de:
        
:&mdash; Pek ziyadesiyle beğendim. Bir yerinde bir kusuru yoktur. Allah sahibine bağışlasın.

Dedim.
O zamana kadar teknenin sahipsiz olduğundan haberim yoktu. Meğer sahibi Fettah 
Kaptan namıyle maruf bir mücait gazi imiş. Ömrü vefa etmeyip merhum olmuş. Tekne varislerine kalmış, onlar da ustaya "müşteri çıkarsa satıveresin" diye ısmarlamışlar.
       
Ben tekneyi yapanın bu adam olduğunu bilemediğimden:
        
:&mdash; Acaba bu tekneyi hangi usta yaptı? Bu kalıpta bana da bir tekne yapsın isterim.

Diye sorunca, adam ustanın kendisi olduğunu ve teknenin böylece satılık bulunduğunu anlattı. Sonra benimle sahipleri aramıza girerek tekneyi bütün takım ile birlikte altı kese akçeye bana alıverdi.

Bu gemiye sahip olduğuma pek sevindim. Tekneyi güzelce yağlatıp yükletip Cerbe'ye
gittim.